Ahenk ve Uyuşmazlık

Peygamber (s.a.v.) yeni aldığı bahçeye bir cami yapıl­masını istedi.. Kuba´daki gibi hemen yapıma başladılar. Binanın çoğunu briketlerden yaptılar, fakat kuzeydeki du­varın, yani Kudüs´e yönelik olan duvarın ortasındaki na­maz kılınan oyuğun iki tarafına taş koydular. Bahçedeki hurmaları kestiler ve kerestelerini, hurma dallarından olu­şan çatıya destek yapmakta kullandılar. Bahçenin hepsinin üstünü kapatmadılar, büyük bir kısmı çatısızdı.

Peygamber Cs.a.v.) Medine´li müslümanîara yardımcı­lar anlamına gelen Ensar, kendi yurdunu bırakıp vadiye göç eden Kureyşlilere ve diğer kabilelerden müslümanîara da, göç edenler anlamına gelen Muhacir adını verdi. Pey­gamber (s.a.v.) de dahil hepsi yapımda çalıştılar. Çalış­tıkları sırada sürekli şu beyiti tekrarlıyorlardı:

«Alah´ım, Ahiret gününden ´başka iyi gün yoktur.

Ensar ve Muhacirine yardım et».

Veya:

«Ahiret yurdundan başka gerçek hayat yoktur

Allah´ım, Ensar ve Muhacirine merhamet et».

Bu iki grubun bir üçüncü ile güçlendirileceği ümit edi­liyordu. Sonunda Peygamber (s.a.v,), Yahudilerle müslü-manlar arasında, iki grubu bir toplum haline getiren, fa­kat dinlerinde serbest bırakan karşılıklı bir anlaşma, imzaladı. Müslümanlar ve yahudiler eşit statülere sahip ola­caklardı. Eğer bir Yahudiye zarar verilirse, ona hem müslûmanlar hem de yahudiler yardım edecekti. Aynı durum bir müslüman için de sözkonusuydu. Putperestlere karşı bir tek topluluk olarak savaşacaklar ve ne müslümanlar ne de yahudiler birbirlerinden ayrı banş yapamayacaklar­dı. Eğer görüş farklılıkları, tartışmalar, anlaşmazlıklar or­taya çakarsa bu mesele Resulullah s.a.v.) aracılığıyla Allah´a götürülecekti. Bununla birlikte, anlaşma metninde Muhammed (s.a.v.)´e hep Allah´ın Rasulü olarak değinilmeşine rağmen, yahudilerin normal olarak onun Allah´ın elçisi olduğunu kabul etmek zorunda olduklarını ifade eden bir madde yoktu.

Yahudiler bu anlaşmayı politik nedenlerden ötürü kabul etmişlerdi. Peygamber (s.a.v.) Medine´nin en güçlü ada­mı olmuştu ve gücü daha da artacağa benziyordu. Kabui etmekten başka seçenekleri yoktu; fakat yine de araların­dan çok azı Allah´ın yahudi olmayan bir peygamber gön­dereceğine inanıyordu, ilk önceleri dışa karşı samimî gö­rünüyorlardı. Buna rağmen kendi seçilmiş topluluklarının üstünlüğünün bilincindeydiler ve bu konuyu kendi arala­rında konuşuyorlardı. Yeni dine karşı şüpheli tavırlarını gizli tutmalarına rağmen, bu tavrı vahyin ilahî kaynağın­dan şüphe duyan Araplarla paylaşmaya hazırdılar.

İslam, Evs ve Hazreç kabilelerinde hızla yayılmaya de­vam etti. Bazı mü´minler artık vadiye, yahudilerin de an­laşmaya katılmasıyla ahenkli bir bütün olarak bakıyor­lardı. Fakat vahy onları gizli uyuşmazlık ve ihanetlere kar­şı uyarmaya başladı. Bu sıralarda, Kur´an´m en uzun sû­resi olan ve Fatiha´dan sonra ikinci sırayı alan Bakara sü­resi indirilmeye başlandı. Sûre doğru yolda olanların ta­nımlanmasıyla başlıyordu:

«Elif, Lâm, Mim. Bu kendisinde şüphe olmayan, ntuttakiter (Allah´tan korkup sokmanlar) içinde kılavuz olan bir kitaptır. Ki otar, gayba inanırlar, namazt dosdoğru kılarlar ve kendilerine olarak perdfkterimizden infak ederler. Ve (yine) onlar, şarta indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de ke­sin bilgiyle inanırlar, işte bunlar, Rablerinden olan bir hidayet üzcredirler ve kurtuluşa erenler de bunlardır». (Bakara: 2-5).

Bunun arkasından Hakk´a karşı kör ve sağır olan müş­rikleri tanımladıktan sonra üçüncü bir grup insandan bahsediliyordu :

«insanlardan öyleleri vardır fet: ´Biz Allah´a ve Ahiret gönüne intan ettik´ derler, oysa onlar inanmış değildirler... îman edenlerle karşılaştıkları zaman ? «İman ettik» derler. Şeytanlartyla haşhaşa kaldıklarında ise, derler kî: «Kuşku yok, sizinle beraberiz. Biz (on­larla) yalnızca alay edicileriz». (Bakara: 8, 14).

Bunlar Evs ve Hazreç´ten çeşitli samimiyetsizlik derece­sinde şüpheciler, kararsızlar ve ikiyüzlüler (münafıklar) idi. Onların şeytanları ise, onlardaki bu şüphe tohumunu sürekli besleyen inkarcılardı. Peygamber (s.a.v.) burada, Mekke´de hiç bir zaman karşılaşmadığı bir olaya karşı uyarılıyordu. Orada müslüman olanların samimiyetinden hiçbir zaman şüphe edilemezdi. Yeni dine girmelerinin se­bebi sadece inanmaları ve samimiyetleriydi; çünkü yeni dine giriş dünyevi hayatla ilgili insana birşeyler kazan­dırmıyor, belki de kayıplara uğratıyordu. Fakat şimdi, Me­dine´de yeni dine girmenin sağlayacağı dünyevi yararlar vardı, hem de bu yararlar sürekli artış yolundaydı. Müs­lüman safları arasında hiçbir ikiyüzlünün bulunmadığı o günler artık geride kalmıştı.

Ayette değinilen şeytanlardan bazıları yahudilerdi. Yi­ne aynı sûrede şöyle deniyordu:

«Kitap (İncil) ehlinden çoğu, kendilerine gerçek (hak) apaçık belli olduktan sonra, nefislerini (kuşatan) kıskançlıktan dolayt, ima­nınızdan sonra sizi küfre döndürmek arzusunu duydular». (Baka­ra : 109).

Yahudiler Peygamber ts.a.v.)´in gelişini ruhi ve ma­nevi aydınlanma için değil, Yesrib´de daha önce sahip oldukları üstünlüğü tekrar ele geçirmek için sabırsızlıkla bekliyorlardı. Fakat onların ümitlerinin tersine, gelen pey­gamber, İshak´in değil, İsmail´in soyundandı. Bir Allah´a inanan bu peygamberin başarıları, ilahî kaynaktan destek gördüğünü gösterecek şekilde çoğalıyordu. Yahudiler, onun gerçekten hak Peygamber olmasından korktular ve bu yüz­den, onun gönderildiği topluluğa karşı kıskançlık duyma­ya başladılar. Bununla birlikte yine de onun gerçek Pey­gamber olmadığına kendi kendilerini ikna -ediyorlar ve başkalarına da onun semavî bir elçi´nin Özelliklerini ta­şımadığım söylüyorlardı; «Muhammed (s.a.vj kendisine gökten haber indirildiğini iddia ediyor, halbuki O daha devesinin nerde olduğunu bilmiyor». Peygamber fs.a.vJ´in devesinin kaybolduğu bir gün-bir yahudi bdyle demişti. Peygamber (s.a.v.) bunu duyunca şöyle dedi; «Ben ancak Allah´ın bana bildirdiklerini bilirim. Şimdi O, bana göster­di: deve size söylediğim gibi yuları ağaca bağlı duru­yor.»[1]. Ensar´dan bir grup adam gittiler ve deveyi onun söylediği yerde buldular.

Yahudilerin çoğu ilk önceleri vadide iç savaşın sona ermesine neden olan bu birliğe sevinmişlerdi. Bununla bir­likte vadide çatışma olmasından onların daha büyük çı­karları oluyordu. Araplar arası bir çatışma, Arap olma­yanların değerini artırıyordu, çünkü onlara müttefik ola­rak ihtiyaç duyuluyordu. Evs´le Hazreç´in birleşmesi bir taraftan Ye"srib Araplanna büyük bir güç vermiş, diğer ta­raftan bu tür müttefiklere duyulan ihtiyacı da ortadan kal­dırmıştı. Anlaşmaya giren yahudilerin de bu güçten pay­lan olacaktı. Fakat bu, aynı zamanda, vadi ..dışındaki Arap­lara karşı açılan savaşta onlara zorunluluklar yükleyen bir anlaşma idi. Henüz denemedikleri bu yerii yaşamda, on­lar için daha başka tehlikeler de ortaya çıkarabilirdi. Oy­sa eski yaşamlarına alışmışlardı, bu yüzden çoğu tekrar eski yaşamlarına dönmek istediler. Beni Kaynuka´li, Evs´le Hazreç arasındaki anlaşmazlığı körüklemede usta bir po­litikacı olan yaşlı bir yahudi, bu iki kabilenin birleşmesine çok kızmıştı. Bu yüzden sesi güzel olan bir gence, Ensar toplu halde otururken, yanlarına gidip bir önceki İç sa­vaştan (Buas) önce ve sonra, iki tarafın karşılıklı birbir­lerini suçlama ve aşağılama için yazdığı şiirlerden bölüm­ler okumasını söyledi. Genç söylenenleri aynen yaptı ve orada bulunanların hepsini geçmişe aktaran, büyük bir il­gi topladı. Evs´liler kendi şiirlerini, Hazreçliler de kendi şiirlerini alkışladılar; daha sonra bu iki taraf birbirine ba­ğırmaya, hakaret etmeye başladı. Sonunda: «Silahlanan! Silahlanın!» sesleri yükseldi. Kayalıklara gidip tekrar sa­vaşmak için yola çıktılar. Bu haberler Peygamber (s.a.v.î´e ulaştığında Peygamber (s.a.v.) bütün muhacirleri topladı ve aceleyle çatışma yerine gitti: «Ey müslürnanlar!» dedi ve sonra iki kez: «Allah, Allah" dedi. «Cahiliye devrinde­ki gibi mi davranacaksınız?» diye devam etti, «Aranızda ol­mama, Allah´ın sizi doğru yola ulaştırıp şereflendirmiş, böylece sizi putperest adetlerden, küfürden korumuş ve kainlerinizi birleştirmiş olmasına rağmen hâlâ bunu mu yapıyorsunuz?» Ensar, hata ettiklerini ve yoldan çıktıkla­rını kabul ettiler. Ağlayarak birbirleriyle-kucaklaştılar ve Peygamber (s.a.v.)´le birlikte, onun sözlerini dinlemek ve itaat etmek üzere Medine´ye döndüler[2].

Mü´minler topluluğunu daha çok birbirine bağlamak istediği için Peygamber (s.a.v.), Ensar İle Muhacirler ara­sında kardeşlik kurumunu ortaya koydu. Böylece Ensar´-dan herbiri, kendisine diğer Ensar´m tümünden daha ya­kın bir Muhacir kardeşe, Muhacirlerden her biri de ken­disine diğer Muhacirlerin tümünden daha yakın bir Ensar kardeşe sahip oluyordu. Fakat Peygamber {s.a.v.) kendi­sini ve ailesini bundan ayrı tuttu, çünkü Ensar´dan birini diğerine tercih edip kendisine kardeş seçmek çok zor bir iti. Bu yüzden Ali Cr.) ´nin elini tuttu ve: «Bu benim kar­deşimdir» dedi. Hamza

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Kitap okuyor musunuz?:

Son yorumlar