Veda Haccı

Peygamber (s.a.v.) Medine´de iken Ramazan ayında, ayın ortalarında Mescid´de on günlük bir inzivaya çekil­meyi ütikaf) adet haline getirmişti, arkadaşlarından bazı­ları da ona katılırlardı. Fakat o yıl kararlaştırılan on gün­den başka bir on gün daha mescidde kaldılar. Yani Rama-zan´m son yirmi gününü itikafta geçirdiler. Her Rama-zan´da Cebrail gelir ve hafızasında vahiyden bir bölümün silinip silinmediğini anlamak için onu kontrol ederdi. Bu yıl Peygamber (s.a.v.) Katıma (r.)´ya gizlice henüz başka­larına söylenmemesi gereken bir sır verdi: «Her yıl bir kez Cebrail bana Kur´an´ı okur ben de ona okurum: fakat bu yıl bana iki kez okudu. Zamanımın geldiğini düşünüyo­rum»[1].

Şevval ayı geçti; yılın onbirinci ayında Medine´de, Hac´da Peygamber (s.a.v.)´in önderlik edeceği haberi ya­yıldı. Bu haberler çöl kabilelerine de ulaştırıldı ve her adı­mında Peygamber (s.a.v.)´le olmak için vahaya her taraf­tan akın akın insanlar gelmeye başladı. Bu Hac, yüzyıllar­dan beri yapılan haclara hiç benzemeyecekti: hacıların tü­mü bir tek Allah´a inanan kimseler olacak ve hiçbir putpe­rest putperestçe ibadetleriyle Kutsal Ev´i kirletmeyecekti. Ayın sona ermesine beş gün kala Peygamber (s.a.v.) otuz-bin kadın ve erkeğin başında Medine´den yola çıktı. Pey­gamber (s.a.v.)´in hanımlarının hepsi, Abdurrahman İbn Avf (r.) ve Osman îbn Affan (r.) tarafından yedilen deve­lerin üstündeydi. Ebu Bekir CrJ´in yanında hanımı Esma (r.) da vardı. îlk konaklardan birinde Esma, Muhammed adını verdikleri bir erkek çocuğu doğurdu. Ebu Bekir (r.) onu Medine´ye geri göndermek istiyordu, fakat Peygam­ber (s.a.v.) ona, hanımına gusül abdesti almasını, Hac için niyet etmesini söyledikten sonra birlikte planlandığı şekilde hacca gitmelerini söyledi.

Medine´den ayrılışın onuncu gününün akşamı Pey­gamber (s.a.v.) Mekke´yi fethetmeye giderken geçtikleri bir geçide ulaştı. Orada bir gece geçirdikten sonra ertesi sabah Vadi´ye inmeye başladılar. Peygamber (s.a.v.) Kâ´-be´yi gördüğünde devesinin ipini sol eline alarak sağ elini yukarı kaldırıp açtı ve dua etti: «Allah´ım, bu Evin insan­lardan gördüğü saygı lütuf, bağlılık ve rahmeti artır!»[2] Mescide girdi, tavaf ettikten sonra İbrahim makamın­da namaz kıldı. Daha sonra Safa´ya giderek Safa ile Mer-ve arasında yedi kez gidip geldi: Yanındakiler her yerde yaptığı duaların tam sözlerini hazıfalannda saklamak içm çaba sarf ediyorlardı.

Daha sonra Mescid´e girerek, önce de olduğu gibi anah­tarlarını koruyan Abdu´l-Dar´dan Osman (r.)´ı ve Usame (r.) ile Bilâl (r.)´i yanma alarak Kâ´beye girdi. Fakat o ak­şam Aişe´yi çadırında ziyafet ettiğinde Aişe onun üzgün olduğunu farketti. Sebebini sorduğunda: «Bugün birşey yaptım, keşke yapmasaydım. Kâ´be´ye girdim, Ümmetim­den bazıları» dedi gelecekteki Müslümanları kastederek, «içeri giremeyebilirler ve bu nedenle nefislerinde huzursuz­luk hissedebilirler. Biz sadece onu tavaf etmekle emrolunduk, içine girmekle değil»[3] dedi.

Ümmü Hani (r.)´nin kendi evinde kalması için tüm ıs­rarlarına rağmen Peygamber (s.a.v.} Mekke´deki evler­den hiçbirinde kalmayı kabul etmedi. Yeni ayın sekizinci gününde tüm hacılarla birlikte Mina´ya gitti. Geceyi orada ge­çirdikten sonra, sabahleyin Haram bölgenin hemen dışın­da, Mekke´nin onüç mil doğusunda geniş bir vadi olan Arafe´ye gitti. Arafe, Taif´e giden yol üzerindeydi ve kuzey ve doğudan Taif dağlarıyla çevrilmişti. Fakat bunların hep­sinden ayrı her tarafı vadi tarafından çevrelenmiş ve vadi ile aynı adı taşıyan, bazen de Rahmet dağı denilen bir dağ vardı. Her ne kadar aşağılara kadar yayılıyorsa da ha­cıların makamı bu dağ idi. O gün Peygamber (s.a.v.) bu te­pede vakfe yaptı.

Mekke´lilerden bazıları onun çok ileri gittiğini söyleye­rek şaşkınlıklarını belirttiler. Çünkü diğer hacılar Arafe´ye gittikleri halde Kureyç´liler: «Biz Allah´ın ümmetiyiz» diye­rek haram bölgede kalmayı alışkanlık haline getirmişlerdi. Fakat Peygamber (s.a.v.) İbrahim´in Arafe´de geçirilen gü­nü haccm gereklerinden biri olarak emrettiğini ve Kureyş-lilerin onun uygulamasını terkettiklerini söylemişti. Pey­gamber (s.a.v.) o gün hac geleneğîifden bahsetti ve dudak­larından sık sık «İbrahim´in mirası» kelimeleri döküldü.

Peygamber (s.a.v.) tüm kabilelere, artık bundan son­ra tüm İslâm toplumunda kan davalarının sona erdiğini her insanın mal ve canının dokunulmaz olduğunu duyur­mak için gür bir sesi olan Safvan´m kardeşi Rebia´yı tel­lal olarak görevlendirdi ve ona şöyle bağırmasını emretti: «Allah´ın Rasulü soruyor: Bu ay ne ayıdır?» Herkes ses­sizdi, Peygamber (s.a.v.) cevap verdi: «Haram ay.» Sonra sordu: «Bu belde neresidir?» Yine kimse cevap vermedi, o da: «Haram belde» dedi. Daha sonra: «Bugün nedir?» diye sordu. Yine cevap veren kendisi oldu: «Büyük Hac günü.» Daha sonra Rebia, Peygamber (s.a.v.)´in öğrettiği şekilde şöyle bağırdı: «Gerçekten Allah, Rabbinize kavuşuncaya kadar kanlarınızı ve mallarınızı birbirinize haram kılmış­tır. Nasıl ki bu gününüz, bu beldeniz ve bu ayınız haram ise.»

Güneş en yüksek noktasma ulaştığında Peygamber (s.a.v.) Allah´a hamddan sonra şu sözlerle başlayan bir hutbe okudu: «Ey insanlar, beni dinleyin, çünkü bilmiyo-rum, belki de sizinle bu yıldan sonra bir daha buluşama-yacağım.» Daha sonra onları birbirlerine iyi davranma­ları konusunda uyardı ve onlara haranı ve helâl olan şeylerden bahsetti. En sonunda şöyle dedi: «Size sımsıkı sarıldığında sizi sapıklıktan kurtaracak bir emanet bı­rakıyorum: Allah´ın kitabı ve Peygamber´in sünneti. Ey in­sanlar, sözlerimi dinleyin ve anlayın» Daha sonra onlara Kur´an´m son âyetlerini oluşturan ve henüz nazil olan bir pasaj okudu:

«Bugün size dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi de tamamladım ve size din olarak islâm´ı seçip-beğendim. Kim «Şiddetli bir açltkta kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa ?günaha eğilim, göstermeksizin (bu haram saydıklarımızdan ye­tecek kadar yiyebilir): Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir» (Maide: 3).

Hutbesini bir soru ile bitirdi: «Ey insanlar, risaletimi tebliğ ettim mi?» Binlerce ağızdan yükselen Allahümme ne´am (Allahım, evet) sesleri gök gürültüsü gibi tüm vadi­yi doldurdu. Peygamber (s.a.v.) işaret parmağını göğe kaldırarak: «Allahım, şahid ol.» dedi.

Daha sonra namazlar kılındı ve Arife gününün geri kalan kısmı dua ve tefekkürle geçirildi. Fakat güneş batar batmaz Peygamber (s.a.v.) yanına Üsame (r.) ´yi alarak tepeden aşağıya inmeye başladı ve tüm hacılarla birlikte Mekke´ye doğru vadiyi aştılar. Bu noktada hızlı ilerlemek gelenekti; fakat aşırı hareketleri görünce Peygamber (s a. v.): «Yavaş! Yavaş! Sessiz olun! Aranızdaki güçlüler za­yıfları gözetsin!» diye bağırdı. Geceyi Haram bölge sınırla­rı içinde olan Müzdelife´de geçirdiler ve oradan Mina va­disinde, Akabe´de üç sütunla temsil edilen Şeytanı taşla­mak için küçük çakıl taşları topladılar. Şevde, Peygamber (s.a.v.)´den etraf sakinken Müzdelife´den ayrılma izni is­tedi. Kadınların çoğuna nazaran iri yapılı ve ağır oldugu için sıcaktan ve yolculuk sıkıntılardan çok rahatsız oluyordu. Bu nedenle kalabalık ulaşmadan önce şeytan taş­lamak görevini bitirmek istiyordu. Bunun üzerine Peygam­ber (s.a.vJ onu Ümmü Süleym ile birlikte Abbas´m oğulla­rından biri olan Abdullah´la gönderdi.

Peygamber (s.a.v.) kendisi sabah namazını Müzdelife´-de kıldı ve daha sonra arkasında deve sırtında yol alan Fadl olduğu halde hacıları Akabe´ye götürdü. Onikİ yıl ön­ce bu yerde ve bu günde altı Hazreç´li gelmiş ve ona biat etmişlerdi. Bu da Birinci ve İkinci Akabe biatlarımn ze­minini hazırlamıştı. Taşlamadan sonra hayvanlar kurban edildi ve Peygamber (s.a.v.) başını traş etmesi için bir arîam çağırdı. Hacılar, onun saçından bir tutam alabilmek ümidiyle etrafına toplandılar. Ebu Bekir (ı\) daha sonra­ları, Uhud´da ve Hendek´te a Halid´le şimdi şu sözleri söy­leyen Halid (r.) arasındaki ayırıma dikkat çekmişti: «Ey Al­lah´ın Rasulü, alnındaki saçları, Anam babam sana feda oîsun başkasına değil, bana ver»- Peygamber (s.a.v.) onları Haîid (r.î´e verdi o, saç tutamır aldı, gözlerine ve dudak­larına bastırdı.

Bundan sonra Peygamber (s.a.v.) hacılara, Kâ´be´yİ ziyaret etmelerini ve ondan sonraki iki geceyi Mina´da ge­çirmek üzere tekrar geri dönmelerini emretti Kendisi ikin­diden sonraya kadar bekledi. Hayız halinde olan Aişe (r.) hariç diğer hanımları ona Mekke´ye giderken eşlik ettiler. Birkaç gün sonra Aişe (r.) temizlendiğinde Peygamber onu kardeşi Abdurrahman ile Haram bölgenin dışına gönder­di. Aişe (r.) orada tekrar niyet etti ve Mekke´ye giderek Kâ´be´yi tavaf etti.

Peygamber (s.a.v.)´in Ramazan´da gönderdiği ûç yü? afh Yemen seferini bitirmişlerdi ve güneyden Mekke´ye doğru geliyorlardı. Ali (r.) şimdi haccını bitirmiş olan Pey­gamber (s.a.v.î´le birlikte Kac yapmak için mümkün oldu­ğu kadar kısa sürede ona ulaşmak isteğiyle adamlarından önce geliyordu. Devletin payına düşen ganimetlerin beşte birinde tüm orduyu giydirecek kadar keten elbise vardı, fakat Ali (r.) bunların Peygamber (s.a.v.)´e eldeğmemış bir şekilde teslim edilmelerine karar vermişti. Fakat adam-lar, onun yokluğu sırasında vekil olarak bıraktığı adamı herbirine keten bir elbise vermeye ikna etmişlerdi. Elbise değiştirmeye büyük ihtiyaçları vardı. Çünkü üç aydan be­ri evden uzaktaydılar. Şehre yaklaştıklarında Ali onları karşılamaya gitti ve yapılan değişikliğe çok şaşırdı. Ku­mandan: «Halkın arasına girdiklerinde düzgün görünsun-ler diye elbiseleri verdim» dedi. Adamlar, Mekke´deki hor-kesin Bayram için en güzel elbiselerini giydiklerini ve gu-zel görünmeye dikkat ettiklerini biliyorlardı. Fakat Ah (r.î böyle bir serbestliği hoşgörü gösteremeyeceğini hissetti ve onlara eski elbiselerini giyip yenilerini ganimetlerin arası­na koymalarını emretti. Tüm orduda huzursuzluk başgos-terdi. Peygamber (s.a.v.) bunu duyduğunda. «Ey insanlar, Ali (r.) ´yi suçlamayın, çünkü o Allah yolunda, suçlanama-yacak kadar titizdir.» Fakat bu sözler yeterli olmadı, belki de bunu sadece bir haç kişi duydu Bu nedenle huzursuz, luk devam etti.

Medine´ye dönerken bölüklerden biri Peygamber ´.)´e Ali (r.)´yi şikâyet edince Peygamber (s.a.v.)´ın yu/,u-nün rengi değişti. «Ben, mü´m inlere, kendilerinden daha yakın değil miyim?" dedi. Adamlar tasdiklndiklerindo «Ben kime en yakın isem, ona en yakın ulan Ali´dir, diye ekledi. Gadir eJ-Humm´da kamp kurduklarında bütün ın-sanlan topladı. Ali (r.)´yi elinden tuttu ve bu sözleri tek­rarladı. Daha sonra şu duayı okudu: «Allattım, onun dos­tuna dost ol, düşmanına da düşman ol». Böylece Ali hak­kındaki söylenti ve mırıldanmalar son buldu[4]

Bir önceki yıl gelen delegelerden biri de, yerleşim böl­geleri Necd´in doğu sınırı boyunca yayılmış olan, Beni Ha-nife adındaki YemameT Hristiyan bir kabiledendi. Müs­lüman olmayı kabul etmişlerdi; Takat onlardan Museylime adındaki bir adam kendisinin de Peygamber (s.a.v.) oldu­ğunu iddia ediyordu. Hacıların Mekke´den dönmesinden kısa bir süre sonra Yemame´den gelen iki elçi Medine´ye şu ^mektubu getirdiler: «Allah´ın Rasulü Museylime´den, Allah´ın Rasulü Muhammed´e, selâm üzerine olsun! Otori­teyi seninle paylaşma görevi bana verildi. Dünyanın yansı bizim, diğer yarısı da günahkâr olmalarına rağmen Ku-reyşlilerin». Peygamber (s.a.v.} elçilere bu konuda ne dü­şündüklerini sordu. Elçiler: «Biz de onunla aynı fikirdeyiz dediler. «Vallahi* dedi Peygamber (s.a.v.): «Eğer elçiler öldürülmez diye bir kural olmasaydı, sizin başınızı keser­dim.» Daha sonra efendilerine vermeleri için bir mektup yazdırdı: «Allah´ın Rasulü Muhammed´den yalancı Musey-lime´ye. Selâm doğru yola uyanların üstüne olsun! Gerçek­ten yeryüzü Allah´ındır, O kullarından dilediğine onu mi­ras bırakır, işüı sonu Allah´tan korkanların lehinedir»[5].

Bu sıralarda ortaya çıkan yalancı Peygamberlerden bi­ri Beni Esed´in başkam Tuîeyhe, diğeri de Yemenli Ka´b îbn Esved idi. Yemen´li belli bir başarı kazandı ve geniş bir alanda etkili oldu. Fakat bir süre sonra gurur ve kibiri nedeniyle taraftarlarının çoğu ona karşı çıktılar. Birkaç ay sonra da öldürüldü. Tuleyhe en sununda Halid tarafın­dan dize getirildi ve tüm iddialarından vazgeçerek İslâm´­ın güçlerinden biri oldu. Museylime´ye gelince onun kade­ri, Nuseybe´nin oğlu Abdullah´tan ölümcül bir kılıç yarası aldıktan sonra Vahşi´nin attığı mızrakla ölmek oldu. Fakat bu olay aylar sonra meydana geldi. Hac ay´ınm geçtiği ve Hicret´in onbirincı yılma girildiği şu an için bunlar îslâm a karşı potansiyel bir tehlike teşkil ediyorlardı. Aynı zaman­da kadın Peygamber olduğunu iddia eden Sace adında Temim´li bir kadın da ortaya çıkmıştı Fakat Peygamber (s.a. v.) bunlara karşı ani bir girişimde bulunmak istemi­yordu. Onun dikkati kuzeyde yoğunlaşmıştı. Yılın ikinci ayı olan Safer´in son günlerinde, yani, M. S. 632 yılının Mayıs ayı sonlarında, Mute´deki yenilginin karşılığının verilmesi zamanının geldiğine karar verdi. Zeyd ve Cafer´in öldürül­düğü gün İmparatorluk lejyonlarının tarafını tutan Suri-ye´li Arap kabilelerin üzerine bir sefer düzenlemek için hazırlıklara başlanmasını emrettikten sonra, gençliğine rağ­men üçbin kişilik orduya kumanda etme görevini Zeydln oğlu Üsame´ye verdi.

--------------------------------------------------------------------------------

[1] B. LXJ. 25. ,

[2] W. 1097

[3] W. 1100.

[4] îbn Kesir Bidaye ve n-Nıhaye, V. 209.

[5] I 965

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Kitap okuyor musunuz?:

Son yorumlar