Sile İbn Eşyem

«Sile İbn Eşyem büyük Sahabilerden ilim almıştır. Onların güzel hasletleri­ni ve ahlâklarını da almıştır.[1]

Sile İbn Eşyem el-Adevî geceleri ibadet eden abidlerdeTı gündüz­leri savaşan kahramanlardan birisiydi...

Dünyaya karanlık çöküp herkes yatağına girince o kalkar güzelce abdest alır namazına durur, Rabbine duyduğu sevgiden dolayı kendin­den geçerdi.

Ruhunda, kâinat hakkındaki görüşünü aydınlatan, ufuklardakî Al­lah´ın delillerini gösteren ilahî bir nur parlardı.

Ayrıca o sabahleyin Kur´an okumaya düşkündü. Gecenin üçte biri gelince Kur´an cüzlerine sarılır... Güzel sesiyle Allah´ın apaçık ayetlerini okurdu.

Bazan, Kur´an´da, bütün kalbini saran ve Allah korkusundan dola­yı aklını başından alan bir tat bulur...

Bazan da Kur´an´a, gönlünü sarsan bir huşu duyardı.

Sile İbn Eşyem bu ibadetini hiç ihmal etmemiştir...

Bu konuda onun gidip gelmesiyle çalışıp çalışmaması arasında fark yoktu.

Ca´fer İbn Zeyd şöyle anlatır:

Fethetmek ümidiyle Kabil[ [2] şehrine yapılan bir akında müslü-man ordularından birisiyle gittik.

Orduda Sile İbn Eşyem de vardı.

Yolda olduğumuz sırada karanlık çökünce askerler mola verdiler, birşey yeyip yatsı namazını eda ettiler.

Daha sonra biraz istirahat etmek için yüklerini indirdikleri yer­lere gittiler...

Sile İbn Eşyein´in öbürleri gibi yükünü indirdiği yere gittiğini ve onlar gibi uyumak üzere yattığını gördüm.

Kendi kendime şöyle dedim:

«Ayakları şişinceye kadar namaz kılıp ibadet ettiği söylenen adam bu mu?!

Vallahi, ne yapacağını görmek için geceleyin onu gözetliyeceğîm».

Askerler uykuya daiar dalmaz, onun uykudan uyanıp gece karan­lığında gizlice askerlerden uzaklaştığını, sık ve gür ağaçlı, yabanî ot­larla kaplı, sanki uzun zamandan beri hiç ayak basılmamış bir ormana girdiğini gördüm.

Onun peşinden gittim.

Uzak bir yere varınca Kıbleyi tayin edip ona yöneldi, namaz için tekbir aldı ve kendini namazına verdi.

Uzaktan baktım ve onu parlak yüzlü, kalbi ve organları-sakin bir şekilde gördüm.

Sanki o yalnızlıkta dostluk, uzaklıkta yakınlık, karanlıkta aydınla­tan bir ışık buluyordu...

İşte bu haldeyken, ormanın doğu tarafından üzerimize bir aslan çıka geldi. Onun aslan olduğunu anlar anlamaz korkudan kalbim ye­rinden oynadı. Ondan korunmak için yüksek bir ağaca tırmandı

Aslan, namazına dalmış olan Sıla îbn Eşyem´e yaklaşmaya ediyordu. Nihayet birkaç adım uzağında durdu.

Vallahi, aslan ona dönüp bakmadı...

Ona aldırmadı bile...

Sile secdeye varınca, aslan şimdi onu parçalayacak, dedi

Secdeleri tamamlayıp oturunca, aslan sanki onu înceliyormuşca-sına önünde durdu.

Sile selâm verince sükûnetle aslana baktı.

Duymadığım bir söz söyleyerek dudaklarını kımıldattı.

Bir de ne göreyim aslan, geldiği yerden dönerek sessizce çekip

gitti.

Sabah olunca kalkıp sabah namazını kıldı. Sonra benzerini hiç duymadığım sözlerle Azîz ve Celîl olan Allah´a hamdetmeye başladı.

Daha sonra da şöyle dedi: «Allahim! Senden beni ateşten koru­manı istiyorum.

Benim gibi günahkâr bir kul senden cennet istemeye cesaret ede­bilir mi acaba?!»

Bu cümleyi tekrar edip durdu. Nihayet ağladı ve beni de ağlattı.

Daha sonra kimse anlamadan orduya döndü... Sanki sabaha ka­dar uyumuş göründü.

Daha sonra ben de, üzerinde, gecenin uykusuzluğu, beden yor­gunluğu ve aslanın korkusu olduğu halde orduya döndüm.

Bunu Allah´tan başka bilen yoktu...

Bütün bunlardan başka Sile İbn Eşyem yakaladığı, öğüt verme ve iyiyi hatırlatma fırsatlarını hiç kaçırmazdı.

Bu konudaki metodu, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle da­vet etmek, haktan uzaklaşan gönülleri etkilemek ve katı kalpleri yu­muşatmaktı...

Bunlardan birisi şöyledir: O yalnız kalmak ve ibadet etmek için Basra dışındaki Beriyye´ye gidiyordu.

Yolda başı boş gezen bazı gençlerle karşılaştı. Onlar gezip eğleniyorlar, gülüp oynuyorlardı.

O da gençleri dostça selâmlıyor ve onlara: «Büyük bir iş için se fere çıkmaya karar veren ancak eğlenmek ve oynamak için gündüz yoldan geri dönen, gece de dinlenmek için uyuyan kimseler hakkında ne dersiniz?

Acaba onlar yolculuklarını ne zaman tamamlıyacaklar ve gayele­rine ne zaman ulaşacaklar?!»

Bunu devamlı söyieyip duruyordu.

Onlarla bir defa daha karşılaştı ve onlara aynı sözü söyledi.

Bir genç kalkıp şöyle dedi:

«Vallahi, o, bu sözüyle sadece bizi kastediyor.

Gündüzleri eğlenen, geceleri uyuyan biziz».

Daha sonra arkadaşlarından ayrıldı ve o günden itibaren Sıla İbn

Eşyem´e tabi oldu...

Ölünceye kadar da onunla ilgisini devam ettirdi.

Bunlardan biri de şöyledir: Bir gün o bazı arkadaşlarıyla birlikte bir yere gidiyordu.

Karşılarına bıyıklan yeni terlemiş bir delikanlı çıktı.

Etekleri uzun olan elbisesini, gururlu ve kendini beğenen insan­lar gibi yerde sürümeye başladı...

Şile´nin arkadaşları delikanlıya doğru yöneldiler...

Onu azarlamak ve dövmek istiyorlardı...

Sile onlara:

«Bırakın da onun işini ben halledeyim» dedi.

Daha sonra gence doğru yürüdü ve şefkatli bir baba yumuşaklığı ve samimi bir dost ifadesiyle:

«Yeğenim! Senden bir isteğim var» dedi.

Genç durdu ve şöyle dedi:

«Nedir o, amca?»

Sile:

«Elbiseni kaldırmandır.

Çünkü bu, elbiseni daha temiz tutmak ve Rabbinden daha çok korkmak. Peygamberinin sünnetine daha çok yaklaşmak demektir» dedi.

Delikanlı utana utana:

«Evet, seve seve...» dedi ve hemen elbisesini yukarı çekti.

Sile arkadaşlarına:

«Şüphesiz bu sizin istediğinizden daha iyidir.

Eğer onunla dövüşseydinîz ve ona sövseydiniz, o da sizinle dö­vüşür ve size söverdi ve elbisesini yerde sürünür bir halde bırakırdı».

Bir defasında da Basralı gençlerden birisi ona geldi ve şöyle dedi: «Ey Ebussahba! Allah´ın sana öğrettiklerinden bana da öğret». Sile gülümseyerek:

«Yeğenim! Bana unutamadığım maziyi (geçmişi) hatırlattın. O zamanlar senin gibi bîr gençtim.

Resûlüllah´ın (s.a.v.) sahabelerinden kalanlara geldim ve onlara: «Allah´ın size öğrettiklerinden bana da öğretiniz» dedim. Onlar bana:

«Kur´an´ı, nefsinin kalkanı ve kalbinin azığı yap. Ondan öğüt al ve onunla müslümanlara öğüt ver.

Gücün yettiği kadar Aziz ve Celîl olan Aliah´a çok dua et» de­diler.

Genç ona şöyle dedi:

«Benim için dua et, Allah senden razı olsun».

O da: «Allah Taâlâ seni baki olanlara rağbet ettirsin...

Fani olanlardan da uzak durdursun...

Sana, gönülleri rahatlatan ve dinde güven kaynağı oian huzuru versin...»

Sile İbn Eşyem´in Muaze el-Adeviyye isimli bir amca kızı vardı. O da Sile gibi Tabiî idi.

Muaze, müminlerin annesi Aişe´yle (r.a.) görüşmüş ve ondan ha­dis almıştı...

Daha sonra el-Hasenü´l-Basrî onunla görüşmüş ve ondan hadis dinlemişti.

O muttaki, abid ve zahid bir kadındı... Genellikle geceleyin şöyle derdi:

«Belki bu benim son gecem olabilir». Bu yüzden sabaha kadar

uyuyamazdı...

Gündüze kavuşunca da şöyle derdi:

«Belki bu, benim son günüm olabilir». Bu yüzden de akşam oluncaya kadar huzursuz olurdu.

Kışın, soğuk, uyuma isteğine mani olsun ve ibadetini kesmesin diye ince elbiseler giyerdi.

Geceleri, namaz kılmak ve Kur´an okumakla geçirirdi.

Uyku bastırdığında kalkar, evin içinde şöyle diyerek dolaşırdı:

«Ey nefis! Önünde uzun bir uyku var.

Yarın, kabirdeki uykun uzun sürecektir...

Ya pişmanlıkla, ya da sevinçle.

Ey Muaze! Kendin için, bugünden, yarın öyle olmanı istediğin şe­yi seç».

Sile İbn Eşyem aşırı ibadet ve zahidliğine rağmen peygamberinin sünnetinden asla ayrılmamıştır.

O, amcasının kızı Muaze´yi kendisine istedi.

Muaze´nin gelin geleceği gün, yeğenlerinden biri onun hizmetini gördü.

Onu hamama götürdü. Daha sonra onu kokular sıkılmış bir evde

Damadla gelin biraraya gelince, Sile sünnet olan iki rekat nama­zı kılmaya başladı. Muaze de kalkıp ona uydu.

Namazın etkisine kapılıp sabah oluncaya kadar birlikte namaz kıldılar.

Sabah olunca, yeğeni onun yanına geldi ve şöyle dedi:

«Amca! Sana amcanın kızı gelin olarak geldi. Ama sen onu bıra­kıp bütün geceyi namaz kılmakla geçirdin».

Ona şöyle cevap verdi:

«Yeğenim! Dün, sen beni, cehennemi hatırlatan bir eve soktun...

Daha sonra, cenneti hatırlatan başka bir eve soktun.

Sabaha kadar devamlı onları düşündüm». Delikanlı: «Amca! Bu nasıl oluyor?» dedi.

Sile: «Beni hamama götürdün. Onun sıcağı bana, cehennemin sı­cağını hatırlattı.

Sonra beni, gelin evine götürdün, onun kokusu, bana cennetin kokusunu hatırlattı...»

Sile İbn Eşyem sadece çok dua eden, çok tövbe eden, abid ve zahid değildi, ayrıca o güçlü bir yiğit ve mücahid bir kahramandı.

Savaş meydanları ondan daha cesurunu, daha güçlüsünü ve kılıcı daha çok işleyen birisini tanımamıştır...

Öyle ki müslüman komutanları onu kendi ordularına almada ya­rış yaparlardı.

Komutanların her biri, onun cesaretiyle arzu ettikleri büyük za­feri elde etmek için onu askerleri arasına almak isterlerdi.

Ca´fer İbn Zeyd anlatmaktadır:

Bir savaşa çıktık. Beraberimizde Sile İbn Eşyem ve Hişam İbn Amir de vardı.

Düşmanla karşılaştığımızda Şile´yle arkadaşı müslüman safların­dan fırlayıp mızrak ve kılıçlarla düşman birliklerinin içine daldılar. Ordunun önünde çok etkili oldular.

Düşman komutanlarından birisi diğerine şöyle dedi:

«Bütün bunları başımıza getiren iki müslüman askeridir. Ya bi­zimle tamamı savaşsaydı, halimiz nice olurdu?!

Müslümanların istediklerini kabul edip onlara boyun eğelim».

Hicretin 76. senesinde Sile İbn Esyem Maveraunnehir ülkelerine giden müslüman ordularıyla birlikte bir savaşa çıktı.

Oğullarından biri yanındaydı.

İki ordu karşılaşıp savaş kızışınca Sile oğluna:

«Yavrum! İleri yürü ve Allah´ın düşmanlarıyla savaş ki ben seni, verilen emanetler yanında kaybolmayan Allah´a kurban etmiş olayım».

Delikanlı okun yaydan fırladığı gibi düşmanla savaş için fırladı. Şehid olup yere yıkılıncaya kadar devamlı dövüştü. Babası da onun peşinden gitmekten başka birşey yapmadı. O da durmadan dövüştü ve şehid olup oğlunun yanına yıkıldı.

Ölüm haberleri Basra´ya geldiğinde kadınlar Muaze el-Adeviyye´-ye taziyeye geldiler.

Muaze onlara:

«Eğer beni tebrik etmeye geldiyseniz, hoşgeldiniz.

Yok, eğer başka birşey için geldiyseniz dönüp gidiniz, Allah sîz den razı olsun...»

Allah bu asîl ve yüce zatların yüzlerini ak etsin. Allah onlardan razı olsun.

İnsanlık tarihi onlardan daha müttakî ve daha temizini tanıma­mıştır.. [3]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] El-Isbehanî

[2] Afganistan´ın başşehridir. Kabîl nehri kenarındadır

[3] Sile İbn Eşyem hakkında geniş bilgi için aşağıdaki eserlere bakınız.

1. Tabakatu İbn Sa´d, VII/134.

2. Et-tarîhu´l-kebîr, İV/321.

3. El-Küna, U/13.

4. El-Cerh ve´t-ta´dî!, İV/447.

5. Hılyetu´l-evliya, M/237.

6. Usdu´l-gabe, İV/34.

7. Tarîhu´l-İslâm, 111/19.

8. El-Bidaye ve´n-nihaye, 1X/15.

9. E!-İsabe, H/2Û0.

10. Halife´nin Tabakat´ına ve İbnu´l-Cevzî´nİn sıfntu´s-safve´sinG bakının

Dr. Abdurrahman Re?fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 2/347-354.

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Kitap okuyor musunuz?:

Son yorumlar