Hind Bint Utbe İbn Rabia

O, Ebû Sufyan İbn Harb´in hanımı, Muaviye İbn Ebî Sufyan´ın annesidir. Müslüman olmadan önceki haberleri meşhurdur.. Mekke hal­kına Bedir savaşının sonucuyla ilgili haber gelince müşrikleri sanki yıldırım çarpmış gibi oldu. Kureyşii kadınlar Hind Bint Utbe´ye gittiler.

Onlar:

?Babana (Utbe İbn Rabîa), kardeşine (el-Velid İbn Utbe), am­cana EŞeybe İbn Rabîa} ve yakınlarına (Hanzala İbn Ebî Sufyan´ın öldü­rülmesine ve Anır İbn Ebî Sufyan´ın esir edilmesine) ağlamıyor musun? dediler.

Ciğeri ateşten yanarak :

? Muhsmmed ve ashabı, ağladığımı duyarlar da onlar ve Hazrec-Mlerin kadınları bizim başımıza gelene sevinirler diye ağlamıyorum. Biz Muhammed´le savaş yapıp Muhammed ve ashabından öcümü alın­caya kadar başına koku ve krem sürmek bana haram olsun. Kalbim­den üzüntüyü gidereceğini bilsem ağlardım ama öldürülen akrabaların öcünü gözümle görmedikçe üzüntümü gidermez, dedi.

Hint Bint. Utbe, Kureyş´in efendisi kocası Ebû Sufyan´la birlikte Uhud savaşına gitti. O, müşrikleri Allah´ın Rasûlü´yle (S.A.V) savaş­maya teşvik ediyordu. O kocasının intikam yakıtıydı. Ona, Bedir´de, öldürülenlerin öcü alınmadan cünüplüğünü- gidermek için yıkanmama-ya yemin ettirmişti. (Onların Bedir´de 70 öliüeri, 70 esirleri vardı). Hind, Habeşistan´lı köle Vahşî İbn Harb´e : Babam, Bedir günü öldürüldü. Eğer, sen üç kişiden birini: Muham-med´i veya Hamza b. Abdulmuttalib´i yahut Ali b. Ebî Tâlib´i öidürürsen hürsün, âzâdsın!

Çünki, ben, Kureyş kavmi içinde bunlardan başkasını babama denk görmüyorum!» dedi.

Vahşî b. Harb şöyle anlatmaktadır:

«? Ben, (Peygamber´in üzerine varmağa güç yetiremiyeceğimi biliyorum. Çünki, ashabı onu yalnız bırakmaz, kimseye teslim etmez­ler. Hamza´yi ise, vallahi uyurken bulsam heybetinden uyandırmağa cesaret edemem. Amma Ali´ye gelince, onu öldürmek için bir-fırsat kollayayım bakayım!) dedim.»

Hind, Kureyş erkeklerinin arkasında duruyor, onun yanındaki ka­dınlar da defleri çalarak şöyle diyorlardı:

Biz Tarık´ın kızlarıyız (Babalarımız Süreyya yıldızı gibi izzet ve şe­refin en yüceliklerinde pariamaktalar). Yastıklar ve yumuşak şeyler üzerinde yürürüz. Öyle şereflileriz. Gerdanlarımızda inci, saçlarımızda misk vardır. Eğer siz düşmanın üstüne atılır, saldırırsanız sizinle ku­caklaşıp sevişiriz. Eğer onlara arka çevirip kaçarsanız, o halde biz de sizden ayrılır ve arkanızı aramayız,

Hind, Vahşî İbn Harb´e şöyle diyordu:

?r Ebû Deseme! Sen benim işimi gör, ben de senin işini göreyim (âzâd edeyim).

Vahşi b. Harb anlatmaya şöyle devam etmektedir:

Halk arasında Ali´yi aradım. Derken Ali göründü. Kendisi çok uya­nık, girişken, çevik, çekingen ve etrafına çok bakman bir adamdı. Ken­di kendime (Benim aradığım, hakkından gelebiieceğim adamım bu de­ğil!) dedim.

O sırada Hamza´yı gördüm. Halkı kasıp kavuruyor, kesip biçiyor­du. Öna fırsat kollamak için bir kayanın arkasına gizlendim.

Bir ara, Siba´ b. Ümmü Enmar: (Var mı benimle çarpışacak bir yi­ğit?) diyerek meydan okuyordu.

Hamza, ona: (Gel yanıma ey kadın sünnetçisi olan kadının oğlu).

(Allah´a ve Resulüne sen misin meydan okuyan?!) dedi ve onu, göz açtırmadan, bacaklarından vurup yere serdi. Üzerine çöküp koyun boğazlar gibi boğazladıktan sonra sür´atle bana doğru gelirken, beni gördü.

Sel suiarı arklarına eriştiği sırada, ayağı kayıp yıkılınca mız­rağımı, onun istediğim yerinden vurmak için, fırlatıp attım. Böğrün­den vurdum. Hattâ, mızrağımın ucu, mesanesinden dışarı çıktı!

Arkadaşlarından bazıları koşup yanına geldiler. Ona: (Ebû Umâre!) diye seslendiklerini işitttim. Cevap vermeyince: (Vallahi, adam öldü!) dedim.

Arkadaşları, onun öldüğüne kanâat getirerek yanından dağıldılar. Beni göremediler.

Onlar, uzaklaştıktan sonra, Hamza´nın yanına varıp karnını yar­dım. Ciğerini çıkarıp Utbe´nin kızı Hind´e götürdüm.

(Babanı, öldüreni öldürürsem, bana ne var?) dedim. (Üzerimdeki elbise ve eşyam var!] dedi. (İşte, sana, Hamza´nın ciğeri!) dedim.

Hind, ciğeri alıp ağzında çiğnedi! Yutamayınca, ağzından dışarı attı.

Suyunu mu, yoksa posasını mı atmıştı bilmiyorum.

Üzerindeki elbisesini ve takıntılarını çıkarıp bana verdi. Sonra da: (Mekke´ye vardığım zaman, sana, on tane de, Dinar (altın) var! Bana, onun vurulup düştüğü yeri de, göster!) dedi.

Gidip gösterdim. Hamza´nın erkeklik uzvunu, burnunu ve kulakla­rını kesti. Onlardan, iki bilezik, iki pazvand, iki tane ayak halhali yaptı. Bunları takınmış olarak Mekke´ye girdi. Hamza´nın ciğeri de, yanında idi.» ´

Hind, Uhud günü, Hz. Hamza´nın cesedini ele geçirebilirse, ciğe­rini yemeyi adamıştı.

Müslüman ölülerinin organlarını koparmak için Kureyş kadınları geldiler. Hind Bint Utbe erkeklerin kulaklarından ve burunlarından hal-haliar ve gerdanlıklar yaptı. Kendi halhal ve gerdanhlkannı Vahşî İbn Harb´e verdi..

Sonra bir kayanın üzerine çıkıp ava2i çıktığı kadar bağırdı:

Biz size Bedir´in karşılığını verdik. Harpten sonra harp deliliktir.

Utbe´ye, kardeşime, amcasına ve çocuğuma sabredemedim.

İçimi rahatlattım. Adağımı yerine getirdim. Vahşi, sen benim yü­reğime su serptin.

Vahşi! Ömrüm boyunca kabrimde kemiklerim çürüyünceye kadar sana teşekkürler...

Hind Bint Utbe, en büyük fetih (Mekke fethi) gününe kadar de­vamlı Rasûlüllah ve İslâm´a karşı savaş halindeydi...

Mekke´nin fethinde, Medine´ye Kureyş´in elçisi olarak giden Hind´in kocası Ebû Süfyan Müslüman olarak Mekke´ye dönüyor ve d#3j vesinin üzerinde kendisini bekleyen halka yüksek sesle :

Kim, Hakîm b, Hizam´m evine girer, sığınırsa, ona emân veril-

miştir.

Kim, kapısını üzerine kapatır ve elinden silâhını bırakırsa, ona da emân verilmiştir,» buyurdu.

Ebû Süfyan´ın evi, Mekke´nin yukarı semtinde, Hakîm b. Hizam´rn evi ise, Mekke´nin aşağı semtinde bulunuyordu.

Ebû Süfyan, Mekke´ye varıp evine girmek istediği zaman, karısı Hind: «Arkanda ne haber var? Allah, seni, iyilikten ırak etsin! Sen, en kötü bir elçi oldun!» diyerek ona hakaret etti.

Ebû Süfyan´la Hakîm b. Hizam, Mescid-i Haram´a vardılar.

Ebû Süfyan, «Ey Kureyş topluluğu! İşte, Muhammedi Karşısında dayanamayacağınız kadar büyük bir kuvvetle yanı başınıza gelmiş bu­lunuyor!

Ey Kureyş topluluğu! Ey Galip Hanedanı! Müslüman olunuz da, selâmete eriniz!

Yüce Allah, sizi, onlardan, Abbas sayesinde korudu!» diyerek âvâ-zının çıktığı kadar bağırmağa başladı.

Kureyş müşrikleri, ona «Sus! Kavmına, senin gibi kötü elçilik ya­panı, Allah, iyilikten uzaklatşırsın!» dediler.

Hind bint-i Utbe, kocası Ebû Süfyan´ın yanına varıp bıyığından, sakalından tuttu. «Ey Galip Hanedanı! Şu kocamış hayırsız adamı, kara alçağı, şu elçinizi, öldürünüz!

Çünki, o, dininden dönmüştür! Kavminin ne kötü bir gözeticisidir

Allah, Kureyşlilerin senin gibi elçisini hayırdan uzaklaştırsın!

Ey Galip Hanedanı! Onu, öldürmeyecek misiniz? Kendinizden ve yurdunuzdan def etmeyecek misiniz onu?» diyerek bağırdı.

Ebü Süfyan, Hind´e «Sus! Sakalımı da bırak!

Varlığım, Kudret elinde bulunan Allâha yemin ederim ki: sen, ya Müslüman olursun, ya da senin boynun vurulur!

Hemen evine gir!» dedi.

Bunun üzerine, Hind, Ebû Süfyan´ın sakahnıbıraktı.

Ebû Süfyan, Kureyş müşriklerine «Yazıklar olsun size! Siz, bu tu­tum ve davranışınızla, kendi kendinizi aldatmayınız!

O, sizin karşı koyamayacağınız, dayanamayacağınız bir ordu ile başucunuza gelmiş bulunuyordur.

Ben, sizin görmediklerinizi, hiç göremeyeceklerinizi gördüm. Sayısız erler, atlar ve silâhlar gördüm ki onlara hiç bir kimsenin gücü yeter değildir.

Kim, Ebû Süfyan´ın evine girer, sığınırsa, ona, emân verilmiştir!» dedi.

Kureyş müşrikleri «Allah, seni kahretsin! Senin evin, bizim için ne kadar yararlı olabilir?! Hangimizi alabilir?!» dedler.

Ebû Süfyan «Kim, evine girip kapısını üzerine kaparsa, ona da emân verilmiştir!

Kim, Mescid-i Haram´a girer, sığınırsa, on da emân verilmiştir!» dedi.

Böylece halk, evlerine ve mescide dağıldı.

Rasûlüllah (S.A.V) yanında on binden fazla kişiyle birlikte Mek­ke´ye girip Ka´be´yi putlardan temizledi (Ka´be´nin etrafında ve üstün­de üçyüz altmış put vardı) ve halk bey´at etti.

Rasûlüllah (S.A.V) Hind Bint Utbe´nin kanının akıtılmasını (öldürülmesini) helâl görmüştü. Ama Mekke´ye girince, halkı affetti ve lara :

Benim size ne yapacağımı zannediyorsunuz? Ne dersiniz? Dedi.

Onlar :

? Hayır. Biz senden hayır umarız. Sen Kerîm (iyi) bir kardeşs Kerîm bir kardeşin oğlusun. Sen takdir edilen birisin, dediler,

Rasûlüllah (S.A.V) ;

? Ben de kardeşim Yûsuf un [A.S.) söylediği gibi soylüyorur Bugün, azarlanacak değilsiniz, Allah sizi bağışlar. O, merhametlilerin merhameti isidir. Gidiniz siz tulekâ´sınız (serbestsiniz), buyurdu.

Hind Bint Utbe, kendisine işkence edip yurdundan çıkaran onunla savaşanları affettiği gibi Rasûiüllah´m (S.A.V.) affını umdu.

Hind Bint Utbe kocası Ebû Sufyan´a :

? Ben Muhammed´e bey´at etmek istiyorum, dedi. Ebû Süfyan İbn Harb ona :

?Dün seni küfrederken görmüştük, dedi. Hind Bint Utbe :

? Vallahi, ben bu geceden önce (fetih gecesi) bu mescidde hakkıyİa Allah´a ibâdet edildiğini görmedim. Vallahi, ancak onlar ayakta durarak rüku ve secdede bulunarak devamlı namaz kıldılar, dedi.

Ebû Süfyan İbn Harb :

? Sen yapacağını mutlaka yaparsın. Giderken yanında kendi ininden birisini götür, dedi.

Ebû Süfyan b. Harb´în karısı Hind bint-i Utbe, İkrime b. Ebî Cehl´-in karısı Ümmü Hakîm bint-i Haris b. Hişam, Safvan b. Ümeyye´nin karısı Begüm bint-i Muazzel, Fâhite bint-i Veiid b. Mugîre, Hind Rayta bint-i Münebbih b. Haccac ve daha bazı Kureyş kadınları da bir araya gelerek on kişilik bir gurup halinde bey´at etmek üzre Peygamberimi­zin yanına geldiler.

Peygamberimizin yanında zevcesile kızı Hz. Fâtıma ve Abdulmut-talip oğulları kadınlarından bazıları da bulunuyordu.

Hz. Ömer, erkeklerin bey´atında olduğu gibi, Peygamberimizin buyruklarını kadınlara tebliğ edip ulaştırarak onların da bey´.atlarını aldı.

Hind, tanınmamak için pepelenmiş, kılık kıyafet değiştirmişti.

Tanınacağından, tanınırsa, öldürüleceğinden korkuyor, Peygambe­rimizden uzakça duruyor, kendisini, tanıtmamağa çalışıyordu.

Hind Yâ Resûlaliâh! El tutuşup Sana bey´at edelim mi?» diye sordu.

Peygamberimiz «Ben, kadınlarla el tutuşmam!

Benim, yüz kadına birden hitab etmem, her bir kadına ayrı ayrı hitab etmem gibidir!» buyurdu.1

Peygamberimiz, kadınlarla, ancak, sözle bey´at yapardı.

Peygamberimiz, Hz. Ömer´e «Söyle onl.ara : Allah´a, hiç bîr şeyi eş ve ortak tutmamak üzre Resûlüllâh´a bey´at edecekler!» buyurdu.

Hind´in yanındaki Kureyş kadınları, sustular, konuşmaktan kaçın­dılar.

Hind «Vallahi, kadın, erkek bizler, putlara tapıp duruyorduk. Se­nin, erkeklerden almadığını gördüğümüz bir teahhüdü; Sen, bizden alıyorsun!?

Erkeklerden istemediğin bir taahhüdü, kadınlardan ne diye isti­yorsun?

Her ne ise, biz, söylememizi istediğin şeyi de söyleyeceğiz!

Ben, iyice anlamışımdır ki Allah ile birlikte başka mabudlar da bulunmuş olaydı, başımıza gelenlerden bizi korurdu!» dedi.

Peygamberimiz, Hind´e baktı ve Hz. Ömer´e : «Söyle, onlara: hırsızlık ta etmeyecelker!» buyurdu.

Hind «Yâ Resûlallâh! Ebû Süfyan, pinti ve cimri bir adamdır. Val­lahi, ben, onun haberi olmadan, malından bir şeyier çalıyordum.

Bu, benim için halâlmıdır, değilmidir bilmiyorum?

Ebû Süfyan, ne bana, ne de oğluma yeteri kadar bir şey vermi­yor!» dedi.

Peygamberimiz «Onun malından kendine ve oğluna yetecek kadar bir şey alabilirsin!» buyurdu.

Ebû Süfyan «Senin geçmişteki çaldığın, geçti gitti. Gelecekte lacağın da sana helâl olsun!» dedi.

Peygamberimiz, güldü Hind-i, yanına çağırdı.

«Demek, sen, Hirid bint-i Utbesin?!» buyurdu.

Hind «Evet!» Allaha şükürler olsun ki, Kendisi için seçip beğendği dinini üstün kılmıştır.

Ey Muhammedi Muhakkak ki bana rahmetin dokunacaktır. Ben, şimdi Allâha inanmış bir kadın´ım!» dedi. Yüzünden, peçesini açtı.

«Ben, Hind bint-i Utbeyim. Allah, geçmişleri bağışlar. Sen, benim geçmişlerimi bağışla ki, Allah da Seni bağışlasın!» dedi.

Peygamberimiz, Hind´e «Hoş geldin!» buyurdu.

Hind «Vallahi, yâ Resûlallâh! Dün, yeryüzünde Senin çadırı ler kadar zillete ve hakarete uğramasını özlediğim bir çadır halkı yok-tu! ´

Bu gün, sabah çıkınca, yer yüzünde Senin çadırındakiler kadar iz zet ve şerefe ermesiniRözlediğim bir çadır halkı yoktur!» dedi.

Peygamberimiz «Bu hal, sende daha da çok olsa gerektir!» buyur­du.

Fâtıma bint-i Utbe de «Senin çadırın ve içindekiler kadar kin duğum ve Allah´ın yağmalatmasını arzuladığım bir çadır yoktu!

Fakat, vallahi, şimdi, bana, Senin çadırın ve içindekiler kadar sev­diğim ve Allâhm mâmur ve mübarek kılmasını özlediğim bir çadır´yok­tur! »dedi.

Peygamber (S.A.V):

Peygamberimiz «Öyledir. Vallahi, ben, kendisine çocuklarından, ana ve babalarından daha sevgili olmadıkça, hiç biriniz gerçekten imân etmiş olmazsınız!» buyurdu.

Peygamberimiz, Hz. Ömer´e döndü. «Söyle, onlara: Zina etmeye­cekler!» buyurdu.

Hind «Yâ Resûlallâh! Hür bir kadın, zina eder mi hiç?!» dedi.

Peygamberimiz «Hayır! Vallahi, hür bir kadın zina edemez!» bu­yurduktan sonra Hz. Ömer´e «Söyle, onlara: çocuklarını da öldürmeye­cekler!» buyurdu.

Hind «Vallâhî, küçük iken onları, biz büyüttük, yetiştirdik, Büyük iken, onları, siz öldürdünüz!

Sen, bize, Bedir günü öldürmedik çocuk bıraktın mı ki, onları, öl­dürelim?!

Her ne ise, bu, sizin ve onların bileceği bir iş!» dedi.

Hind´in Hanzaia adındaki oğlu, Bedir savaşında müşrik olarak öl­dürülmüştü.

Hz. Ömer, Hind´in «Sen, bize, Bedir günü öldürmedik çocuk bırak­tın mı ki?» sözüne, o kadar güldü ki az kalsın arkasının üzerine devri-

Peygâmberimjrz ise, sâdece gülümsedi.

Peygamberimiz; Hz. Ömer´e «Söyle, onlara: ellerile ayakları ara­sında bir iftira düzüp getirmeyecekler!» buyurdu.

Hind «Vallahi, iftira, çok kötü bir şeydir.

Bize, ancak, doğru yo! ve ahlâkî faziletler emr olunuyor!" dedi.

Rasülüîlah (S.A.V) :

? Mâruf-´da bana karşı gelmeyiniz, dedi. . Hind Bînt Utbe :

? Vallahi, biz buraya, sana isyan!etmek niyetiyle gelmedik. İkrîme ibn Ebî Gehl´in hanımı Umrnu Hakim:

? Sana karşı gelmememiz gereken bu mâruf fiyi) nedir? diye sordu.

Rasûlüllah (S.A.V):

?Ölülere ağıt yakmaktan, ağlarken yüz göz tırmalamak, üst baş yırtmak, saç baş yolmak, ah vah diyerek bağırıp çağırmaktan sakının, dedi.

Peygamberimiz (S.A.V) onlara Kur´ân´ı Kerîm okudu.

Şerefli, muhterem, akıllı ve görüş sahibi olan Kureyşli ve Haşirnî-lere mensup kadın müsiüman olmuştu.. Kocası Ebû Şufyan Rasûlüilah (S.A.V) Mekke´ye girmeden müsiüman oimuştu. Böylece onları nikâh­ları üzere bıraktı.

Mekke´de Umumî Putlardan başka, her ailenin kendi evinde tap­tığı özel bir putu da vardı.

Bir kimse, yola çıkmak istediği ve hayvanına bineceği zaman, ta, el, yüz sürer, bu, onun yola çıkmadan önce yapacağı iş olurdu.

Yoldan döndüğü zaman da, yine puta el, yüz sürer, bu, onun, dön­dükten sonra, âiiesini görmeden yaptığı ilk iş olurdu.

Yüce Allah, Hz. Muhammed Aleyhisselâmı, tevhid akîdesile Pey­gamber olarak gönderdiği zaman, Kureyşîler «Bütün ilâhları, bir tek ilâh .mı yapıyor?! Doğrusu bu, şaşılacak şey!» demişlerdi.

Cübeyr b. Mut´im der ki «Mekke, feth edildiği günlerde Resûlüliâh Aieyhisselâmın münadisi : Allâha iman eden kişi, evinde kırmadık, yakmadık put bırakmasın!

Putların parası da haramdır!» diyerek seslendi.

Bundan önce, Mekke´de, onlara takıldığını, çöl Araplannın onlar satın alıp çadırlarına götürdüklerini görürdüm.

Kureyşîlerden, evlerinde bir putu bulunmayan, evlerine girerken, evlerinden çıkarken ona teberrüken el sürmeyen kimse yoktu.

Meke´de nida edildikten sonra, yeni Müslümanlar, evlerindeki lan kırdılar.»

Ebû SüfyaıVın karısı Hind bint-i Utbe de Müslüman olunca, evin­deki putu keserle vurup parça parça etmiş «Biz, senden dolayı ne ka­dar gurur ve aldanış içindeidik!» demiştir.

Peygamberimiz, Ebtah´da bulunduğu sırada, Ebû Süfyan b. Harb´in karısı Hind bint-i Utbe, kestirdiği iki körpe oğlağı, ateş veya güneşte iyice ısıtılmış taş üzerinde kebap yaparak, âzadlı kölesi kadınla Pey­gamberimize gönderdi.

Hizmetçi kadın, Peygamberimizin çadırına vardı. Selâm verdi. İçe­ri girmek için izin istedi. İzin verilince, Peygamberimizin yanına gir­di.

O sırada, Peygamberimizin yanında, Zevcesi Hz, Ümmü Seleme ile Hz. Meymune ve Abdulmuttalip oğullan kadınlarından da bazıları bu­lunuyordu.

Hind´in âzadhsi kadın «Hanımım, bu hediyeyi Sana gönderdi. Ken­disi: (Bu günlerde bu yıllarda koyunlarımız çok az kuzuluyor!) diyor ve -kebabı, kuzudan yapamadığı için- Senden özür diliyor!» dedi.

Peygamberimiz «Allah, sizin koyunlarınızı, bereketlendirsin ve ku-zulayıcılarım çoğaltsın!» diyerek düâ buyurdu.

Hizmetçi kadın, Hind´in yanma dönüp Peygamberimizin duasını haber verince, Hind, buna, çok sevindi.

Hind Bint Utb.e kocası Ebû Sufyan´la birlikte Yermuk savaşında bulunmuştur. O, askerleri Bizanslılarla´savaşa teşvik ediyordu.

Ebü Sufyan, İbn Harb ölünce üzüldü. Birisi Ebû Sufyan´ın oğlu Muaviye´ye :

? Beni Hind´le evlendir dedi. Muaviye İbn Ebî Sufyan :

? Artık o çocuktan kesildi. Evlenmek istemiyor, dedi.

Adam Muaviye´ye (müminlerin emîri Hz. Osman tarafından Şam valiliğine tayin edilmişti).

? Bana falan yerin valiliğini ver, dedi. Hz. Muaviye de :

«Olmıyacak şey´e talip olup onu bulamayınca çok güç birşeye ta­lip oldu» manasında bir şiir söylemiştir.

Hind Bint Utbe müminlerin emîri Hz. Osman´ın halifeliğinin so­nunda ölmüştür [1]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Başka bir rivayette de: Hz. Ömer (R.A)in halifeliği günlerinde H: 14, M: 635 se­nesi Muharrem ayında vefat ettiği kaydedilmektedir

Abdulaziz eş-Şennavi, Sahabe Hayatından Tablolar (Hanım Sahabiler), Uysal Kitabevi: 404-414.

Kitap: 

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Kitap okuyor musunuz?:

Son yorumlar