İstihsan

BEŞİNCİ DELİL
İSTİHSAN

Tarifi

İstihsan lügatte bir şeyi güzel bulmak demektir. Usûlcülerin ıstılahında ise: Bir delile binaen hafî kıyası celî kıyasa tercih etmektir. Veya istisnayı ge­rektiren hususî bir delile binaen cüz´î bir hükmü küllî bir hükümden veya umumi bir kaideden istisna etmektir. Meselâ yırtıcı kuşların, karga, doğan ve dölengeç kuşlarının artıkları temizdir. Çünkü bunlar havadan süzülerek suya inerler (yani gagalan pisliğe bulaşmaz). "Olmayan şeyin üzerine yapılan akid batıldır" hükmünden istisna olarak selem, istisna, kira, mudâraa ve musâkât akidlerinin sıhhatine hükmetmek de bu cümledendir.

Bu ince bir fakahate, düşüncedeki derinliğe ve meseleleri anlama kudre­tine delâlet eder. Bu, aklına, heva ve heveslerine göre hüküm koymak değildir. Çünkü bu ancak uzak görüşlü, ufku geniş, tefekkürü derin bir kişinin farke-debileceği kuvvetli bir delille amel etmektir.

İstihsan kıyastan ve masalih-i mürseleden farklıdır. Çünkü gördüğümüz gibi kıyas naslarda veya icmâda benzeri veya misli olan olaylarda cereyan eder. Halbuki istihsan benzeri olan fakat bir delilden dolayı umumî bir hükümden is­tisna edilen bir meselede cereyan eder. Masâlih-i mürsele ise dinde üzerine kıyas edilebilecek bir benzeri olmayan olayda tatbik edilir. Masâlih-i mürselede hüküm ancak bazı naslann tamamından elde edilen manaya veya küllî esaslara uygunluğuna binaen müstakil olarak sabit olur.

Çeşitleri

Dayandığı delile göre istihsan çeşitlere ayrılır. Bu delil, nas veya icmâ veya zaruret veya hafî kıyas veya örf veya maslahat olur1

1- Delili nas olan istihsan: Bu, umumî delil ile sabit olan küllî hükme veya umumi kaideye muhalif olarak, bir mesele hakkında bir hüküm ifade eden mu­ayyen bir nassın bulunmasıdır. Bu nas ya Kur´andan olur veya sünnetten olur.

Nassın Kur´an´dan olmasına misal vasiyettir. Kıyasın veya umumi ka­idenin gereğince vasiyet caiz olmamalıdır. Çünkü vasiyet mülkiyetin bittiği an olan ölümden sonrasına izafe edilerek temlik etmektir. Ancak vasiyet "yapı­lacak vasiyetten ve borçtan sonra" (Nisa: 4/12) ayet-i kelimesiyle bu umumi ka­ideden istisna edilmiştir. "Malım sadakadır" diyen kişi bu sözüyle malının ta­mamını tasadduk etmiş olması gerekir, kıyas bunu gerektirir. Ancak "Onların mallarından zekat olarak al." (Tevbe: 9/103) ayet-i kerimesi gereğince istihsan onun bu sözüyle zekata tabi mallarını kastettiğine hükmeder.

Nassın sünnetten almasına misal, unutarak yeme-içmenin orucu bozma­yacağı hükmüdür. Kıyasın yani umumi kaidenin muktezası orucun bozulması­dır. Çünkü "oruç bozan şeylerden kendini tutmak" esasına muhalif olarak içeriye bir şey girmiştir. Ancak bunun bir istisnası olarak "Kim unutarak bir şey yer veya içerse orucunu tamamlasın, Allah ona yedirmiş ve içirmiştir." hadis-i şerifiyle orucun devamına hükmedilmiştir.

Selem akdinin cevazı. Umumi delilin muktezasına göre bu caiz olmama­lıdır. Çünkü selem olmayan şeyi satmaktır. Rasulullah (a.s.) insanın elinde olmayan şeyi satmasını nehyetmiştir. Ancak selem husûsi bir delille bundan is­tisna edilmiştir ki o da: "Kim bir meyvada selem yaparsa ölçeği belli tartısı belli olsun." hadisi şerifidir.

Hıyân şart akidlerdeki "lüzum = bağlayıcılık esasına ters olmaktadır. Ancak Hibbân ibni Münkız hadisi ile, ona üç güne kadar hıyar = tercih etme hakkı verilmek suretiyle buna cevaz verilmiştir.

Arâyâ satışı yani beş vesk = 653 kg.´ı aşmamak şartıyle eski kuru hurma ile taze hurmayı takas etme şeklinde yapılan satış faiz karıştığı için caiz değil­dir. Ancak insanların ihtiyacına binâen, kolaylık olsun, sıkıntıya sebep olma­sın diye Rasulullah (s.a.) tarafından ruhsat verilmiştir.

2- Delili icmâ olan istihsan: Bu şer´î bir meselede icmâ hasıl olması se­bebiyle kıyasın muktezasının terkedilmesidir.

Alimlerin istisna akdinin cevazı üzerine icmâ etmeleri buna misaldir. İs­tisna bir zanatkarla muayyen bir ücret mukabili bir şey yapmak üzere anlaşmak­tır. Kıyasa göre bu akit batıl olmalıdır, çünkü yapılacak eşya akid esnasında mevcut değildir. Ancak insanların buna olan ihtiyacına ve her devirde yapıla-gelmiş olmasına binaen icmâ ile buna cevaz verilmiştir.

3- Delili örf olan istihsan: Bu, insanların ihtiyaçların zorlaması altında kıyasa veya umumî kaideye muhalif olarak bir şeyi örf haline getirmeleridir. Meselâ: Kullanılacak su mikdan ve içerde ne kadar kalacağı belli olmadığı halde ücretle hamama gitmek. Kıyasa göre bu caiz olmamalıdır, çünkü bu bazı unsurları meçhul bir kira akdidir. Ancak insanları sıkıntıya sokmamak için ihtiyaçtan dolayı cevaz verilmiştir.

Helake maruz bulunduğu için menkul bir şeyin vakfedilmesi kıyasa göre caiz de&ildir riinkii vaVıflarrlî»

4- Delili zaruret olan istihsan: Bu, müctehidi kıyası terkedip zaruretin veya âdeten zaruret derecesine gelen ihtiyacın gereğince amel etmeye sevkeden bir zaruretin bulunmasıdır. Meselâ içine necaset düşen kuyularda ve havuzlarda kıyasa göre kalan suyun kaynayan su ile karışması ve kovanın devamlı necis suya temas etmesi sebebiyle kirlendiği için suyun tamamının veya bir kısmının çekilmesiyle temizlenmiş olmaması gerekir. Ancak âlimler zaruretten dolayı kıyası terkederek istihsanen, bir miktar su çekilmesiyle kuyunun temizlendiği hükmünü vermişlerdir.

Şahin, doğan, kartal gibi yırtıcı kuşların artığının temiz olması hükmü de istihsanendir. Çünkü bu hayvanlar necis şeyleri gagalanyle yerler, gaga ise kemiktendir, kemik temizdir. Bilhassa sahralardaki insanların su kaynaklarını bunlardan korumaları mümkün olmaz. Bu sebeple zaruri olarak bunların hükmü arslan, kurt, pars, kaplan gibi yırtıcı hayvanların hükmünden farklıdır. Çünkü bunlar suyu ağızlarıyle içerken salyaları suya karışır ve suyu kirletirler.

5- Delili kıyas-ı hafi olan istihsan: Kıyası hafî kıyası celîye tekabül eden kıyastır. Meselâ ziraate müsaid arazinin vakfedilmesinde bu iki kıyas iki ayrı hüküm verir. Kıyası celîye göre vakıf, mülkiyetten vazgeçme olduğu için sa­tışa benzer, dolayısıyle geçme hakkı, yol hakkı, sulama ve fazla suyu dışarı atma yolu hakkı gibi irtifak haklan dahil olmaz. Yalnız vakfeden bunları açıkça zikrederse satış akdinde olduğu gibi dahildir. Kıyası hafiye göre ise vakfetme kiraya vermeye benzer, çünkü her ikisi de eşyanın aynından intifa hakkını ifade eder. Dolayısıyle vakfeden açıkça zikretmese de kira akdinde olduğu gibi irtifak haklan da vakfa dahil olur. Burada kıyası hafî kıyası celîye tercih olu­nur. Çünkü vakıftan maksat intifadır, istifade etmektir. Bu da ancak irtifak haklanyle beraber mümkün olur. Dolayısıyle bunlar açıkça zikredilmese dahi hükmen arazi vakfına dahil olur.

Müşteri ve satıcı semenin mikdan (anlaştıkları fiyat) üzerinde ihtilaf etse­ler, istihsana göre her ikisine de yemin ettirilir. Kıyasa göre ise satıcı yemin etmez çünkü o fazlalık iddia ediyor, meselâ yüz liraya sattığını iddia ediyor müşteri de bunu inkar ederek semenin doksan olduğunu iddia ediyor. Kaideye göre beyyine (delil) iddia edene yenin inkâr edene düşer. O halde satıcıya ye­min gerekmez. Halbuki istihsanen her ikisi de yemin eder. Çünkü her biri hem müddei hem münkir durumundadır. O halde ikisi de yemin edecektir. Çünkü satıcı fazlalık iddia ediyor ve müşterinin malı teslim alma hakkını inkar ediyor. Müşteri de fazlalığı inkar ediyor malın fiyatı olan doksanı verdikten sonra malı teslim alma hakkını iddia ediyor.

6- Delili maslahat olan istihsan: Bu, meseleyi umumi bir esastan ve küllî bir kaideden istisna etmeyi gerektiren bir maslahatın bulunmasıdır. Meselâ: se-fihliğinden dolayı hacr altında bulunan kişinin hayırlı bir vasiyet yapması ha­linde kıyasa veya küllî kaideye göre bu kişinin teberruları sahih olmamalıdır,

sebeple o kişiye de sevap kazanma imkanı verilmesi ve hali hayatında kendisine zarar verilmemesi için bu vasyet umumi kaideden istisna edilmiştir.

Bir başka misal: Hâşimî olana zekat verilmesi. Rasûlullah´ın nehyi ol­duğu için kıyas buna cevaz vermez. Ancak Ebu Hanife (r.a.), bunlara Beytul-malden bir şey verilmediği bir zamanda perişan olmamaları için maslahatları icabı onlara zekat verilmesini müstahsen görmüştür.

Başka bir misal: Zanaatkara veya gündelikçi işçiye (ecîr-i müşterek) ver­diği zararı tazmin ettirmek. Kıyasa göre ödenmemesi gerekir. Çünkü kendile­riyle icare akdi yapılması sebebiyle emin kişilerdir. Emin kişi, korumada ihmali veya kastı görülmedikçe telef olan şeyi tazmin etmez. Ancak bunların ihmalkar­lığını önlemek ve iş sahiplerinin mallarını koruma altına alabilmek için istihsa-nen tazmin etmeleri gerekli görülmüştür. Lakin yangın, sel gibi afetlerde tazmin etmezler.

İşte bu misallerde bir delile dayanılarak cüz´î bir maslahat küllî bir hü­kümden istisna edilmiştir. İşte ıstılahta buna istihsan denir.

İstihsanın hüccet olması ve bu husustaki alimlerin görüşleri:

İstihsan konusunda âlimler iki gruba ayrılmışlardır: Cumhura göre istih­san şer´î bir hüccettir. Şafiî, Şia ve Zahiriyyeye göre istihsan hüccet değildir. Hatta İmam Şafiî: "istihsanla amel eden kendiliğinden din icad etmiştir" demiş­tir.

Cumhurun bu husustaki delilleri şunlardır[1]:

1 - İstihsanla amelde zorluğu bırakıp kolaylığı alma vardır ki bu da dince bir esastır. Allah (c.c.) ayet-i kerimede "Allah size kolaylık ister zorluk istemez" (BAkara: 2/185) buyurmaktadır.

2- İstihsanın varlığı müttefekun aleyh bir delile dayanmaktadır. Bu delil daha önce de geçtiği gibi ya nasdır veya icmâdır veya zarurettir veya kıyası hafidir veya örftür veya maslahattır. Bütün bunlar kıyası hafinin kıyası celiye tercihini, küllî hükümden cüz´î istisna yapılmasını gerektirir ki bu şer´an makbuldür.

İstihsanı kabul etmeyenlerin delilleri de şunlardır[2]

1 - Ancak nassla veya nassa kıyas yapılarak hüküm vermek caiz olur. Çünkü böyle olmazsa bu heva ve hevese göre hüküm vermek olur. Halbuki Allah (c.c.) "Aralarında Allah´ın indirdiği ile hükmet ve onların arzularına uyma" (Maide: 5/49) buyurmaktadır.

2- İstihsanın temeli akıldır, âlim-cahil bunda müsavidir. O halde her in­sanın yeni bir din getirmesi caiz olmalıydı.

3- Rasûlullah (s.a.) istihsanla fetva vermez vahyi beklerdi.

Bu delillerin heva ve hevese göre hüküm koymayı reddetmeye dair olduğu görülmektedir ki bu ittifakla caiz değildir. İstihsanı benimsemeyenlere göre ise istihsanm hakikati iki delilden daha kuvvetli olanı ile amel etmektir ki bunda ihtilafa söz konusu değildir. Alimler hepsi az veya çok bunu yapmıştır. Aslında istihsan kıyas veya maslahat gibi delillerle amel etmek olduğundan müstakil bir hüküm kaynağı sayılmaz.

--------------------------------------------------------------------------------

[1] el-Iltisam,ŞMbî:.2/]37;Ravzatu´n-Nâzır. 1/407.

[2] 2 er-Risale, Şafiî, s. 507; el-thkam, İbni Hazm: 6/759; Mulahhasu tbtali´l-Kıyas, İbni Hazm;

s. 50.

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Kitap okuyor musunuz?:

Son yorumlar