Saîd İbnu´l-Müseyyeb

«Saîd İbnu´l-Müseyyeb sahabe daha hayatlayken fetva veriyordu».[1]

Müminlerin emîri Abdülmelik İbn Mervan Allah´ın evini haccet­meye ve iki Harem-i şerifin ikincisini ziyaret etmeye karar verdi.

Zilkade ayı gelince, büyük halife yolculuk için develerini hazırla­tıp beraberinde, Emevîlerin şerefli efendileri, büyük devlet adamla­rından bir kısmı ve bazı çocukları olduğu halde Hicaz toprağına doğru

Kafile Şam´dan Medîne-i Münevvereye kadar ne çok yavaş ne de çok hızlı olmadan yoluna devam etti...

Onlar konakladıktan her yerde çadırlar kurup yaygılar açıyorlar, dinî bibilerini artırmak kalplerine ve ruhlarına hikmet ve güzel öğüdü doldurmak için ilim meclisleri düzenliyorlardı.

Halife Medîne-i Münevvere´ye varınca Harem-î Şerife gidip ora­nın sakini Muhammed´e [s.a.v.) salât ve selâm getirdi.

Ravza-İ Mutahhara´da namaz kılma saadetine erdi. .

Orada daha önce benzerini tatmadığı huzur saadetini ve ruh selâ­metini tattı...

Daha önce imkan bulup kalamadığı Medine´de ikamet süresini uzatmaya karar verdi.

Medîne-i Münevvere´de kalmayı tercih edişinin başlıca sebebi Peygamber mescidini şenlendiren ilim halkaları, gözyüzünde yıldız­ların parladığı gibi büyük tabiilerden olan eşsiz alimlerin orada par-lamasıydı.

İşte bu Urve İbnu´z-Zübeyr´in [2] halkası...

İşte şu Saîd İbnu´l-Müseyyeb´in halkası...

İşte ordaki de Abdullah İbn Utbe´nin [3] halkası...

Bir gün Halife, normal olarak her zaman kalkmadığı bir vakitte öğle uykusundan kalkıp odacısına:

«Meysere!» diye seslendi.

Odacısı: «Buyur, ey müminlerin emîri!» dedi.

Halife: «Peygamber mescidine git ve bize hadis anlatması için alimlerden birini çağır» dedi.

Meysere Mescid-i Nebevî´ye gitti. Oraya göz attı, ama ortasında yaşı altmıştan fazla bir şeyhin oturduğu halkadan başka bir halka gö­remedi.

O şeyhte alimlerin sadeliği vardı...

Onun üzerinde alimlerin heybet ve vakarı vardı...

Halkaya yakın bir yerde durup parmağıyla şeyhe işaret etti.

Ama şeyh ona dönüp bakmadı ve hiç aldırmadı.

Meysere ona yaklaşıp: «Sana işaret ettiğimi görmedin mi?» dedi.

Şeyh: «Bana mı?» dedi.

Meysere: «Evet» dedi.

Şeyh: «Ne istiyorsun?» dedi.

Meysere: «Müminlerin emiri uykudan kalktı ve şöyle dedi: Mes­cide git, bak eğer bana hadis anlatacak kişilerden birini görürsen onu bana getir» dedi.

Şeyh ona şu cevabı verdi: «Ben onun hadis anlatıcılarından deği­lim».

Meysere de şöyle söyledi: «Fakat o kendisine hadis anlatacak birisini istiyor».

Şeyh şu cevabı verdi: «Birisinden birşey isteyen kimse, o kim­senin ayağına gelir...

Eğer istiyorsa mescidin halkasında onun için yer var. Hadis almaya gidilir fakat hadis ona gelmez...»

Odacı geldiği yoldan dönüp halifeye şöyle dedi: «Mescidde bir şeyhten başka hiç kimseyi görmedim. Ona işaret ettim. Fakat yerin­den kalkmadı. Ona yaklaştım ve şöyle dedim: Müminlerin emîri şu anda uykudan uyandı ve bana: Bak, mescidde bana hadis anlatacak kişilerden birini görürsen onu bana çağır».

Bana sakince şöyle dedi: «Ben onun hadis anlatıcılarından deği­lim.

Eğer hadis istiyorsa mescidin halkasında onun için yer var...»

Abdülmelik İbn Mervan derin derin soludu...

Süratle ayağa kalktı ve şöyle diyerek eve doğru yöneldi:

«İşte bu Saîd İbnu´l-Müseyyeb...

Keşke sen ona gitmeseydin ve onunla konuşmasaydın».

Toplantı yerinden ayrılıp evin içine girdiğinde Abdülmelik´in oğul­larından en küçüğü ağabeylerinden birisine şöyle dedi:

«Dünya,-müminlerin emîrine boyun eğmiş ve Bizans hükümdarla­rı huzurunda eğilmişken, onun huzuruna gelmeyen ve büyüklenen bu adam kim acaba?»

Ağabey şöyle cevap verdi: «O, müminlerin emîrinin onun kızını kardeşi el-Velîd´e istediği ve onun da kızını vermeye razı olmadığı kimsedir».

Küçük kardeş şöyle dedi: «O, kızını el-Velîd İbn Abdülmelik´e ver­meye razı olmadı ha?

Kızı için, müminlerin emîrinin veliahdından ve ondan sonraki müs-lümanlann halifesinden daha üstün bir koca mı istiyordu acaba?»

Ağabey sustu ve ona hiçbir şey söylemedi...

Küçük kardeş şunları söyledi: «Kızını müminlerin emîrînin veliah­dına kıyamadıysa, ona uygun birisini bulabildi mi yoksa bazı insan­ların yaptığı gibi evlenmesine engel olup evde kalmış kız mı yaptı...»

Ağabeyi ona şu cevabı verdi: «Gerçekten onun hakkında hiçbir şey bilmiyorum...»

Yanlarında oturan Medînelilerden biri onlara dönüp şöyle söy­ledi:

«Müminlerin emîri bana izin verirse onunla ilgili herşeyi on latınm.

O, Ebu Vedaa denilen bir gençle evlendi. Bizim bitişik komşumuzdu...

Ebu Vedaa´nin o kızla evlenmesine dair bizzat kendisinin anlattığı orijinal bir hikâyesi vardır». ,

İki kardeş ona: «Haydi anlat» dediler. Adam: «Ebu Vedaa bana şöyle anlattı:

İlim tahsil etmek İçin -bildiğin gibi- Resûlüllah´ın (s.a.v.) mesci-cinde, Saîd İbnu´l-Müseyyeb´in halkasına devam ediyordum...

Birkaç gün şeyhin halkasında bulunmadım. Beni arayıp sordu ve benim hasta olduğumu veya başıma birşey geldiğini zannetti...

Etrafındaki kimselere beni sordu, fakat onların hiçbirinden benim­le İlgili bir haber elde edemedi.

Birkaç gün sonra ona döndüğümde bana hoşgeldîn deyip halimi hatırımı sordu. «Nerdeydin, Ebu Vedaa?» dedi.

Ben de şöyle dedim. «Karım öldü, onunla meşgul oldum».

O: «Ebu Vedaa! Bize haber verseydin de sana yardım etseydik, seninle birlikte cenazesinde bulunsaydık ve yapacağın işlerde sana yardım etseydik...» dedi.

Ben: «Allah senden razı olsun» dedim.

Kalkıp gitmek istediğimde, orada olanların hepsi ayrılıncaya ka­dar kalmamı istedi ve bana şöyle dedi:

«Kendine yeni bir hanım almayı düşünmedin mi? Ebu Vedaa!» Ben: «Allah sana merhamet etsin...

Ben yetim olarak büyümüş ve yoksul olarak yaşayan bir genç­ken kızını bana kim verir ki...

Benim iki veya üç dirhemden başka param yok» dedim. O: «Ben kızımı sana veririm» dedi.

Dilim tutuldu ve: «Sen mi?!...

Durumumu öğrendikten sonra kızını bana verir misin?!» dedim

O: «Evet...

Dînini ve ahlâkını beğendiğimiz birisi bize eiirse ona veririz.

Sen bizim yanımızda dîni ve ahlâkı beğenilen birisisin...»

Daha sonra bizim yakınımızdaki kimselere dönüp onlara seslendi...

Onlar yanına gelince Allah´a hamdedip peygamberi Muhammed´e (s.a.v.} salât getirdi.

Kızını bana nikahladı... Mehrini iki dirhem takdir etti...

Şaşkınlıktan ve sevinçten ne diyeceğimi bilemez bir halde kalk­tım.

Evime gittim. O gün oruçluydum. Orucumu unuttum. Şöyle deme­ye başladım:

«Vah sana Ebu Vedaa!

Sen kendine ne yaptın?!

Kimden borç para isteyeceksin?!»

Akşam ezanı okununcaya kadar bu halde kaldım...

Namazı kıldım. Orucumu açmak için oturdum. İftar yemeğim ek­mek ve yağdı...

Bir veya iki lokma alır almaz kapının çalındığını duydum. «Kim o?» dedim. «Saîd...» diye cevap verdi.

Vallahi, ismi Saîd olan tanıdığım herkes hatırıma geldi de sadece Saîd İbnu´l-Müseyyeb gelmedi...

Çünkü o kırk yıldan beri sadece eviyle mescid arasında görül­müştü...

Kapıyı açtım. Bir de ne göreyim Saîd İnbu´l-Müseyyeb karşımda... Zannettim ki, o kızını bana vermekten caydı... Ona: «Ebu Muhammedi

Bana haber gönderseydin, ben gelirdim» dedim.

O: «Hayır, bugün benim sana gelmem daha uygundur...» dedi.

Ben: «Öyleyse evime buyur» dedim.

O: «Hayır, ben sadece bir mesele için geldim» dedi.

Ben: «Nedir o mesele?» dedim.

O: «Kızım, bu sabahtan itibaren Allah´ın dinine göre senin karır oldu.

Biliyorum ki, evinde yalnızlığını giderecek hiç kimse yoktur. Ka­rınla senin ayrı ayrı yerlerde gecelemenizi istemedim ve onu sana getirdim» dedi.

Ben: «Yazıklar olsun bana... Onu sen mi getirdin?» dedim.

O: «Evet» dedi.

Baktım ki kızı da oradadır.

O kızına dönüp: «Kızım! Allah´ın ismi ve bereketiyle kocanın evi­ne gir...» dedi.

Kızı adım atmak istediğinde utancından elbisesine bastı ve ner-deyse yere düşecekti.

Bense ne diyeceğimi bilmez ve şaşkın bir halde onun karşısında

durdum...

Daha sonra içinde ekmek ve yağ bulunan tepsiden ileriye ge­çirdim. Tepsiyi göremesin diye onu lâmbanın ışığından uzaklaştirdım.

Sonra dama çıktım. Komşuları çağırdım. Yanıma geldiler ve:

«Neyin var?» dediler.

Şöyle cevap verdim:

«Bugün mescidde, Saîd İbnu´l-Müseyyeb kızını bana nikahladı..,

Ansızın onu bana getirmiş...

Gelin de, evden uzakta olan annemi çağınncaya kadar onu yal­nız bırakmayın...»

Yaşlı bir kadın şöyle dedi: «Vay, sen ne dediğini biliyor musun?! Saîd İbnu´l-Müseyyeb kızını sana mı verdi...

Onu eve bizzat kendisi mi getirdi?!

O kızını el-Velîd İbn Abdülmelik´e bile kıyamamıştı!!»

Ben: «Evet...

İşte o, evde yanımda. Haydi çabuk olun, ona bakın» dedim.

Komşular söylediğime pek inanmıya inanmıya eve geldiler, ona hoşgeldin dediler ve onu yalnız bırakmadılar».

Az sonra annem geldi. Onu görünce bana şöyle dedi:

«Durumunu düzeltinceye kadar onu bana bırakmazsan yüzüne bir daha bakmam.

Daha sonra onu sana hediye ederim».

«Ne istersen onu yap...» dedim.

Annem üç gün onunla birlikte kaldı. Daha sonra onu bana getir

Bir de ne göreyim. O Medîne kadınlarının en güzeli...

İnsanların Allah´ın kitabi´nı en iyi ezberleyeni...

Resûlüllah´m (s.a.v.) hadîslerini en iyi rivayet edeni...

Kadınların koca haklarını en iyi bileniydi...

Onunla birkaç gün kaldım. Bu süre içinde bizi, ne babası ne de ailesinden biri ziyaret etti.

Daha sonra mescidde şeyhin halkasına geldim. Ona selâm ver­dim. Selâmımı aldı. Fakat benimle konuşmadı.

Toplantı dağılıp benden başka kimse kalmayınca: «Ebu Vedaa! Hanımını nasıl buldun?» dedi.

Şöyle cevap verdim: «O dostun istediği ve düşmanın istemediği şekildedir».

«Allah´a hamdolsun» dedi.

Eve döndüğümde, onun, geçimimizi sağlamak üzere bize bol mik­tarda para gönderdiğini gördüm.

Abdülmelik´in oğlu: «Bu adamın durumu tuhaf...» dedi. ;

Medîneli bir başkası ona; «Tuhaflık bunun neresinde ey emîr?

O dünyasını ahireti için vasıta yapan kimsedir...

O kendisi ve ailesi için bakiyi fani karşılığında satın aldı...

Vallahi, o kızını müminlerin emîrinîn oğluna kıyamadı...

Ona denk birisini bulamadı ve onun için dünya fitnesinden korktu.,

Arkadaşlarından birisi ona şunu sordu: «Müminlerin emîrinin dü­nürlüğünü kabul etmeyip kızını müslüman halktan birisiyle mi evlen­diriyorsun?!»

Şöyle cevap verdi: «Kızım bana emanettrr. Yaptıklarımda onun iyiliğini aradım».

Ona: «Nasıl?» diye soruldu. Buna da şöyle cevap verdi:

«Eğer o, Emevîlerin saraylarına gidip... lüks elbise ve eşyalar ara­sında sahmrsa... huzurunda hizmetçi ve cariyeler durursa...

Bundan sonra kendisini halifenin hanımı olarak görürse, onun hakkında ne düşünürsünüz?

O gün onun dini nerede olur?»

Şamlı birisi şöyle dedi: «Sizin şeyhinizin insanlar arasında eşsiz bir tip olduğu görülüyor».

Medîneli ona şu cevabı verdi: «Vallahi, asla haksız değilsin...

O gündüzleri oruç tutar...

Geceleri namaz kılar...

Kırk civarında haccı vardır...

Kırk yıldan beri Peygamber mescidinde ilk tekbiri kaçirmamiştır...»

Bu süre içinde namazda birinci safa dikkat etmek için birisinin ensesine baktığı bilinmemektedir, yani daima birinci saftadır.

Kureyş kadınlarından dîlediğiyle evlenmek elinde olduğu halde o, Resûlüllah´ın (s.a.v.) yanındaki derecesinden...

Resûlüllah´m (s.a.v.) hadisini rivayetteki gücünden...

Resûlüllah´tan (s.a.v.) hadîs almaya aşırı istekli olmasından dola­yı... Ebu Hurayra´nın kızını diğer kadınlara tercih etti...

O, çocukluğundan itibaren kendini ilme vermiş... Hz. Peygam-ber´in (s.a.v.) hanımlarının yanlarına girmiş ve onlardan istifade et­mişti...

Zeyd İbn Sabit, [4] Abdullah İbn Abbas [5] ve Abdullah İbn Ömer´e [6] talebe olmuştur...

Hz. Osman, Ali, Suheyb [7] ve başka sahabîlerden hadis dinlemiş,

Onların ahlakıyla ahlâklanmıştı...

Devamlı tekrar ettiği bir sözü vardı ki sanki onu kendine parola

yapmıştı:

O da şu sözdü: «Kullar, nefislerini Allah´a itaat gibi başka birşey-le yüceltmezler, ona itaatsizlik gibi başka bfrşeyle de nefislerini kü­çültmezler». [8]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Tarihçiler.

[2] Urve İbnu´z-Zübeyr´in hayatı için bu dizinin birinci kitabına bakınız.

[3] Abdullah İbn Utbe : Büyük tabiilerden biridir

[4] Zeyd İbn Sabit : Hayatı bu eserde vardır

[5] Hayatı bu eserde vardır

[6] Abdullah İbn Ömer : Ömer Ibnu´l-Hattab´in oğludur. Hayatı bu eserdo vardır

[7] Hayatı bu eserde vardır.

[8] Saîd İbnul-Müseyyeb hakkında geniş bilgi için aşağıdaki eserlere bakınız

1. Tabakatu İbn Sa´d V/119.

2. Tarîhu´l-Buharî.

3. El-Maarif. s.437.

4. Hılyetu´l-evliya, U/161.

5. Tehzîbu´l-esma ve´l-luğat, I. Kısrni, I. Cüz. s.219.

6. İbn Hallikan, Vefeyatu´l-a´yan, H/375.

7. Tezkiratu´l-huffaz, 1/51-

8. El-lber, 1/110.

9. En-Nücumu´z-zahira, i/228.

10. Şezeratu´z-zeheb, 1/102

Dr. Abdurrahman Re?fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 2261-269.

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Kitap okuyor musunuz?:

Son yorumlar