Muhammed İbn Vasi el-Ezdî

Amirlerin kurrası vardır, zenginlerin kurrası vardır. Muhammed İbn Vasi Rohman´ın kurrasındandır.[1]

Şimdi, müminlerin emîri Süleyman İbn Abdülmelik´in halifelik devrindeyiz.

İşte şu, İslâm´ın çekilmiş kılıçlarından biri Horasan´ın güçlü ve

kabiliyetli valisi Yezîd Îbnu´l-Mühelleb İbn Ebî Sufre.

Şehit olmayı isteyen ve sevap uman gönüllüler dtşmda, yüzbin kişiye varan ordusuyla düşmanın üzerine yürüyor...

O, Cürcan ve Taberistan´ın [2]fethine karar vermişti...

Yanındaki gönüllülerin başında yüce tabiî Muhammed İbn Vasi el-Ezdî el-Easrî vardı...

O, fukahaların süsü lâkabını almış... Basra´nın abidi diye tanınmıştı...

O, Resûlüllah´ın (s.a.v.) hizmetkârı yüce sahabî Enes İbn Malik el-Ensarî´nin öğrencisiydi.

Yezîd İbnu´l-Mühelleb ordusuyla Dihistan´a inmişti.

Orada çok güçlü bir-Türk kavmi oturuyordu...

Onların kaleleri de çok muhkemdi...

Onlar her gün müslümanlaria savaşmaya çıkarlardı.

Yorulunca, dağın tepesindeki muhkem kalelerine çekilirlerdi.

Muhammed İbn Vasi, bünyesi zayıf ve yaşı ileri olmasına rağmen bu savaşta büyük bir yararlık göstermişti...

Müslüman askerleri, onun yüzünde parlayan iman nuruyla huzur buluyorlar...

Tatlı dilinden saçılan zikrin hararetinden dolayı gayrete geliyorlar.. Sıkıntı anlarında kabul edilen dualarıyla içleri rahat ediyordu...

Ordu komutanı savaşa çağırdığı zaman şöyle seslenmek adetiy­di:

«Ey Allah´ın atları! Binin... Ey Allah´ın atlan! Binin...»

Müslüman askerleri onun sesini duyar duymaz karayelin estiği gibi düşmanlarıyla savaşa koşarlar...

Kavurucu sıcağı olan günde susuzun soğuk suya atıldığı gibi sa­vaş meydanına atılırlardı...

Şiddetli çarpışmalardan birinde, düşman saflarından öylesini gö­zün görmediği iri ve büyük bir savaşçı çıktı.

Ondan daha kuvvetli, daha cesur ve daha azimlisi yoktu...

Saflar arasında dolaşmaya başladı ve nihayet müslümanlan yer­lerinden oynattı...

Müslümanların kalplerine korkuyu soktu.

Daha sonra meydan okuyarak onları devamlı düelloya davet et­meye başladı.

Muhammed İbn Vasi onunla düello etmeye niyet edince müslü-man askerleri onun bu davranışından etkilendiler ve birisi ona gelip bunu yapmamasını ve bu işi kendisine bırakmasını söyledi.

Yaşlı Muhammed İbn Vasi onun istediğini kabul etti ve Allah´ın yardımıyla galip gelmesi için Allah´a dua etti.

Düellocular güçlü aslanlar gibi hemen birbirlerine girdiler... Bütün askerlerin gözleri ve kafaları onlara takılmıştı.

Bütün güçleriyle bir saat birbirleriyle dövüştüler. Aynı anda kılıçları birbirlerinin başlarına birer darbe indirdi.

Ancak Türk düellocunun kılıcı müslüman düellocunun miğferinde kaldı.

Müslüman düellocunun kılıcı Türk´ün alnına indi ve başını ikiye yardı...

Muzaffer asker gözün öylesine şahit olmadığı bir manzarayla ınüslümanlarm saflarına döndü...

Bir elindeki kılıçtan kan damlıyor...

Miğferine saplı diğer kılıç da güneşin ışıkları altında parlıyordu...

Müslümanlar onu Lailâhe illa´llah, Allahu ekber ve el-Hamdü liilah sözleriyle karşıladı.

Yezîd İbn Mühelleb, iki kılıcın ve miğferin onun üzerinde parlayı­şını görünce:

«Ne mutlu böyle bir yiğidin babasına!! Bu ne adam!!» dedi. Ona şöyle cevap verildi:

«Bu, Muhammed İbn Vasi el-Ezdî´nin dualarının mübarekleştirdiğî bir adamdır».

Türk düellocunun yere yıkılmasından sonra güç dengesi değişti. Ateşin kuru otların arasında yayıldığı gibi düşmanların içinde korku yayıldı.

Müslümanlar da savaşmak ateşiyle tutuştular. Sel gibi düşmanların üzerine aktılar. Tasmanın boynu sardığı gibi onları sarıp kuşattılar. Onların su ve azıklarını kestiler.

Hükümdarları barış anlaşması yapmaktan başka bir çare bula­madı... /

O, barış teklif etmek, elindeki şehirlerin içindekilerle ve herşe-yiyle birlikte teslime hazır olduğunu, ancak canına malına ve ailesine dokunmayacağına dair teminat vermesi için Yezîd´e elçi gönderdi.

Yezîd onun barış teklifini kabul etti ve taksit taksit kendisine ye­di yüz bin dirhem, peşin dört yüz bin dirhem, dörtyüz Zaferan [3] yük­lü hayvan vermesini, her birinin elinde gümüş bir kâse, başında, ipek­ten bir baş örtüsü, onun üzerinde kadife bir taylesan ve askerlerin hanımlarının giymesi için bir elbise bulunan dörtyüz adam gönderme­sini şart koştu.

Savaş bitince Yezîd İbn Mühelleb muhafızına şöyle dedi:

«Bütün hak sahiplerine haklarını vermemiz için ganimetlerimizi say».

Muhafız ve beraberindekiler ganimetleri saymaya çalıştılar ama beceremediler.

Böylece ganimetler askerler arasında göz kararıyla paylaştırıldı.

Müslümanlar bu ganimetler arasında halis altından yapılmış, in­ci ve mücevherlerle süslenmiş ince nakışlarla işlenmiş bir taç bul­muşlardı...

Bütün boyunlar ona doğru uzanmıştık. Gözler onun incilerine takılıp kalmıştı...

Yezîd onu eline alıp askerlerden görmeyenlerin görmesi için yu­karı kaldırmış ve şöyle demişti:

«Bu tacı istemeyen birisinin olduğunu zannediyor musunuz?!»

Onlar şu cevabı verdiler:

«Allah komutanı iyilikte devam ettirsin.

Onu kim istemez ki?!»

O da şöyle dedi: «Muhammed´in (s.a.v.) ümmeti arasında, dünya dolusu benzeri olsa bile, onu istemeyen birisinin mevcut olduğunu göreceksiniz...»

Daha sonra odacısına dönüp:

«Bize Muhammed İbn Vasi´ el-Ezdî´yi bulup getir» dedi.

Odacı onu aramaya başladı.

Sonunda onu nafile namaz kılmak, Allah´a yalvarıp yakarmak üze­re halktan uzak bir köşeye çekilmiş olarak buldu.

Yanına varıp:

«Komutan seninle görüşmek ve hemen yanına gitmeni istiyor».

Odacıyla birlikte komutanın yanına gitti, emîrin yanma varınca selâm verip yanma oturdu.

Emîr selâmını onunkinden daha güzel bir şekilde aldı.

Daha sonra tacı eliyle kaldırıp şöyle dedi:

Ebu Abdillah! Müslüman askerleri bu değerli tacı kazanmışlar.

Bunu sana ikram etmeyi ve senin nasibin yapmayı düşündüm. Askerler de buna razı oldular. O da şu cevabı verdi:

«Ey emîr! Onu benim payıma mı geçirmek istiyorsun?!»

Emîr: «Evet o senin nasibindir» dedi.

Muhammed İbn Vasî: «Benim ona ihtiyacım yok emîr!

Allah senden ve onlardan razı olsun» dedi.

Emîr: «Yemin ettim, onu mutlaka sen alacaksın» dedi.

Emîr yemin edince Muhammed İbn Vasî´ tacı aldı ve izin isteyip oradan ayrıldı.

Muhammed İbn Vasî´i tanımayanlardan birisi: «İşte o tact kendine ayırdı ve çekip gitti» dedi.

Yezîd uşaklarından birine, gizlice Muhammed´i takip etmesini, tacı ne yaptığına dikkat etmesini ve ona bilgi getirmesini emretti.

Muhammed İbn Vasî´in haberi olmadan uşak onu takip etti.

Muhammed İbn Vasî taç elinde yoluna devam etti. Karşısına saçı başı dağınık, perişan vaziyette bir adam çıktı ve şöyle diyerek ondan

birşey istedi; «Allah´ın malından lütfet...»

Muhammed İbn Vasî sağına, soluna ve arkasına baktı, kendisini kimsenin görmediğine kanaat getirince tacı dilenciye verdi ve arka­sından sevinç ve neşeyle yürüdü...

Sanki o sırtına yük olan bir ağırlığı üzerinden atmış gibiydi...

Uşak dilencinin kolundan yakalayıp emire getirdi ve ona olanları anlattı.

Emîr tacı dilenciden aldı, onun yerine birçok para verdi ve onu memnun etti.

Daha sonra askerlere dönüp şöyle dedi:

«Size Muhammed ümmeti içinde hâlâ bu tacı ve benzerlerinin benzerlerini istemeyen kimse var mı diye sormuştum?»

Muhammed İbn Vasî´ el-Ezdî, Yezîd İbnu´l-Mühelleb´in sancağı al­tında müşriklerle savaşmaya devam etti ve nihayet hac zamanı yak-

Önünde çok kısa bir süre kalınca Yezîd İbn Mühelleb´in huzuru­na girip hac görevini yapmaya gitmek için ondan izin istedi.

Yezîd ona şöyle dedi: «İzin senin elinde, Ebu Abdillah! istediğin zaman git.

Sana, haccını yerine getirmede ihtiyacını karşılayacak bir mik­tar paranın verilmesini emrettik».

Yezîd´e şöyle sordu: «Ey emîr! Askerlerinden herbirine böyle para verilmesini emredecek misin?!»

Emîr: «Hayır» dedi. Öyle olunca: «Bana müslüman askerlerine verilmeyen farklı blr-şey verilmesine ihtiyacım yok» deyip ona veda etti ve ayrıldı...

Muhammed İbn Vasî´ el-Ezdî´nin yolculuğu, onunla sohbet etmek şerefine nail olan müslüman askerlerine zor geldiği ve muzaffer or­dularının onun bereketlerinden mahrum oluşuna üzüldükleri gibi, Ye­zîd İbnu´l-Mühelleb´e de zor gelmişti.

Onlar haccını yerine getirince onun tekrar yanlarına dönmesini temenni ettiler.

Bunda bir gariplik yoktu. Her tarafa yayılan müslüman komutan­ları, Basra´nın abidi Muhammed İbn Vasî1 el-Ezdî´nin ordularının saf­larında bulunmasını çok istiyorlardı.

Onun kendileriyle birlikte bulunmasından bir çok hayır bekliyorlar.

Onun duaları bereketine Azız ve Celîl olan Allah´ın kendilerine kesin zafer vermesini umuyorlardı...

Kendi gözlerinde küçük, Allah´ın ve halkın yanında büyük olan bu kişiler ne değerlidirler.

Böyle eşi, benzeri bulunmaz bu büyük kişilere sahip olan tarih ne yücedir.

Basra´nın abidi Muhammed İbn Vasî el-Ezdî île bir daha görüş­mek üzere.[4]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Malik İbn´ Dinar

[2] Cürcan ve Taberistan: Yezîd İbnu´l-Mühelleb´in fethettiği, İran´ın bölgelerinden ikisi

[3] Zaferon : Yemeklere koku ve renk vermek için kullanılan bir bitkidir

[4] Dr. Abdurrahman Re?fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 2

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Kitap okuyor musunuz?:

Son yorumlar