Delaletin Açık Olması ve Mertebeleri

Delâletin açık olması, haricî bir şeye bağlı kalmadan lafzın bizzat sîga-sıyle kendisinden murad edilene delâlet etmesidir. Eğer lafzın tevile ve nesha ihtimali yoksa manası açık olması bakımından en üst derecededir ve buna "muhkem" denir. Tevile ihtimali olmadığı halde neshi kabul ederse bu "müfes-ser" dir. Tevil ve tahsîse ihtimali var neshi de kabul ediyor lakin manasını ve kendinden murad olunanı ifade etmek için zikredilmiş ve siyakından asıl maksad da bu olursa buna "nass" denir. Lafız ilk akla gelen manaya delâlet eder an­cak siyakından asıl maksad bu olmazsa bu da "zahir" dir ve bu kısımlardan en az açık alanı budur.

Şu halde delâleti açık olan lafızların mertebeleri dörttür: Zahir, nass, mü-fesser ve muhkem. Muhkem delâleti en açık olanıdır, sonra müfesser, sonra nass sonra zahir gelir.

1. Zahir

Usûlcülere göre zahir haricî bir şeye bağlı kalmadan bizzat sîgası ile kendisinden murad olunana delâlet eden lâkin sevkedilmesinden murad olunan asıl mana bu olmayan ve tevile ihtimali olan lafızdır[1] Meselâ: "Allah alış-verişi helâl faizi haram kıldı." (Bakara: 2/275) ayet-i kerimesi ahş-verişin mubah faizin haram kılınması konusunda zahirdir ancak ayetin sevkedilmesinden maksud olan asıl mana bu değildir. Zira ayet-i kerime "Ahş-veriş de faiz gibidir o niye haram değildir" diyen Yahudilere cevap olarak sevkedilmiştir. Öyleyse bu ayeti kerime bunların hükmünü beyan için değil ahş-verişle faiz arasındaki benzerliği nefyetmek için sevkedilmiştir.

"Size helâl olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikahlayın. Adil davra-namamaktan korkarsanız bir tane" (Nisa: 4/3) ayeti evlenmenin mubah oldu­ğunda zahirdir, bu ise ayetin şevkinden murad olunmayan bir manadır, zira bu ayet birden fazla evlenmenin mubah olduğunu beyan etmek için sevkolunmuştur.

Zahirin hükmü: Kat´î ve yakîn olarak lafızdan hemen anlaşılıveren mana ile amel etmenin vacib olmasıdır. Ancak bu manayı terketmeyi gerektiren bir delil bulunur ve tevile ihtimali olursa, yani zahirî manasını terkedip başka bir

mana irade edildiğine dair bir delil bulunur neshi de kabul ederse amel vacib olmaz.

Zahirin tevili, âmm ise tahsise ihtimali olmasıdır. Meselâ: "Alış-verişi helal kıldı" ayeti Rasûlullah (s.a.) in garar satışını ve insanın yanında olmayan şeyi satışı nehyeden hadisleriyle tahsis edilmesi gibi.

Has ise mecazî mana murad edilme ihtimali olmasıdır.

Mutlak ise takyide ihtimali olmasıdır. Meselâ: "Bunların ötesindekiler (kadınlar) size helâl kılınmıştır" (Nisa: 4/24) mutlakmın dörtten fazlasının caiz olmadığını bildiren "ikişer, üçer, dörder" (Nisa: 4/3) ayetiyle ve bir kadının teyzesi veya halasıyle aynı nikah altında toplanmasını nehyeden hadisle takyid edilmesi gibi.

2- Nass

Nass, kelamın sahibi tarafından beraberinde zikredilen bir karineden do­layı manası zahirden daha açık olup sîgasıyle siyakından aslolarak kastedilen manaya delâlet eden, te´vile ihtimali olup nesih ve tahsis kabul eden lafızdır[2] Meselâ: "Allah alış-verişi helal faizi haram kıldı" ayet-i kerimesi helallik ve ha-ramlıkta alış-verişle faiz arasındaki benzerliğin nefyine delâlet eden bir nassdır ve bu lafızdan hemen anlaşılan bir manadır ve siyakından da asıl maksad bu­dur. Çünkü bu nass Kur´an-ı Kerîmin naklettiğine göre alış-veriş de faiz gibi­dir diyen Yahudilere cevap sadedinde gelmiştir.

"Kadınlardan size helal olanlardan ikişer, üçer, dörder nikahlayın" (Nisa: 4/3) ayeti kadınların mubah olmasının dörtle sınırlandırıldığına delâlet eden bir nassdır. Ayet-i kerime de bu mana için sevkedilmiştir. Buna delâlet eden ka­rine de devamındaki "Adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız bir tane" (Nisa: 4/3) ayetidir.

"Onları iddetleri için (yani iddet bekleyecekleri bir zamanda) boşayın" (Talak: 65/1) ayet-i kerimesi talakın sünnet olan vaktinin beyanına delâlet eden bir nassdır, çünkü ayet-i kerime bunun için sevkedilmiştir.

"Resul size ne getirdiyse onu alın, sizi neden nehyettiyse onu terkedin" (Haşr: 59/7) ayet-i kerimesi ganimet taksiminde Rasûlullah´a itaatin vacib oldu­ğuna delâlet eden bir nasstır, çünkü siyakından maksad budur.

´´Yapılan vasiyetten ve borçtan sonra" (Nisa: 4/11) ayet-i kerimesi borcun ve vasiyetin mirasa taksim edilmesi lazım geldiğine delâlet eden bir nassdır. Aynı şekilde hırsızlık ve zina cezasına dâir ayetlerden her biri haddin vacib ol­duğuna delâlet eden naslardır.

Nassın hükmü zahirin hükmü ile aynıdır ki o da, lafızdan ilk nazarda anlaşılan bizatihî ve asıl olarak kastedilen mana ile amel etmenin vacib olması­dır. Ancak lafzın has ise tevile âmm ise tahsise ve aynı zamanda neshe ihtimali vardır. Lakin bu ihtimaller bir delile dayanmadığı için hükmü kat´îdir, yakîni-dir. Ancak nassm tevile ihtimali zahirin ihtimalinden daha uzaktır.

Tevil: Nass veya kısas veya teşri´ esasları ve şeriatin ruhu gibi şer´î bir delil ile lafzı, zahir manasından başka bir manaya çevirmektir. Meselâ "Allah alış-verişi helal kıldı"ayetindeki "alış-veriş´in umumi oluşunun, garar satışını, insanın yanında olmayan şeyi satmasını ve meyvanın olgunlaşmadan önce sa­tışını nehyeden hadislerle tahsis edilmesi bir tevildir.

"Size ıneyte ve kan haram kılındı" ayetinde mutlak gelen "kan" in En´am suresi 145. ayetindeki "dem-i mesfuh = akıtılmış kan" ile takyid edilmesi de bir tevildir.

"Her kırk koyunda bir koyun zekat verilir" hadisindeki "koyun"un tevili de şöyledir. Hadisin zahirine bakılırsa koyun için koyundan başkası zekat ol­maz. Ancak bu "her hangi bir maldan koyunun kıymeti verilmesi de yeterli olur" şeklinde tevil olunur, çünkü zekattan maksad fakirin ihtiyacını gidermek­tir.

Musarrâ koyun[3] geri verilirken beraberinde verilmesi vacib olan bir sa´ hurma yerine her "hangi bir bedel verilebilir" demek bir tevildir. Çünkü aslolan telef edilen şeyin mislini veya kıymetini vermektir.

Tevil bazan içtihada ve ihtilafa mahal olur. Meselâ zıhar keffaretinde "Buna da gücü yetmeyen altmış fakiri doyurur" (Mücadele: 58/4) ayet-i kerime­sinde Hanefîler altmış ayrı fakirin doyurulması veya bir fakirin altmış gün do­yurulmasına cevaz verdikleri halde Şafiîler buna cevaz vermemişlerdir.

3. Müfesser

Müfesser nass ve zahirden daha açık şekilde manasına delâlet eden lafız­dır. Çünkü tevil ve tahsise ihtimal kalmamıştır, ancak Rasûlullah´ın zamanında neshi kabul eder[4].

Meselâ zina haddi ayeti "Onların her birine yüzer sopa vurun" (Nur: 24/2), kazif haddi ayeti "Onlara seksen sopa vurun" (Nur: 24/4) nasslanndaki "yüz" ve "seksen" lafızları müfesserdir, çünkü bunlar muayyen sayılardır, böyle sayıların ne ziyadeliğe ne noksanlığa ihtimali yoktur.

"Müşriklerin kâffesiyle savaşın" (Tevbe: 9/36) ayetindeki "kâffe" tahsis ihtimalini kaldırmaktadır.

Müfesser bazan sâri´ tarafından kapalılığını izale edecek beyâna ihtiyacı olan tafsil edilmemiş bir mücmel olabilir. Sâri´ tarafından beyan edilirse tevile ihtimali olmayan bir müfesser haline gelir. Meselâ "namaz, zekat, hac, faiz" la-sağdığı sütün bedeli olarak bir sa´ da hurma vermesi sahih hadisle sabittir (Mütercim).

fızları Rasûlullah (s.a.) m kavlî ve fi´lî beyanlanyle açıkladığı lafızlardır. Me­selâ namaz hakkında "Namazı benden gördüğünüz gibi kılın", hac hakkında "Haccınızın ahkamını benden alın" buyurmuşlar, çeşitli hadislerde zekat aksa­mını ve nisablarını beyan etmişler, müteaddid hadislerinde faiz çeşitlerini ve hükümlerini tafsil etmişlerdir. Hadis ıstılahında buna "teşrî´î tefsir" denir yani tefsirin kaynağı bizzat dinin kendisidir.

Mefesserin hükmü: Değişmeyi kabul eden fer´î bir hüküm ise neshe ihti­mali olmakla beraber tevil veya tahsise ihtimal kalmayacak derecede açıklanmış olması sebebiyle, kendisiyle kat´î olarak amelin vacib olmasıdır

Tefsir ile tevil arasındaki fark: Tefsir bizzat sâri´ tarafından kat´î bir delil ile maksadın beyan edilmesidir. Tevil ise maksadın zannî-ictihâdî bir delil ile beyan edilmesi olup maksadın tâyininde kat´î değildir.

4- Muhkem

Tevile, tahsise ve nesha ihtimal kalmayacak şekilde siğasıyle manaya açıkça delâlet eden lafızdır[5] Bunlar dinin esası sayılan hükümlerdir. Meselâ Allah´a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, Allah´ın il­minin her şeyi kuşattığına iman etme gibi iman esasları; adalet, doğruluk, eşit­lik, ahde vefa, emanete riayet, ana-babaya iyilik, akrabayı ziyaret gibi aklı se­limin kabul ettiği ahlak ve fazilet esasları, bunların zıddı olan zulüm, yalan, in­sanları sınıflara ayırma, ahdi bozma, hiyanet, ana-babaya âsi olma, akraba ile ilgiyi kesme gibi kötü ahlaktan sayılan hususlar.

Ve yine "Sizin Rasûlullah ´ı üzmeniz ve ondan sonra hanımlarını nikah­lamanız ebedî olarak helâl olmaz." (Ahzab: 33/53), zina iftirası atanlar hakkında "Onların şahitliklerini ebedî olarak kabul etmeyin." (Nur: 24/4), cihad hakkında Rasûlullah (s.a.)´ın "Cihad, benim gönderilişimden itibaren ümmetimin sonu deccali öldürünceye kadar devam edecektir." gibi delillerin ebedî ve devamlı olduğunu ifade ettiği cüz´î-fer´î hükümler de muhkem cümlesindendir.

Muhkemin hükmü: Muhkemle tereddütsüz kesin olarak amel etmek va-cibdir, çünkü muhkemin başka manaya ihtimali yoktur. Ne Rasûlullah zama­nında ne de sonra asla nesih ve iptal kabul etmez. Çünkü Rasûlullah ´in vefa­tından sonra Kur´an ve sünnette vârid olan bütün hükümler artık muhkem ol­muştur, nesih ve iptal kabul etmezler.

Özetle: Zahir, nass, müfesser ve muhkemin her biri kat´î ve yakîn hüküm ifade eder. Ancak bunlardan bazıları bazı hallerde zan ifade ederler.

Bunların Tearuzu (Çatışması):

Bu dört çeşidin açıklık ve maksada delâletlerinin kuvvet dereceleri kuvvet ve açıklıklarına göre farklılık arzeder: en kuvvetlisi muhkem, sonra müfesser, sonra nass, sonra zahirdir. Aralarında tearuz olursa nass zahire, müfesser zahir ve nassa ve muhkem hepsine takdim olunur. Çünkü tearuz halinde daha kuv­vetli olan zayıf olana takdim olunur.

Zahir ve nassın tearuzuna misal: "Bunlardan başkaları size helâl kılındı" (Nisa: 4/24) ayet-i kerimesi zahiriyle dört kadından fazlasının da helal olduğunu ifade ederken "Hoşunuza giden kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikahlayın." (Nisa: 4/3) ayeti nassı ile dörtten fazlasının haram olduğunu ifade ettği için nass tercih edilmektedir, çünkü o zahirden daha kuvvetlidir, zira ayetin siyakından asıl maksad nassî manasıdır, zahir mana ise sıyakındaki asıl maksad değildir. Asıl maksud olan ilk nazarda anlaşılan manadır. Bundan dolayı tearuz ettikleri zaman has amma tercih edilir, çünkü has hükümle kastedilen asıl manadır. Halbuki âmmda hüküm asaleten değil belki fertleri zımnında maksuddur. Ayrıca meselâ zahiri, muhtemel olduğu başka bir manaya hamletmek suretiyle nassı takdim etmekle iki delili cemetmek[6] olduğu halde zahirin takdiminde nassı terketmek vardır. Nass ile müfesserin tearuzuna misal: "İstihâza hali olan kadın her namaz için abdest alır" hadisi şerifi istihâzalı kadının bir vakit içinde de olsa her namaz için abdest almasının vacib olduğunu ifade eden bir delildir. Peygamber (s.a.) Fatıma binti Kays´a söylediği "Her namaz vakti için abdest alırsın" hadisi ise birden fazla namaz kılacak olsada sadece her vakit için abdest almasının vacib olduğunu ifade eden ve tevil ihtimali olmayan bir müfesserdir. Bu sebeple ikinci hadis tercih edilir çünkü müfesserdir, müfesser delâlet bakımından nassdan daha açık ve kuvvetlidir. Çünkü onun tefsir edilmesi tevil ihtimalini kaldırmış ve murad edillen mana taayyün etmiştir[7]

Bazı muhakkıklann da işaret ettiği gibi müfesserle muhkemin tearuzuna dair bir misal bulunamamıştır. Ancak bazıları şunu misal göstermişlerdir: Şa­hitlerin durumu hakkındaki "Sizden iki âdil şahit tutun." (Talak: 65/2) ile hadd-i kazif vurulmuş kişilerin şahitliği hakkındaki "Onların şahitliklerini ebediyyen kabul etmeyin." (Nur: 24/4) ayetlerinden birincisi âdil kişilerin şahitliklerini ka­bul eden başka manaya ihtimali olmayan bir müfesserdir. Bu, hadd-i kazif vu" rulduktan sonra tevbe edenin şahitliğinin kabulünü iktiza eder, çünkü tevbeden sonra artık o da âdildir. İkinci ayette ise açık "te´bid = ebediyyen kabul etmeme bulunduğu için muhkemdir ve tevbe de etse hadd-i kazif vurulanın şahitliği0111 kabul edilmemesini iktiza eder. Bu sebebden Hanefîlere göre muhkem müfes-sere tercih edilerek tevbe etmiş de olsa hadd-i kazif vurulanın şahitliği kabul edilmez.

Muhkemle nassın tearuzuna misal:

"Bunlardan başkaları size helâl kılındı" (Nisa: 4/24) ayeti ile Rasûlullah-´ın hanımları hakkında nazil olan "Ondan sonra onun hanımlarını nikahlama­nız ebedî olarak caiz olmaz" (Ahzab: 33/53) ayetlerinden birincisi, daha önce­sinde zikredilen nikahlanması haram olanların haricindekilerin mubah olduğu hakkında bir nassdır ve Rasûlullah´m hanımlarına da şamildir. Muhkem olup nesih ve tebdile ihtimal olmayan ikinci ayet ise Rasûlullah (s.a.) hanımlarından biriyle nikahlanmamn haram olduğunu ifade ediyor. Tabiatıyle muhkem tercih olunur; çünkü muhkem nassdan daha kuvvetlidir.

Muhkemle zâhirinteâruzuna misal:

"Ondan sonra onun hanımlarını nikahlamanız ebedî olarak caiz olmaz" (Ahzab: 33/53) ayeti ile "Kadınlardan hoşunuza gidenle nikahlanın." (Nisa: 4/3) ayetlerinden birincisi muhkemdir, Rasûlullah´m hanımlanyle nikahlanma­mn haram olduğunu ifade eder. İkincisi ise bütün kadınların mubah olduğu hakkında zahirdir. Muhkem tercih olunur, çünkü o zahirden daha kuvvetlidir.

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Usûlü Serahsî: 1 /163; Kesfü´l-Esrâr: 1/46.

[2] Usûlü Serahsî: 1/164; et-Telvîh ale´t-Tavzîh: 1/125.

[3] Satılırken sütlü görünsün diye bir müddet sağılmayan koyundur. Müşteri aldatıldığını anlayınca geri verirken

[4] Keşfü´l-Esrâr. 1/49.

[5] Usûlü S´erahsî: 1/165.

[6] et-Telvîh ale´t-Tavzîh: 1/126.

[7] Keşfü´l-Esrâr.\l5\.

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Kitap okuyor musunuz?:

Son yorumlar