Maslahat-ı Mürsele

ALTINCI DELİL
MASLAHAT-I MÜRSELE

Tarifi

Mürsel maslahat, mutlak menfaat demektir. Usûlcülerin ıstılahında: Dinin tasarruf ve gayelerine uygun olup muteber olduğuna veya ilga edildiğine dair herhangi bir delil bulunmayan hükmün kendisine bağlanmasıyle celb-i menfaat veya def-i mefsedet hasıl olan vasıftır. Sahabenin Kur´an-ı Kerîm´i bir mushafta toplanması, divan (devlet daireleri) ve hapishane kurulması, para basılması, fethedilen ziraî arazinin sahiplerinin elinde bırakılarak haraç alınması gibi hükümleri hep maslahata binaen verilmiş hükümlerdir.

Muteber Maslahatın Çeşitleri

Maslahatlar bazı şer´î hükümlere esas olur ve onlara bu hükümlerin illeti olarak itibar edildiğine dair bir delil bulunursa bunlara şer´an "muteber masla­hatlar" ismi verilir. Muteber maslahatlar üç mertebedir:

1- Zarûriyyat: Bunlar, insanların din ve dünya hayatı için elzem olup bu­lunmadığı zaman dünya hayatının alt-üst olmasına, âhirette de cenneti kaybe­dip azaba duçar olmasına sebep olan şeylerdir. Meselâ şu beş zaruretin muhafa­zası bu cümledendir ki bunlar: dinin, canın, aklın, nesebin ve malın muhafaza­sıdır. Dinin korunması için cihad meşru kılınmış ve dinden dönenin öldürül­mesi emredilmiş, insanların hayatının korunması için amden (bilerek) öldürene kısas yapılması, aklın muhafazası için içki içene had vurulması, nesebin korunması için zina ve iftira (kazif) cezaları meşru kılınmıştır. Malın muhafazası için de hırsızlık haram kılınmış ve hırsızın eli kesilmesi meşru kılınmıştır; Dinden dönme, kasden öldürme, alkollü içki içme, kazf ve iftira... Bunların her biri bir maslahatın gerçekleşmesine sebep olan münasib birer vasıftır ve şer´an muteberdir. İşte sâri´in itibar etme derecesine göre müessir veya mülayim münasib budur.

2- Haciyyet: Bunlar, bir takım sıkıntıların giderilmesi için insanın muh­taç olduğu, yokluğu halinde de hayatın nizamı bozulmadan sıkıntı ve meşak­kate düştüğü şeylerdir. Alış-veriş, kira gibi muamelata dair çeşitli akidler, sefer halinde namazların kısa kılınması, (bazı mezheplere göre) iki vaktin birleşti­rilmesi, hamile ve emzikli kadının ve hastanın ramazanda oruç tutmaması, hayızlı ve nifaslı kadınların namaz kılmaması, mesh üzerine mesh yapmak, küçük yaştaki kız çocuğunun velisi tarafından dengi ile nikahlanmasmın caiz olması gibi çeşitli ruhsatlar bunun için meşru kılınmıştır. Bütün bunlar, bun­larla ilgili olarak meşru kılınmış hükümler için münasip vasıflardır.

3- Tahsiniyyat: Bunlar, namazlar için yapılan temizlikler, giyim-kuşam ile süslenme, yenilecek şeylerden temiz olmayanların haram kılınması, nazik ve iyi davranmanın emredilmesi, kadınları velileri evlendirerek onların doğrudan nikah akdi yapmamaların sağlama gibi güzel ahlak ve âdetlerin muhafaza edil­mesi hedeflenen maslahatlardır. Bunlar da meşru kılınan ilgili hükümler için münasip vasıflardır. Vahyin kesilmesinden sonra ortaya çıkan ve haklarında sâri tarafından muayyen hükümler konulmayan, muteber veya mülga olduğuna dair bir delil de bulunmayan maslahatlara gelince bunlara "mürsel münâsip" veya "mürsel maslahat" denir. Nikah akdinin resmi bir vesika ile tespitinin şart olması, mülkiyetin nakli için gayri menkul satış akdinin tescilinin şart koşul­ması gibi hususlar bu kabildendir.

Hüccet Olması

Mesâlih-i mürsele hakkında âlimlerin iki görüşü vardır: Şafiî, Şia ve Za-hiriyyeye göre hüccet sayılmaz. Malikî, Hanefî ve Hanbelîlere göre ise hüccet­tir.

Hüccet olarak kabul etmeyenlerin delilleri özetle şunlardır:

Şeriatın birliğini muhafaza etmek vacibtir, o halde hükümler nesilden nesile değişmemelidir. Şeriatın kudsiyeti muhafaza edilmelidir. Öyleyse şeriat hakkında arzulara, heva ve heveslere göre bir şey söylenmez. Ayrıca din mesâ-lihi mürseleye, itibar çeşitlerinden hiç biriyle itibar etmemiştir1.

Bu delillere şu şekilde cevap verilebilir: Hükmün sebebi veya maslahatın değişmesi hükmün değişmesini gerektirir ki bu şer´an güzel bir ameldir. Mesâ­lih-i mürsele ile amel etmek râcih (kuvvetli) bir maslahatla amel etmektir. Bu, kişinin hevesâtına göre hüküm koyma değildir. Çünkü maslahatla amel edile­bilmesi için bununla dinin maksatları ve hedefleri arasında mülayemetin = uygunluğun bulunması şarttır.

Maslahatı hüccet kabul edenler de buna dair pek çok delil gösterirler, en mühimleri şunlardır:

1- Hayat devamlı bir gelişme içindedir, insanların maslahatları her zaman değişir. Bu maslahatlara uygun hükümler konulmayacak olursa sıkıntıya düşerler, çeşitli yer ve zamanlarda maslahatlarını kaybedebilirler, teşri´ zamana, gelişmelere ayak uyduramaz, masâliha riayet edemez olur. Bu ise dinin, insanların maslahatlarını gözetme ve bunu gerçekleştirme gayesine ters düşer.

2- Şer´î hükümler, bir rahmet olarak maslahatlara itibar edip riâyet etme ve onları gerçekleştirme esası üzerine bina edilmiştir. Nitekim bir ayet-i kerimede Rasûlullah´a hitaben "Ben ancak seni âlemlere rahmet olarak gönderdim" (Enbiya: 21/107) buyrulmuştur. Diğer bir ayette "Allah size kolaylık ister, size zorluk istemez" (Bakara: 21/185) buyrulmuştur. Umumiyetle hükümlerde maslahatın cinsine itibar edilmiş olması, hükümlerin ta´lilinde bu maslahatların cinsinden olan her maslahata itibar edildiği zannı ile hareket etmeyi vacib kılmaktadır. Çünkü zan ile amel etmek vaciptir.

3- Sahabe, tabiîn ve müctehid imamlann ictihadlannda, maslahata kıyas­tan daha geniş bir şekilde riayet edilmiştir. Öyle ki bu artık icmâ derecesine gelmiştir. Buna dair pek çok delil zikredilebilir:

Hz. Ebubekir (r.a.) Hz. Ömer (r.a.) in işaretiyle dağınık sayfalarda bu­lunan Kur´an-ı Kerîmi bir mushafta toplamış ve ".Vallahi bu İslâm için hayır ve maslahattır" demiştir.

Yine Hz. Ebubekir zekat vermeyenlerle harp etmiş, kendisinden sonra Hz. Ömer´i halife tayin etmiştir. Daha önce bu yaptıklarına delil sayabileceği benzeri bir şey olmamıştı. Bütün bunlara "maslahat" tan başka bir mesned yoktur.

Hz. Ömer müslümanların umumi maslahatını düşünerek, fethedilen arazileri sahiplerinin elinde bırakmıştı. İslâm kuvvetlendikten sonra artık telif (ısındırma) e ihtiyaç kalmadığı gerekçesiyle müellefe-i kulûba zekat vermedi. Kıtlık senesinde umumî bir fakr u zaruret bulunması sebebiyle hırsızlara hırsızlık cezası uygulamadı. Divan (Dosya ve kütükler) ve hapishaneler ihdas etti. Talakın çok kullanılmasına mani olmak için bir kelimede söylenen üç talakı üç saydı. Kısastan kaçma yolunu kapatmak için tek kişiyi öldüren gurubun hepsinin öldürülmesini emretti. Başka bir kocadan iddet bekleyen bir kadınla nikahlanan erkeğe bu kadını haram kıldı. Maksadı böyle bir fiile mani olmak ve onun bu niyetini aleyhine çevirerek cezalandırmaktı.

Hz. Osman (r.a) Kur´an-ı Kerîmi bir harf (lehçe) üzere yazıp çoğaltarak mühim merkezlere gönderip diğer mushaflan imha etti. Cuma namazı için ilk ezanı ileve etti. Ölüm hastalığında hanımını mirastan mahrum etmek maksa­dıyla üç talakla boşayan kocanın bu niyetini aleyhine çevirerek hanımını ona varis kıldı. Ve buna "Firar talakı" ismini verdi.

Hz. Ali (r.a.) kendisini ilahlaştıran Şia´nın aşın kolu râfızîleri yaktırmıştı. Halkın malları zayi olmaması için zanaatkarın (usta ve işçinin) elinde telef olan malı ashabı kiram tazmin ettirmişler ve Hz.Ali (r.a.) "İnsanları ancak bu ıslah eder" demişti.

Hanefîler cahil doktoru, fâsık müftüye, iflas etmiş kervancı (nakliyeci) ye hacir koymuşlar, Malikîler, ikrar ettirebilmek için zan altındaki kişinin hapsedi­lip tazir uygulanmasına cevaz vermişlerdir. Hanbelîler izin almak mümkün ol­madığı takdirde ihtiyaç durumunda başkasının malında tasarruta bulunmaya cevaz verdiler.

Şâfiîler ve diğer âlimler, bir kişiyi öldüren gurubun hepsine kısas yapıl­masını farz kılmışlardır. Sâri´ tarafından itibar edilmiş olması şartıyle İmam Şafiî´nin maslahatla amel ettiği pek çok cemaat tarafından nakledilmiştir.

İşte bütün bunlar münasib mürsel veya mesâlih-i mürsele ile amel etmek­tir. Çünkü bu, sâri´ tarafından ilga edildiğine dair bir delil bulunmayan ve şer´î hükümlerin maslahatlarına da uygun olan bir maslahattır. İmam Gazalî şöyle der: "Maksud olduğu kitap, sünnet ve icmâ ile bilinen şer´î bir maksadı muhafaza etmeye matuf her maslahat bu asılların haricinde değildir. Ancak buna "kıyas" değil maslahat-ı mürsele denir. Maslahatı "dinin maksudunu = gayelerini muhafaz etmek" şeklinde tefsir ettiğimiz zaman bununla amel etmeğe muhalefet etmenin hiç bir izahı yoktur, bilakis onun hüccet olduğunu kat´î ola­rak kabul etmek vacib olur"[1]

Maslahatla amel etmenin şartlan:

Masâlih-i mürseleyi hüccet kabul edenler bununla amel etmek için şu üç şartı getirmişlerdir:

1- Maslahat şâri´in maksadına uygun olmalıdır. Yani dinin esaslarından birine, bir nassa veya kat´î delillerden birine ters düşmemeli, bilakis şâri´in mu­radı olan maslahatlardan birinin cinsinden olmak suretiyle ona muvafık olmalı, husûsî bir delil onu muteber olduğuna delâlet etmese de tamamen uzak olma­malı. Buna göre, ramazanda gündüz hanımıyle mukârenette bulunan zengin bir kişiye keffaret olarak, daha caydırıcı olur diye köle azad etme yerine iki ay peşpeşe oruç tutmasına fetva verme gibi özel durumlara göre fetva vermek caiz olmaz. Zira bu, keffaret hakkındaki nassa muhaliftir.

2- Maslahat, maslahat esas alınarak konulan hükümle yarar sağlayacak veya bir zararı defedecek şekilde hakikaten mevcut ve anlaşılır olup vehim mahsulü olmamalı. Meselâ: Yapılan gayri menkul satışlarının ilgili dairede resmî olarak tescil edilmesi yalan şahitliğini azaltacak ve muamelata bir istikrar getirecekse bunu vacip kılmakta şer´an bir mani yoktur. Aynı şekilde gerekli görüldüğünde fiyatların devlet tarafından tesbiti, fiyatlardaki aşın aldanmaya engel olma,.halka gelecek zarar ve sıkıntıyı defetme ve maslahatlarını koruma gibi faydalan varsa bunun yapılmasında şer´an bir mani yoktur.

3- Bu, şahsî bir maslahat değil umuma ait bir maslahat olmalıdır. Çünkü şeriat bütün insanlara gelmiştir. Bundan dolayı özellikle bir emîrin veya başkanın veya bunların yakınlarının maslahatı göz önünde bulundurularak verilen bir hükümle amel etmek caiz olmaz. Aynı şekilde bir kaledeki düşmanın bir müslümanı siper edinmesi halinde onlan muhasara etmek mümkün oldukça ve onların müslüman topraklanna musallat olmalarından korkulmadıkça o müslümanın öldürülmesine fetva verilmez.

--------------------------------------------------------------------------------

[1] el-Mustasfa: 1/143.

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Kitap okuyor musunuz?:

Son yorumlar