Me´ânî İlmi

I- Haber (Bildirme) Ve İnşâ (Dilek) Cümleleri
1- Haber Cümlesinin Kuruluş Gayeleri
A) Haber Cümlesinin Söyleniş Gayeleri İle İlgili Misaller:
B) Haber Cümleleri İle İlgili Diğer Bazı Misaller:
C) Haber Cümlesi İle İlgili Bazı Türkçe Misaller:
D) Değisik Manaları İfâde Eden Haber Cümleleri İle İlgili Âyetler:
2- Haber Cümlesinin Çeşitleri
3- Haber Cümlesinin (Durumun Gereğinden Çıkıp) İsik Şekillerde İfâde Edilmesi
B. İnşâ.
1- Emir
2- Nehy (Yasaklama)
İstifham:
B- Diğer Soru Edatları
C- Bazı Karinelerle İstifhamın Değişik Mânalarda Kullanılması

İKİNCİ BOLUM

ME´ÂNÎ İLMİ

Me´ânî İlmi

Bu ilim, muktezâ-yı hâl´t (duruma ve yerine) göre söylenen arapça söz­lerin durumu, kendisi vasıtasıyla bilinen bir ilimdir. Durumun değişmesiyle sözün şekilleri de değişir.

Maânî ilmi, bu kitapta altı kısım halinde incelenecektir. [1]

I- Haber (Bildirme) Ve İnşâ (Dilek) Cümleleri

Bütün sözler; ya haber (bildirme) veya inşâ (dilek) şeklindedir. Ha­ber Sözü söyleyene; o, bu sözünde doğrudur veya yalancıdır diyebi­leceğimiz her kelâma haber denir.

Mesela: « Ali, ikamet ediyor.» « Muhammed, sefere çıktı. » gibi.

Eğer söylenen söz, gerçeğe uygun ise, onu söyleyen şahıs sözünde doğ-rudur. « ilim fay dalıdır.» gibi.

Şayet söylenen söz, gerçeğe uygun değil ise, onu söyleyen şahıs, sözün­de yalancıdır. «Zeyd ayağa kalktı.» gibi.

Haberin doğru olmasından maksat, onun gerçeğe uygun olmasıdır. Ya­lan olmasından maksat ise; gerçeğe uymamasıdır. Öyle ise «Ali, ikâmet ediyor,» cümlesinden anlaşılan nisbet (hüküm), eğer gerçeğe uygun ise bu cümle doğrudur. Uygun değilse yalandır.[2]

İnşâ : Sözü söyleyene; o, bu sözünde doğrudur veya yalancidır diyemeyeceğimiz cümlelere inşâ denir.[3]

Muhammed sefere çık! Ey Ali ikâmet et!» gibi.

Her "haber" ve "inşâ" cümlesinin; "mahkûmun aleyh" (özne) ve "mahkû­mun bihi" olmak üzere iki unsuru vardır. Birinci kelimeye,"müsnedün ileyh" denir. Meselâ; tam fiilin faili, nâib-i fail ve haberi zikredilen müb-tedâ, aslında mübteda olan ve benzerlerinin ismi, ve diğer "efâl-ı kulûb"ün birinci mefûlü, ve diğer üç mefûl alan fiille­rin ikinci mefûlü gibi.

İkinci kelimeye, "miisned" denir. Mesela; tam fiil ve merfûu (faili) ile ye­tinen (mânası tamamlanan) müştak bir kelime olan mübtedâ, mübtedânın haberi, ve benzerlerinin haberi, isim fiiller, ve emir fiili ye­rine kullanılan masdarlar, (û-^) ve diğer "efâl-ı kulûb"ün ikinci mefûlü, ve diğer üç mefûl alan fiillerin üçüncü mefûlü gibi.

Bunların dışında kalan; müzâfün ileyh, ve sıla cümlesi hariç, diğer un­surlara kayd denilir.[4]

Konu ile ilgili bazı misaller:

Ebû İshak el-Ğazzî ( 01.524/ 1130) şöyle demiş:

«Eğer Ehu´t -Tayyib el-Kindi ( el-Mütenebbî) olmasaydı, insanların ku­lakları (Seyfüddevle) İbn Hammdân´ın (Ö1356I967) övgüsüyle dolmazdı.[5]

" el-öazzî, bu sözünde doğru sözlü olabildiği gibi, yalan da söylemiş olabilir. Eğer onun bu sözü, gerçeğe uygun ise doğrudur, eğer bu sözü gerçeğe uygun değil ise o yalan söylemiştir.

Ebu´t -Tayyib el-Mütenebbî (Öİ.354/ 965) şöyle demiş:

«Ben, elden kaçırmadığım bir şeye, hırslı olarak göz dikerek bakmam. El­den kaçırdığım şey üzerine de, üzülerek geceyi geçirmem.»[6]

İkinci beyitte, el-Mütenebbî, nefsinden bahsederek kendisinin kanaatkar ve halinden memnun olduğunu anlatıyor. Gelecek şeye başını kaldırarak bakmak ve kaçırdığı bir şey için de hasret çekmek, onun adeti olmadığını bildirir. Onun bu sözünde doğru sözlü olmayıp, yalancı olması mümkün­dür.

Ebu´l-´Atâhiyye, İsmail b. Kasım (Öİ.211/826) şöyle demiş: «Cimri,"her ne ka-dar zenginlikten faydalansa dahi, devamlı onda fakirlik alâmetleri ve işaretleri (izlenimleri) görünür.»[7]

Ebu´l-´Atâhiyye´nin, bu sözünde ve iddiasında doğru sözlü olması muh­temel olduğu gibi, yalancı olması da muhtemeldir.

Bilginlerden biri oğluna şöyle demiş:

Ey oğulcuğum! Güzel konuşmayı öğrendiğin gibi, güzelce dinlemeyi de öğren.»[8]

Bu sözü söyleyene; o doğru sözlüdür veya yalancıdır dememiz mümkün değildir. Çünkü söz sahibi, oğluna çağmr ve ona bir şeyi yapmasını emreder.

Abdullah b. Abbâs (51.68/687) (r.a.) bir adama nasihatta bulunarak şöyle demiş: . ilgilendirmeyen şeyleri konuşma! Seni ilgilendiren bir çok konuda da konuşma! Ta ki yeri gelince konuş!»[9]

Abdullah b. Abbâs´a da; bu sözünde o doğru sözlüdür veya yalan söy-emiştir demek mümkün değildir. Çünkü o bir şeyin yapılmamasını emreder.

Ebu´t-Tayyib el-Mütenebbî şöyle demiş:

"Yaşadığın sürece, zamanını ancak üzüntüsüz karşıla! (Çünkü sıkıntı ve re­fah, zamanda ardarda insanın başına gelirler. Hayatla birlikte ümitsizlik olmamalıdır.) »[10]

el-Mütenebbî´ye bu sözünde; o doğru sözlüdür veya yalan söylemiştir demek mümkün değildir. Çünkü o bir davranışta bulunmamayı emreder.

Birinci gruba giren bütün sözlere "haber" denilir.

İkinci gruba giren bütün sözlere "inşâ= dilek" denilir.

Yukarıdaki misallerde geçen ve diğer misallerdeki bütün cümleler iki temel rükünden oluşurlar. Bunlardan birincisine." mahkûmun ´aleyh- müs-nedü ileyh", ikincisine; "mahkûmun bih- müsned" denilir.

Cümlenin bu iki esas unsuru dışındaki kelimelere "kayıt" denir.[11]

Ebu´l-´Alâ el-Ma´arrî (öl.449/1057), bir şiirinde şöyle demiş:

« Ben, her ne kadar son zamanlarda gelmiş olsam dahi, öncekilerin ya­pamadığı şeyi yaparım.»[12]

el-Ma´arrî, bu beytinde dediği gibi, kendinden önce yaşamış insanların yapamadığı bir işi yaparsa, sözü doğrudur. Şayet yapamazsa hem sözü ya­landır, hem de kendisi yalancıdır.

a) Haber ve inşâ cümleleri ile ilgili diğer bazı misaller:

Cümlenin nevilerini belirtmek ayrıca her ana cümlede bulunan "müsne-dün ileyh" ve "müsnedi" belirlemek için örnek metin.

Abdulhamîd el-Kâtib(öl.l35/752)[13], katiplere edebiyatın güzelliklerini tavsiye ederek şöyle dedi:

«Ey katipler topluluğu! Edebiyat nevilerinde yarışınız!"Dini, tedrici ^T rak anlayınız (öğreniniz)! Önce Yüce Allah´ın kitabını öğrenmekle (tahsile) başlayınız. Sonra Arapçayi öğreniniz. Çünkü o (Arapça) konuşmanızın rağbetini artırır. Sonra haltınızı mükemmelleştiriniz. Çünkü o (hatt) kitap Iannızm süsüdür. Şiirleri rivayet ediniz! Şiirlerdeki garip kelimeleri´ve on­ların mânalarını öğreniniz. Ayrıca Arapların ve diğer milletlerin önemli ta­rihî günlerini, onlarla ilgili sözleri, ahlak ve davranışlarını öğreniniz Çunku bunlar, alicenaplığınızı yükseltmek için size yardımcı olurlar [14] EbûNüvls(öI.195/811) şöyle demiş:

«Rızık ve ondan mahrum olmanın her ikisinin akışı, Allah´ın hükmü ve takdiri iledir, öyle ise zaman bir kötülük yaptığında sabret/ Çünkü basi­retli (uzağı gören) kişinin kalkanı sabretmesidir,»[15]

1- Haber Cümlesinin Kuruluş Gayeleri

Haber cümlesi, iki maksatla söylenir:

a) Haber, aslında herhangi bir cümlede bulunan bir hükmü dinleyiciye bildirmek için söylenir«Emir, geldi,» dememiz gibi. Haber cümlesindeki hükme, "faide-i haber" (haberin faydası) adı verilir.

b) Konuşan kimsenin, dinleyici tarafından bilinen bir hususu, kendisi­nin de bildiğini ifâde etmesi için söylenir. Mü teke İlimin bunu bilmesine de; "lazım-ıfâide~yi haber" (haberin faydasının lazımı) adı verilir.

«Sen, derslerine çok çalışırsın.»

« Sen dün geldin.» gibi. Bazen de; merhamet dilemek, güçsüz olduğunu açıklamak, üzüntüsünü belirtmek, iftihar etmek, çalışma ve çaba harcamaya teşvik etmek; azarla­mak; küçümsemek; nasihat ve irşâd v.s. için kullanılır.[16]

A) Haber Cümlesinin Söyleniş Gayeleri İle İlgili Misaller:

Peygamber (s.a.) tu vakası senesinde doğdu, kırk yasında kendisine vahiy gönderildi. Mekke´de onüç yıl, Medine´de on yıl ikâmet etti.»[17]

Bu misalde, birinci şahıs (mütekellim), ikinci şahısa (muhataba) cüm­lenin içerdiği hüküm hakkında bilgi vermek ister. Bu hükme, "haberin fay­dası" denilir. Bu misalde mütekellim, dinleyiciye Peygamber (s.a.)´in doğumu ona vahiy gönderilen zamanı, Vahiyden sonra Mekke´de ne kadar kamet ettiğini ve Medine´de ne kadar ikâmet ettiği hakkında bilgi verir.

Abdulaziz (öl.101/719)[18] bey-tü´l-nal´dan (hazineden) hiç bir şey almıyordu. Ganimet malından da kendi şahsı için hiç bir dirhem harcamıyordu.»[19]

Bu misalde, birinci şahıs (mütekellim), ikinci şahısa (muhataba) cüm­lenin içerdiği hüküm hakkında bilgi vermek ister. Bu hükme, "haberin fay­dası" denilir. Bu misalde mütekellim, muhataba Ömer b. Abdülaziz´in nıüslümanlarm malı hakkında ne kadar nezih ve takva sahibi olduğunu bildiriyor.[20]

«Gerçekten sen bugün uykundan erken uyandın.»[21]

bahçende çalışıyor.[22] Bu iki misalde; mütekellim, dinleyiciye yeni bir şey anlatmak iste­miyor. Ancak o, cümlede anlattıkları hakkında bilgi sahibi olduğunu anlat­mak istiyor. Öyle ise dinleyici, bu durumda anlatılan sözden yeni bir bilgi elde etmek suretiyle faydalanmadı. Ancak o, mütekellimin bu cümlelerde anlat-tıkların i bildiğini öğrendi. Buna "lâzimü´l-fâide-i haber" denilir.

Yahya b. Halid el-Bermekî (öl.l90/806)[23], Halife Harun er-Reşîd´e (Öİ.192/806)[24] hitap ederek şöyle demiş:

«Senin yanında felakete ve belaya maruz kalan Bermekîler, yüzleri sar­armış ve onların üstünde zillet elbiseleri görünür.»[25] Yahya el-Bermekî bu misalde durumunu Harun er-Reşîde anlatmak istemiyor. Çünkü Harun er-Reşid onu bu duruma sokmuştur. Bilâkis Yahya, Harun er-Reşid´den kendisine ve akrabalarına şefkat ve merhamet etmesini ve acımasını istiy­or. Muhtemelen Harun, bu sözlerini dinler, tekrar ona iyilik ve şefkat eder.[26]

Yüce Allah, Hz. Zekeriyardan(a.s.) bahsederek şöyle buyurmuş: «Rabbim! Şüphesiz (artık Öyle bir durumdayım ki) benim kemiğim zayıflayıp gevşedi ve başım (in saçı) bembeyaz alev gibi tutuştu.»[27] Bu misalde Hz. Zekeriyyâ, duru­munu niteliyor. Zayıf olduğunu ve gücünün tükendiğini açıklıyor.[28]

Bir bedevi, çocuğu için ağıt yakarken şöyle demiş:

senden (ölümünden) sonra sabır ve üzüntüyü çağırdığımda; üzüntü isteyerek cevap verdi, fakat sabır cevap vermedi.»

«Eğer senden ümidim kesilirse, muhakkak ki dünya devam ettiği sürece se­nin için duyduğum üzüntü sürecektir.»[29] Bu misalde bedevî, çocuğunu ve ciğerinin bir parçasını kaybettiği için hasret çekiyor ve üzüldüğünü ortaya koyuyor[30]

Amr b.Gülsûm[31] şöyle demiş:

Bizim çocuğumuz sütten kesilme çağına ulaştığında, zalimler ona (boyun eğerler)[32]´Amr b. Gülsüm, bu misalde kavmi ile gederler (boyun tünüyor ve onlardaki güç ve kuvvet ile iftihar ediyor.[33]

Tâhir b el-Hüseyin (51.207/ 822),[34] valisi buluunduğu eyâletin vergisini geciktiren Abbas b. Musa el-Hâdi´ye (öl.l96/811)[35] yazdığı mektupta şöyle demiş:

"İhtiyaç sahibi, gece boyunca uyuyan kimse değildir. Fakat ihtiyaç sahibi geceyi korku ile geçiren kimsedir[36] Tdhir b. el-Hüseyin, bu söz­leri ile valisini; vergi toplama hususunda çalışmaya ve çaba harcamaya teş­vik ediyor. Bu son gayelerin tamamı, sözün bizzat kendisinden değil, ancak cümlenin gelişinden anlaşılır.[37]

B) Haber Cümleleri İle İlgili Diğer Bazı Misaller:

Hz, Mu´âviye (r.a.) (öl.601680)[38], iyi bir siyasetçi olup işlerin tedbirini zamanında alıyordu. Yumuşak davran­ması gereken yerlerde yumuşak davranırdı. Katı ve sert davranılması ge­reken yerlerde de sert davranırdı."[39]

«Gerçekten sen oğullarını- katı davranmak ve cezalandırmakla değil,- yumuşak ve şefkah davranmakla terbiye ettin.»[40]

«Hz. Ömer (r.a.),´Hicrî 23 yılında vefat etti (şehid edildi).»[41] Ebû Firâs el-Hamdânî şöyle demiş:

«Benim yüce özelliklerim yıldızlar sayısıncadır. Benim evim de asillerin sığınağı ve misafirlerin evidir.»[42]

Ebu´t-Tayyib el-Mütenebbî, şöyle demiş:

«iyilik yapmayı arzulayan herkes iyilik yapacak değildir, iyiliği yapan herkes de onu tamalayacak değildir.»[43]

el-Mütenebbî Seyfüddevle´nin kızkardeşine ağıt yakarak şöyle demiş:

<£y ölüm sen sözünde durmadın. Sen, dokunduğun kişi ile nice şahısları yok ettin. Ve nice haykırışları susturdun.»[44]

Ebul Atahiyye (öl-211/826), oğlu Ali için ağıt yakarak şöyle demiş:

F "Ali1 gözümün yaşıyla senin için ağladım. Senin için ağlamanın hiç bir f dası olmadı. Senin hayatında benim için bazı öğütler vardı. Ve sen, hüsün hayatta bulunduğun zamandan daha fazla öğüt vericisin,»[45]

«Muhakkak ki seksen yaş - ki ben ona ulaştım- kulağımı tercümana muhtaç kıldı.»[46] Ebu´I-´AIâ1 el-Ma´ani, Ahmed b. Abdullah (öl.449/İ057),[47] şöyle demiş:

«Benim öyle bir dilim (ve aklım) vardır ki; benim gerçek mansıbıma razı olmuyur. Halbuki ben(im- öyle yüce bir değerim vardır ki sanki ben el-A´zel ve er-Râmih ismindeki) iki yıldız arasında bulunuyorum.[48]

İbrahim b. Muhammed el-Mehdî (öl.224/839),[49] el-Me´mûn´a hitap ede­rek şöyle demiş:

cürüm (suç) işledim. Ve sen (suçu) affetmeye ehilsin. Eğer sen affedersen bu bir minnettir. Eğer öldürürsen adalettir.»[50]

«Kim kendisi ile Allah´ın arasım düzeltirse, Allah da onun ile insanların arasını düzeltir. Kim ahir e t işlerini düzene koyarsa Allah da onun için dünya işlerini düzene koyar. Kimin kendi nefsinden bir vaizi (Öğüt vereni) varsa, Allah tarafından onun bir koruyucusu olacak­tır.»[51]

Muhakkak ki sen öfkeni yenersin, öfkelendiğinde sabre­dersin, gücün yettiğinde hakkından vazgeçersin ve sürçmeyi affedersin.»[52]

C) Haber Cümlesi İle İlgili Bazı Türkçe Misaller:

«Ahmed evdedir.»

«Hasan evde değildir.»

«Ahmed evde oturmuş derslerine çalışıyor.» gibi.[53]

D) Değisik Manaları İfâde Eden Haber Cümleleri İle İlgili Âyetler:

« ve yalnız senden medet umarız.» Bu ayetteki haber cümlesi, dua manasınadır.[54]

Boşanmış kadınlar, ken­di baslarına (evlerinde)´üç defa ay hali (hayız veya temizlik müddeti) bek­lerler.» Bu ayetteki haber cümlesi, emir manasınadır.[55]

«Emzirmeyi tamamlamak isteyen (baba) için, anneler çocuklarım iki tam yıl emzirirler.» Bu ayetteki haber cümlesi, emir manasınadır.[56]

Üzüntüyü açıklamak: ´İmrân´ın karısının aşağıdaki âyette üzüntüsünü açıklaması gibi;

«-Allah, ne doğurduğunu bilip dururken- «Rabbim! Ben onu kız doğur­dum.»[57]

«Hay dedikleri yüzünden elleri bağlanası ve lanet olasılar!»[58] Bu ayetteki haber cümlesi, beddua manasınadır. «. onları kahretsin! Nasıl da (haktan batıla) döndürülüyorlar.» Bu ayetteki haber cümlesi, beddua manasına-dir.[59]

Hz. Zekeriyyâ´nın (s.a.) acizliğini ortaya koymak için, şu âyette yaptığı gibi: .

«Rabbim! Şüp­hesiz (artık öyle bir durumdayım ki) kemiğim zayıflayıp gevşedi ve başım (in saçı) bembeyaz alev gibi tutuştu.»[60]

Hz. Musânın şu âyette merhamet dilemesi gibi:

« ...Rabbim! Bana gön-dereceğin hayra ve rızka muhtacım » dedi.[61]

Leheb´in iki eli kurusun! Kurudu da.[62]» eyetteki haber cümlesi, beddua manasım ifâde eder. [63]

2- Haber Cümlesinin Çeşitleri

Bir haberi veren kimsenin maksadı, verdiği haberle muha-hf!vdaIı olmak olduğu için «saçma sapan sözlerden sakınıp» konu­kken sözlerini ihtiyaca göre kısa kesmesi gerekir. Muhatap şu üç duru­mun birinde olabilir:

1) Muhatabın, sözün doğruluğu veya yanlışlığı hakkında herhangi bir bilgisi yoksa; haber pekiştirilmeden (durumun gereğine göre) ona bildirilir. Bu neviden olan habere "İbtidâî haber" denir. Meselâ;«. tfa«fe$m. gibi.

2) Muhatap, sözün doğruluğu hakkında tereddüt eder ve onu kesinlikle «doğru bir şekilde» öğrenmek istiyorsa, bu durumda onun zihninde yerleşmesi için sözü pekiştirmek uygundur. Haberin bu nevine, "Talebi ha­ber" denir. Meselâ: «Gerçekten kardeşin geldi.» gibi.

3) Eğer muhatap, haber cümlesinin anlamını asla kabul etmiyorsa, bu durumda durumun gereği ve tepki derecesine göre sözü bir, iki veya daha fazla te´kid edatiyla pekiştirmek gerekir. Buna « inkârı haber» denir. Ha­ber cümlesini pekiştirmek için çok miktarda edat vardır.[64]

Bu edatlardan bazıları şunlardır: kasem edatları, ibtidâ lamı, tekîd nunlan, tenbîh (uyarma) edatları, zâid (herhangi bir mânaya delâlet etmeyen) edatlar«kad» edatı veya şart edatı olan «emnıâ»; zamîrü´ş-şe´n; «len» ve sözü tekrarlama ile yapılır.[65]

Konu ile ilgili bazı misaller:

« Gerçekten kardeşin geldi.», =« Muhakkak ki o geldi.»,

-«Vallahi muhakkak o geldi.» gibi.

Buna göre haber cümlesi; yukardaki misallerde görüldüğü gibi; te´kid-siz, bir edatla veya birkaç edatla pekiştirilmiş olmasına göre üç kısma ayrı­lır.

Özetle: Birinci kısma, «ibtidâî haber», ikincisine «talebi haber» ve üçüncüsüne de «inkârı haber» denir.

Hz. Mu´âviye (öl.60/680), valilerinden birine bir genelge yazarak şöyle dedi:

«insanları, bir çeşit siyasete göre idare etmemiz bize yakışmaz. Her iki­miz birlikte yumuşak davranmamalıyız. Çünkü böyle yaparsak insanlar günah işlemek için şımarırlar. ikimiz birlikte sert davranmamalıyız. Çünkü böyle yaparsak insanları tehlikeli durumlara sürükleriz. Fakat sen sertlik ve kabalıktan yana olacaksın. Ben de acıma ve merhametten yana ola-cağım.»[66]

Ebû Temmâm şöyle demiş:

«Genç, cahil olduğu halde maişetini elde eder. Genç, bilgili olduğu halde uzun zaman (ömrü boyunca) az mal sahibi olur. Eğer nzıklar akla göre verilseydi, o takdirde hayvanlar bilgisizliklerinden dolayı helak olurlardı.»[67]

Yüce Allah şöyle buyurmuş:

Allah, içinizden (savaş alıkoyanları ve yandaşlarına: "Bize katılın" diyenleri gerçekten bili- Zaten bunların pek azı savaşa katılır. »[68] es_Serî er-Refâ (öl. 366/ 97)[69] şöyle demiş:

«Şüphesiz ki binanın yan tarafı yıkıldığı zaman, kalan kısmının yıkıl­masından insanlar güven içinde olamazlar.»[70]

Ebu´l-´Abbâs es-Seffâh(öl.l36 /753)[71] şöyle demiş:

«Şiddetten baş-ka bir şey fayda vermeyinceye kadar kesinlikle ben yumuşak davranacağım. Halka karşı davranışlarına güvendiğim süre­ce, özel adamlarıma mutlaka saygı göstereceğim. Hak çıkarıncaya kadar, kesinlikle kılıcımı kınına koyacağım. Bağış için yer bulamayıncaya kadar, muhakkak ki (malı) vermeye devam edeceğim.»[72]

Yüce Allah şöyle buyurmuş: «Andolsun ki, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekilecek-siniz.»[73]

«Allah´a yemin ederim ki ben, şeref ve asalete doğru yükselen ve gevşe­meyen bir gayretten (enerjiden) ayrılmayacağım.»[74]

Yukarıda geçen misalleri, incelediğin zaman bunların haber cümleleri olduğunu görürsün. Birinci gruptaki cümlelerde herhangi bir pekiştirme edatı bulunmadığını; son iki gruptaki cümlelerin ise; ya bir veya iki veya daha fazla edatla pekiş ti ri İd iğini görürsün. Bu değişik şekildeki ifâde edi­lişin hikmeti nedir? Araştırma yapıldığında bu değişik ifâde tarzlarının se­bebinin muhatabın durumundan başka bir şey olmadığı görülür. Çünkü bi­rinci gruptaki misallerde, cümlenin muhtevası hakkında muhatabın zihni boştur.(Yani herhangi bir bilgisi yoktur). Bundan dolayı konuşan şahıs, bu cümleleri pekiştirme ihtiyacını hissetmemiştir. Ve bu cümleleri pekiştir­meden muhataba söylemiştir. Haberin bu nevine " ibtidâî haber" denir.

İkinci gruptaki misallere gelince; bu misallerde verilen bilgi hakkında muhatabın şüphe ile karışık az bir bilgisi vardır. Ve o gerçeği öğrenmeyi özenle bekliyor. Bu durumda muhataba, durumu açıklayan ve şüphesini gideren biraz açık bir ifâde tarzı ile haber vermek iyi olur. Bundan dolayı üçüncü misalde cümle « xâ»ile, dördüncü misalde «^1»ile pekiştiril-miştir. Haberin bu nevine "talebi haber" denir.

Son gruptaki misallerde ise; muhatap söylenen şeyleri kabul etmiyor ve onları reddediyor. Böyle bir durumda; muhatabın bu tepkisini gideren ve onu verilen haberi kabul etmeye davet eden sözü pekiştiren ve takviye eden vasıtaların bulunması gerekir. Ve bu pekiştirmenin de muhatabın tepki der­ecesine göre olması gerekir. Bundan dolayı cümleler beşinci ve altıncı mis­allerde iki edatla pekiştirilmiş - ki bunlar yemin ve te´kid nunudur-. Son misalde ise; şair, muhatabın tepkisinin daha kuvvetli olduğunu varsaymış ve sözünü üç te´kid edatı ile pekiştirmiştir. Bunlar; yemin, ve "lâm" edatıdır. Haberin bu nevine "inkârı haber" denir.[75]

a) Haber cümlesinin nevileri ve bazı te´kid edatları ile ilgili misaller:

Ebu´l-´Atâhiye (öl. 211/826) şöyle demiş:

«Şüphesiz ki ben dünyadaki sonuçları gördüm; korktuğum şeyden (ceza­dan) dolayı arzuladığım şeyi terkettim.»[76]

Ebu´t-Tayyib el-Mütenebbî (Öİ.354/965) şöyle demiş:

«Gayretler, ehlinin değerine göre meydana gelir. Cömertlikler de cömert­lerin değerine göre meydana gelir. Küçük gayretler, değersiz kimselerin gözünde büyük görünür. Değerli kimselerin gözünde de büyük gayretler, küçük görünür.»[77]

Hassan b. Sabit (Öİ.54/674) (r.a.) şöyle demiş:

«Şüphesiz ben tatlı (neşeli) olduğumda acı bir şey (olay) başıma gelir. Muhakkak ki ben âdet edinmediğim şeyleri tamamen terkediyorum.»[78] el-Ürcânî (Kadı Nâsihuddin Ebû Bekir) (Öİ.545./1150) şöyle demiş:

«Şüphesiz biz fitnelerle dolu bir zamandayız. Öyle ise bu zamanda, içi korku ile dolu olan kimse kınanmaz.»[79]

Lebîd b. Rabî´a b. Mâlik (Öİ.41/661) şöyle demiş:

«Andolsun ki ölümümün kesin olarak geleceğim öğrendim. Muhakkak ki Ölüm okları, hedefim şaşmaz.»[80]

en-Nâbiğatü´z-Zübyânî (öl. M.640) şöyle demiş:

«Ey Nu´mân! Sen kardeşler ve dostların hatâlarını ve yanlış davranış lavını hoş karşılamadığından dolayı, hiçbir dostun sevgisini devam ettire­mezsin. Erkekler içinde ahlakça kusursuz olan herhangi biri var mı?»[81]

eş-Şerîf er-Radî (61.406/1015) şöyle demiş:

«Bazen fakir ve cesur kimsenin ulaşamayacağı şeye, korkak adam ma­lıyla ulaşabilir. »[82]

b) Aşağıdaki ayetleri okuyunuz ve te´kid edatlarını belirtiniz:

1) Mâna açısından fail olan kelimeyi fiilinden önce mübtedâ olarak zikretmekle:

Allah, seni insanlardan korur.»[83]

«Allah, doğru yoldan çıkan bir toplu­luğu hidâyete erdirmez.»[84]

2) harfi ile te´kid yapmak:

«Onların söylediklerinin seni üzdü­ğünü elbette biliriz.»[85]

Fakat biz toprağın onlardan neyi ek­silttiğini elbette biliyoruz.»[86]

«Elbette nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur.[87]

3) Yemin ile yapılan te´kid:

Tîne ve Zeytun´a (incire, zeytine), slna dağı-,na, Ve güvenli beldeye andolsun ki , Biz insanı en güzel biçimde yarattık.[88]

4) Şeddeli ve hafîf te´kid nunlan ile te´kid yapılır:

Allahı, kendisine (kendi dinine) yardım ´enlere muhakkak surette yardım edecektir.»[89]

Andolsun, eğer´o´kendisine emredeceğimi yapmazsa mutllaka zindana atılacak ve el­bette zelillerden olacaktır.»[90] Bu misaldeki kelimesinde hafif te´kid nıınu, Kur´ân hattının bir özelliği oJarak tenvîn şeklinde yazılmıştır. «O«w mutlaka ceza-{andıracağım veya onu mutlaka keseceğim, ya da mutlaka bana´ apaçık bir delil getirecektir.»[91] lafızlarında, te´kid, pekiştirme edatının tekrarlan­ması, yapılacak işlerin kesinlikle yapılması gerektiğini gösterir.

5) İbtidâ lamı ile te´kid yapılır:

»«iman edenlere karşı düşmanlık yönünden insanların en şiddetlisi olarak yahudi-leri ve Allah´a ortaklık koşanları bulursun.»[92]

« «Onların kalblerinde sizin kor­kunuz, Allah´ın korkusundan fazladır.»[93]

6) Medih ve zenım fiilleri ile te´kid yapılır: « Bu yaptıkları şeyler ne kötüdür!»[94]

«Nefislerinin kendi­lerine sunduğu ´şey ne kadar kötüdür!»[95]

Allah´tan korkanların yurdu ne güzeldir!»[96]

«... Biz de ne güzel kabul etmiştik!»

Biz de ne güzel kabul etmiştik!»[97]

7) nin haberinin başına gelen = lâm ile te´kid yapılır:

Şüphesiz bu (Isa hakkında söylen berlerdir.»[98]

«Şüphe´siz Rabbim duayı işitendir(kabul edendir.[99]

«Şüphesiz bunda basiret sahipleri için mutlak ibret vardır.»[100]

8) ile te´kid yapılır:

«Elbette bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.» âyetinde mübalağa kalıplan ile bir­likte pekiştirme edatları gelmiştir. Bunlar, ve edatlarıdır.[101]

«Kıyamet mutlaka kopacaktır» cümleleri ve pekiştirilmiştir.[102]

«Onlar, mutlaka za­fere ulaşacaklardır. Bilim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.» âyetlerinde mânânın mutlaka gerçekleşeceğini ifâde etmek için bir kaç edatla pekiş-tirme yapılmıştır. Cümlelerden herbiri ve ile pekiştirilmiştir.[103] «Şüphesiz ilâhınız gerçekten tekdir.» âyetinde ve ile pekiştirme vardır. Muhataplar, Allah´ın birliğini inkâr ettikleri için kelâmın makamı bunu gerektirmektedir.[104]

«Gerçekten, sen gönderilmiş peygamberlerden­sin.»[105]

«Gerçekten biz size gönderilmiş peygamberleriz.»[106] gibi cümleler birden fazla pekiştirme edatıyla pekiştirilmiştir. Çünkü hatap inkarcıdır. Burada her iki cümle ve edatlanyla pekiştirilmiş­ti.

«Şüphesiz, göklerde ve yerde alâmet­ler vardır." cümlesi, ve edatlanyla pekiştirilmiştir. Çünkü muhataplar, Allah´ın birliğini inkâr edenlerdir.[107]

«Allah, münafıkların kesinlikle ya­lancı olduklarına şahitlik eder." âyetinde daha fazla açıklamak için cümle, yemin ve edatları ile pekiştirilmiştir.[108]

«Muhakakki insan, Rabbine karşı nankördür. Şüphesiz buna ken­disi de şahittir. Ve o, mal sevgisine de aşırı derecede düşkündür.» gibi âyetlerde, daha fazla açıklama ve anlama maksadıyla , öj ve J ile pekiştir­me yapılmıştır.[109]

«Allah´in tâyin ettiği vakit, elbette gelecektir.» cüm­lesinde muhatap, inkarcı olduğu için, ve ile pekiştirilmiştir.[110] «İleri gelenler, seni öldürmek için hak­kında müzakere ediyorlar.» cümlesinde, ve ile pekiştirme yapılmış­tır.[111]

«Şüphesiz Rabbin lütuf sahibidir.»[112] «Rabbin elbette bilir.»[113]

«Şüphesiz o bir hidâyettir.» cümleleri, ve edatları ile pekiştirilmiştir.[114]

«Şüphesiz insan, apaçık bir nankördür.» cüm­lesi; ve "mübalağa kalıbı ile te´kid edilmiştir. Çünkü ve kalıpları, mübalağa kalıplarındandır.[115]

«Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. O, ölüleri diriltir; yine O, her şeye hakkıyla kadirdir.»[116]

9) den hafifletilmiş ile te´kid yapılır:

Allah´ın hidâyet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir.[117]

«Müşrikler, sana vahyettiğimizden başka bir şeyi yalan yere bize isnad etmen için seni, neredeyse, sana vahyettiğimizden saptıracaklar...»[118]

«Elbette onların hepsi (kıyamet gününde) karşımızda hazır bulunacaklar.»[119]

10) Mübtedâ ve haber arasına giren "Fas! zamiri" veya te´kid için kullanılan zamir ile te´kid yapılır:

«Ey Allah´ım! Eğer bu kitap senin ka­tından gelmiş bir gerçekse... »[120]

«Beni vefat ettirince artık on­lar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun[121] .«Onlara, biz vâris olmuşuzdur.»[122]

«Eğer malca ve evlâtça beni kendin-den güçsüz görüyorsan.»[123]

11) veya ile te´kid yapılır:

«De ki: Bilgi ancak Allah´ın kamdadır.»[124]

va´dedilen kesinlikle doğrudur.»[125]

De ki özr uyarıcıyım.»[126]

Ben Apaçık bir uyarıcı olduğum için bana vahyolunuyor.»[127]

12) Şart edatı olan ile te´kid yapılır:

Şüphesiz Allah (hakkı açıklamak için] sivrisinek ve onun da ötesinde bir varlığı misal getirmekten çekinmez. İman etmişlere gelince, onlar böyle misallerin Rablerinden gelen hak ve gerçek olduğunu bilirler. Kafir olanlara gelince, «Allah böyle misal vermekle ne murad ediyor?» derler.»[128]

13) Uyarma edatı olan ile te´kid yapılır:

«Dikkat edin veîiHn ki, o Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.» âyetinde, mübalağa kalıpları ile birlikte peş-peşe pekiştirme edatları gelmiştir. Bunlar, ve edatlarıyla fasıl (ayır­ma) zamiri dir.[129]

bilesiniz ki, Allah´ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.[130]

Bilesiniz ki, kendillerine azap gel­diği gün, bir daha onlardan uzaklaştırılacak değildir.»[131]

14) Cümleyi pekiştirmek için kullanılan zaid edatlarla te´kid yapılır*

«Bir sûre indirildiği za­man, (göz kırpıp alay ederek) birbirlerine bakar....»[132]

´ olmadan hiç kimse şefaatçi olamaz.» [133]

...şahid olarak da Allah yeter.[134]

kendinizi ellerinizle tehlikeye at­mayın.» [135]

«Allah, kuluna kâfi değil mi?»[136]

15) Bir va´d veya bir uyarıya delâlet eden bir fiilin önüne gelen « ve v_edatları ile te´kid yapılır;

insan ve cin! Sizin de hesabınızı ele ala­cağız. [137]

«Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır. [138]

«Allah, mü´minlere yakında

büyük mükâfat verecektir,»[139]

16) edatı ile te´kid yapılır:

«Lâkin Allah, bütün âlemlere karşı lütuf ve kerem sahibidir.»[140]

Fakat o zâlimler açıkça Allah´ın âyetlerini inkâr ediyorlar.»[141]

3- Haber Cümlesinin (Durumun Gereğinden Çıkıp) İsik Şekillerde İfâde Edilmesi

Haber cümlesi, zihninde cümle ile ilgili bir şey bulunmayan kimseye ´kidsiz söylendiğinde ve cümlenin muhtevası hakkında tereddüt ederek soru soran kimseye te´kid edilerek söylenmesi güzel ise; ve cümlenin muh­tevasını inkar eden kimse için durumuna göre cümle pekiştirilerek söyle­nirse, bu haber cümlesi, durumun gereğine (icabına, yerinde ve adamına) göre söylenmiştir, demektir.

Bazen mütekellimin (konuşan kimsenin) göz önünde bulundurduğu bazı durumlardan dolayı haber cümlesi, durumun icabına aykırı olarak söylenir. Bu durumlardan bazıları şöyledir:

a) Zihni boş olan kimse, tereddüt ile soru soran kimse yerine koyulur. Bu da cümlede, haberin hükmüne işaret eden bir şey geçtiğinde söz konusu olur.

b) Kendisinde inkâr (tepki) işaretleri göründüğü için, inkâr etmeyen kimse, inkâr eden kimsenin yerine koyulur.

c) İnkâr eden (tepki gösteren) kimse, inkâr etmeyen kimse yerine koyu­lur. Bu durumda o şahsın önünde Öyle deliller ve işaretler bulunur ki şayet bunları dikkatle incelerse, inkâr etmekten (tepkisinden) vazgeçer.[142]

Konu ile ilgili bazı misaller:

«Zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme! Onlar, kesinlikle ´suda boğulacaklardır.»[143]

u misale bakılırsa; burada zalimlerle ilgili hüküm hakkında muhatabın ında bir şeyin bulunmadığı anlaşılır. Burada durumun gereğine (icabına) göre, haber cümlesinin te´kidsiz ona söylenmesi gerekirdi. Fakat bu âyet-i celîle te´kid ile gelmiştir. Öyle ise bu âyetin, durumun gereği dışına çıkmasının sebebi nedir? Sebep şudur: Yüce Allah, muhalifleriyle ilgili Hz. Nuh´un kendisine hitap etmesini yasaklayınca, bu yasak, Hz. Nuh´u onların başına gelecek belayı merak etmeye şevketti. Böylece Hz. Nuh; onlar´ aleyhine suda boğdurulmaları ile hükmedildi mi yoksa hükmedilmedi mi? şeklinde tereddüt ile soru soran kimse yerme koyuldu ve böylece; kesinlikle onlar suda boğulacaklar." cümlesi ile ona cevap verildi.[144]

Yüce Allah, şöyle buyurmuştur:

«Nefsim temize çıkarmı­yorum. Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder.»[145] Bu misalde de aynı durum söz konusudur. Çünkü Yüce Allah´ın -şüphesiz nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder." cümlesinin kapsamı hakkında muhatabın aklında bir şey yoktur. Ancak Yüce Allah´ın; Hz. Yusuf tan hikâye tarzında naklettiği: =Nefsimi temize çıkar­mam" ayeti, bu cümleden Önce geçtiği için, ve o cümle, nefis hakkında se­vilmeyen bir şey ile hüküm edildiğine işaret ettiğinden dolayı, muhatap bu hükmün nevine bakışlarını çevirerek dikkatle ona baktı. Bu nedenle muha­tap, tereddütle bir şeyi soran kimse yerine koyuldu. Ve haber cümlesi te´kid edilerek ona söylendi.[146]

«Sonra, muhakkak ki siz, bunun ardından el­bette öleceksiniz.»[147] Bu misale bakınız! Muhatapların, Yüce Allah´ın sözünün kapsadığı hükmü inkâr etmediklerini görürsün. Öyle ise bu haber cümlesinin te´kid edilerek onlara söylen­mesinin sebebi nedir? Bunun sebebi; (onlarda cümlenin muhtevası hakkında) inkâr (tepki) alâmetlerinin görünmesidir. Çünkü onların, ölüm­den gafil olmaları ve iyi işler yaparak ölüme hazırlanmamaları, inkâr alâmetlerinden sayılırlar. Bundan dolayı onlar, inkâr eden kimseler yerine koyuldular ve haber cümlesi, iki pekiştirme edatı ile pekiştirilerek onlara söylendi.[148]

Hacel b. Nadle el-Kaysî, şöyle demiş:

«Şakîk, mızrağının sivri olmayan ucunu düşmana çevirip, onu dizleri üzerine koyarak geldi. Muhakkak ki senin amcaoğullarında mızraklar vardır.[149]

Hacel b. Nadle el-Kaysî´nin sözünde de durum aynı şekildedir. Çünkü Şakîk, amcaoğullarınm mızraklarının varlığını inkâr etmiyor. Fakat onun, mızrağının sivri olmayan ucunu düşmana çevirip dizi üzerine koyarak sa­vaşmaya hazırlıksız bir şekilde gelmesi, onlara aldırmamasınm bir delili sayılır. Ayrıca bu davranış, amcaoğullarınm silahsız olduklarına inandığı­nın bir delilidir. Bundan dolayı Şakîk, inkâr edenlerin yerine koyuldu ve haber cümlesi onun için te´kid edildi ve inkâr eden kimseye yapılan hitap şekli ile ona hitap edildi. Ve ona denildi ki: [150]

Yüce Allah, birliğini inkâr edenlere hitap ederek şöyle buyurmuş:

«ilahınız bir tek ilâh´tır.»[151]

Bu misale bakınız! Yüce Allah´ın bu ayette, birliğini inkâr edenlere hitap ettiğini görürsün. Fakat Yüce Allah, onlara, inkâr etmeyenlere hitap ettiği gibi, haber cümlesini pekiştirmeden hitap etmiş ve şöyle buyurmuştur: Bunun sebebi nedir? Sebebi şudur: Bunların önünde öyle apaçık deliller ve burhanlar vardır ki; eğer onları dikkatle inceleseler, (Allah´ın birliği hakkında) onları ikna eden yeterli miktarda delilleri bulur­lar. Bundan dolayı Allah, bu inkarlarına değer ve önem vermedi ve onlara hitap ederken inkar etmelerini hesaba katmadı.[152]

Cahilliğin zararlı olduğunu inkar eden kimseye şöyle denir:

«Cahillik, zararlıdır.[153]

Son misalde de durum aynıdır. Şüphesiz ki muhatabın nezdinde ceha­letin zararlı olduğuna delalet eden öyle deliller vardır ki; şayet onları dik­katle incelerse mutlaka inkâr etmekten vazgeçer. Bundan dolayı haber cüm-Iesi, te´kid edilmeden ona söylenmiştir.[154]

a) Konu ile ilgili bazı âyetler:

«Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Çünkü kıyamet vaktinin depremi müthiş bir sey-dir.».[155] misalde, normal olarak haber cümlesinin te´kidsiz söylenmesi gerekirdi. Çünkü ayette belirtilen hüküm hakkında muhatabın aklında bir şey yoktur. Fakat bu ayette, hükmün nevine işaret eden bir şey geçince, muhatap başını kaldırarak bu hükme bakan birisi gibi kabul edildi. Böylece o, soru soran ve tereddüt eden kimse yerine kondu. Ve durumun gereğine aykırı olarak bu sözün te´kid edilerek ona söylenmesi güzel sayıldı.

Anne ve babasına itaat etmeyen kimseye şöyle denilir: «Şüphesiz anne ve babaya iyilik etmek vacip­tir.[156] Bu misalde; durumun gereğine göre haber cümlesinin te´kidsiz söylenmesi gerekirdi. Çünkü muhatap, anne ve babaya iyilik etmenin ge­rekli olduğunu inkâr etmediği gibi, bu konuda tereddüt de etmez. Fakat onun (ebeveyne) isyan etmesi, inkâr alâmetlerinden bir alâmet sayıldı. Böylece muhatap, "iyilik etmenin vacip olduğunu" inkâr eden kimse yerine konuldu ve cümle jlve J ile te´kid edildi.

Haksız yere insanlara zulmeden kimseye şöyle dersin: «Muhakkak ki Yüce Allah, kulların yaptıklarını görür.»[157] Bu misalde de normal olarak haber cümlesinin te-kidsiz söylenmesi gerekirdi. Çünkü muhatap, Allah´ın kullarının yaptıklarım bildiğini inkâr etmediği gibi, bu konuda tereddüt de etmez. Fakat onda; Allah´ın haksız yere kullara zulmetmesi gibi, bu hükmü inkâr etme alâmetleri göründüğü için, o inkâr eden kimse yerine konuldu ve haber cümlesi, ve ile te´kid edilerek ona sunuldu.

Bir münkire şöyle denilir:

«Allah vardır.»[158] Bu misalde; haber cümlesinin, normal olarak te´kid edilmesi gerekirdi. Çünkü muhatap, Allah´ın varlığını inkâr ediyor. Fakat şayet o, önünde mevcut olan delilleri ve şahitleri inceleseydi, mutlaka bu hükmü inkâr etmekten vazgeçerdi. Böylece muhatap, hükmü inkâr etmeyen kimse yerine kondu. Ve zahirin muktezâsına (durumun gereğine) aykırı olarak, cümle te´kidsiz bir tarzda ona sunuldu.

b) Aşağıdaki misallerin herbirinde haber cümlesinin zahirin muk-tezâsmdan (durumun gerektirdiği halden) çıkmasının sebebini belirti-

«Ve onlar için hayırdua et! Çünkü senin duan onlar için sükûnettir.»[159]

«De ki o Allah birdir. Allah, Samed´dir.[160]

işsizliğin zararlı olduğunu bilen ve çalışmayı sevmeyen kimseye şöyle demhr «Muhakkak ki issizlik (ahlakın) bozulması­nın sebebidir.[161]

ilmin faydalı olduğunu inkâr eden kimseye şöyle denir:

«İlimfaydalıdır.»[162] Ebû Tayyib el-Mütenebbî şöyle demiş:

<>[379] (âyeti ile

Eğer o, doğru yolda ise ne dersin?»[380] âyetindeki soru, yasaklamaya çalışanın durumunun hayret verici olduğunu ifâde etmek içindir.

«İnsan bu yere ne oluyor. » dediğinde cümlesindeki soru, bu olayın şaşılacak ve çok enteresan birşey olarak görüldüğünü ifâde eder.[381]

i) Kınama ve azarlama mânasına getir.

«Onları doğru yola sevketmedi mi?» «Suyu ulaştırdığımızı görmediler mi?» «Halâ dinlemiyorlar mı?»

«Halâ görmüyorlar mı?»[382] soruları kınama ve azarlama ifâde eder. Hepsi, kınamak ve kötü yoldan çevirmek maksadıyla sorulmuş­tur.

«Gösterin bana! Onlar yerden hangi şeyi yarattılar!»[383] cümlesindeki istifhâm-i inkârı olup kınama ifâde eder. «Yoksa onların göklerde ortaklıkları mı var´?»[384] âyetindeki soru kınama ifâde eder,

«Ondan başka tanrılar mı edineyim?»[385] sorusu kınama ifâde eder.

«Hala şükretmiyorlar mı?»[386] ayeti, istifhâm-i inkâri olup kınama ve azarlama ifâde eder.

«Halâ akıl erdiremiyor musunuz?»[387]

Siz dininizi Allah´a mı öğretiyorsunuz?»[388] âyetindeki istifham-"i inkârı, kınama ifâde-eder.

«Demek erkek size, dişi Allah´a? Öyleyse bu insafsızca bir taksim»[389] âyetlerinde, onların akıllarının azlığı ifâde edilmekle birlikte kınama sorusu kullanılmıştır.

«Size bir uyarıcı gelmedi mi?»[390]26Bu, istifhâm-i inkâri olup kınama ve azarlama için sorulmuştur.

«Onlardan herbiri nimet cennetine sokulacağını mı umuyor?»[391] §iyetinde istifhâm-ı inkâri, kınama ve azarlama ifâde eder.

«İnsan başıboş bırakılacağını mı sanıyor?»[392] sorusu istifhâm-ı inkârıdır. Çünkü gaye kınamak ve azarla­maktır

maktır.

«insan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanıyor?»[393] Bu, kınamak maksadıyla sorulmuş bir istifhâm-ı inkâridir.

«ihsanı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir?[394] sorusu kınama ve inkârı (yapılan hareketi benimsememeyi) ifâde eder.

«Kimsenin kendisine güç yetiremi-yeceğini mi zannediyor? »[395] âyeti ile;

Kimsenin kendisini görmediğini mi zannediyor.[396] âyetindeki soru kınama ifâde eder.

j- Takrir mânasına gelir:

Biz, sizi hakir bir sudan yaratmadık mı? »[397] âyetindeki soru, muhatabı ikrar etmeye zorlamak için sorulmuştur. «B/2, Öncekileri yok etmedik mi?»[398] âyetindeki soru, muhatabı ikrar ettirmek için sorulmuştur.

«Biz senin için göğsünü (Kalbini) açmadık mı ?[399] âyetinde istifhâm-ı takriri vardır. Bu, Allah´ın nimetlerini saymak ve hatırlatmak içindir.

«Biz ona iki göz´ bir dil ve iki dudak vermedik mi[400] âyetlerindekİ istifhâm-ı takriri, nimetleri hatirlat-mak içindir.

«Görmedin mi, Rabbin ´Ad´a ne yapti?»[401] âyetinde istifhâm-ı takriri vardır.

«Allah, hâkimlerin hâkimi değil mi?[402]

âyetteki soru, muhatabı ikrar ettirmek içindir.

k) Tehvîl (korkutma) mânasına gelir:

«Târik´in ne olduğu sana bildi­rildi mi? O, karanlığı delen yıldızdır.»[403] sorusu yıldızın önemini ve bu yüklüğünü gösterir.

«Kâria! (çarpacak.kıyamet) Nedir o kâna? Kârianın ne olduğunu sen bilir misin?»[404] sorusu kıya­metin önemini ve büyüklüğünü gösterir.

m) Tehekküm (alay etme) mânasına gelir.

«Siz öldükten sonra, didik didik parçalandığınız vakit, ... size birtakım haberler veren kişiyi gösterelim[405] 4l^cümlesindeki soru, alay ve istihza ifâde eder. Onların bundan maksatları, peygamberle (s.a.) alay etmektir. Peygamberin (s.a.) tanınmayan bir adam olduğuna işaret etmek için adını zikretmediler. Sanki o, bilinmeyen bir insanmış.

«Toprak içinde kayboldu­ğumuz zaman, gerçekten biz mi yeniden yaratılacağız?»[406] ´ayetinde is­tifhâm-ı inkârî vardır. Maksat, alay etmektir.

«Dediler ki: "Ey Şuayb, atalarımızın taptıklarını terketmemizi... sana na­mazın mı emrediyor?»[407] ayetinde istifhâm-ı inkârî vardır. Maksat, alay et­mektir. [408]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Yrd. Doç. Dr. Nusreddin Bolelli, Belâgat, Rağbet Yayınları: 151.

[2] el-hkân, 2/874-875; Delâiiü´l-i´câz, s. 528-529; Nihâyetü´l-îcâz fî dirâyeti´î-i´câz, s. 149; Miftâhu´l-´ulûm, s. 164-174; Mu´terekü´l-akrân, 1/319; el-îzâh, 1/85; el-Mutavvel, s. 37-38; Muktasaru´l-me´ânî, s. 31-33; el-KüHiyyât, s. 414-415; Keşşâfü ıstılâhâti´l-funûn, 1/411-413; Cevâhiru´l-belâğa, s. 53-54 ; İlmü´l-Me´ânî, s. 47-68: ´Vlûmü´l-hetâğa, s. 43; el-Belâğatü´l-vâzıha, s, 139-140; el-Câmi´, s. 38-4] Mu´cemü´l-mustatahâti´l-´arabiyye, s. 157; Mu´cemü´l-mustalahâti´l-beîâğiyye, s. 478-479; Mu´cemü´l-belâğati´l-´arahiyye, s. 191-192,337-339; el-Belâğatü´I-´arabiyye, 1/ 166-192; el-Belâğave´n-nakd,s.83; Mecâmi´u´l-edeb, İlm-i Me´ânî, s, 69; Edebiyat Lügati, s. 49; Edebiyat Bilgi ve Teorileri, s. 43-44.

[3] el-İlkân, 2/874-875; Miftâhu´l-´ulûm, s. 302-307; el-îzâh, 1/85; el-Mııtavvel, s. 37; Muh-

tasaru´l-me´ânî, s. 31-33; Mu´terekü´l-akrân, 1/319; eî-Külliyyât, s. 197; Keşşâfü ıstılâhâti´l-fünûn, 2/1360; Cevâhiru´l-beîâğa, s. 75; İlmü´l-Me´ânî. s. 69-l\;´l!lûmİi´l-bclâğa, s. 59; el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 139-140; el-Câmi´, s. 45-46; Mu´cemü´l-mıtsta/ahâti´l-´arabiyye, s. 63; Mu´cemü´l-mustalahâîi´l-beîâğiyye, s. 195-196; Mu´ce-mü´l-belâğati´l-´arabiyye, s. 677- 678; el-Belâğatü´l-´arabİyye, 1/168; el-Belâğa ve´n-nakd, s. 83; Mecâmi´u´l-edeb, İlm-i Me´ânî, s. 69; Edebiyat Lügati, s. 64-66; Edebiyat Bilgi ve Teorileri, s. 46-53.

[4] Muhtasaru´l-me´âhî, s. 32; Cevâhiru´l-belâğa, s. 48-52; İlmü´l-Me´ânî, s. 47-68; .

´Ulûmü´l-belâğa, s. 45; Mu´cemü´l-belâğatİ´l-´arabiyye, s. 677-678; Mu´cemul-mustalahâü´l-belâğiyye, s 478-479, 620-621; el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 139-140; e/-Belâğatü´I-´arabiyye, 1/ 155

[5] el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 137.

[6] eI-Belâgatü´l-vâzıha, s. 137.

[7] Age., aynı yer.

[8] Age., aynı yer.

[9] el-Belâgatül-vâzıha, s. 138-139.

[10] el-Belâgatü´l-vâztha, s. 138-139.

[11] Age., s. 139; Cevâhiru´l-belâğa, s. 49.

[12] el-Câmi\ s. 38.

[13] O, Ebû Galip Abdulhamid b, Yahya b. Sa´d´dır. Eşsiz bir yazar idi. O, mektupları ve atasözleri edebî sanatlara uygun olarak yazmada hünerli idi. es-Se´âlibî (ÖI.429/1038) onun hakkında şöyle demiş: Yazı Abdülhamid ile başladı ve İbnü?l Amid ile son buldu. Emevilerin son kralı olan Mervan?a katiplik yapmıştır ve o, Hicri 135 senesinde öldürülmüştür.

[14] "el-Betâğatü´l-vâzıha, s. 140-141.

[15] Age, Aynı yer.

Yrd. Doç. Dr. Nusreddin Bolelli, Belâgat, Rağbet Yayınları: 151-155.

[16] el-İtkân, 2/876-879; Delâilü´l-i´câz, s. 528-529; Miftâhu´l-´ulûm, s. 166; ei-îzâh, V9U el-Mutavvel, s.44-45; Muhtasaru´l-me´ânî, s. 37-39; Mu´terekü´l-akrân, 1/320-323; Keşğâfİİ istilâhâti´l-fünûn, 1/411; Cevâhiru´l-helâğa, s. 54-55; İlmü´l-Me´ânî, s. 50; ´Ulûmü´l-belâğa, s. 46-47; el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 146-147; ehCâmı, s. 38-41; Mıı´cemul-mustalahâti´l-belâgiy-ye, s. 479-482; Mu´cemü´I-belâğati´l-´arabiyye, s-191-193; ei-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/173-1752; el-Belâğa ve´n-nakd, s. 86-90; Ede­biyat Lügati, s.49; Edebiyat Bilgi ve Teorileri, s. 45.

Yrd. Doç. Dr. Nusreddin Bolelli, Belâgat, Rağbet Yayınları: 156.

[17] el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 144.

[18] Ömer b. Abdulaziz b. Mervân b. el-Hakem. O, Emevî halifelerindendir. Salih, dindar olması ve adâleriyle şöhret kazanmıştır. Hicrî 99 yılında halife olmuş ve h. 101(720) de vefat etmiştir. ( bk., Târihu´l-hulefâ´, s. 228-246.; Mu´ce-mü´l-A´tâm, s. 549)

[19] el-Belâgatü´1-vâzıha, s. 144.

[20] Age.. s. 145-146.

[21] Age., s. 144.

[22] Age., aynı yer.

[23] Yahya b. Halit b. Bermek, Hârûn er-Reşîd´in veziridir. O, İran asıllıdır. Fasih konuşan, °gru görüşlü, iyi tedbir alan, cömert bir zat idi. Harun er-Reşîd tarafından hapsedildi. icn 190(806) senesinde ölünceye kadar hapiste kaldı, (bk., Mu´cemü´l-A´lâm, s. 938.)

[24] Harun er-Reşîd, fazileti, fesahati ve cömertliğiyle şöhret bulan Abbasî halifele­rdendir. O, şiiri sevdiği gibi, edebiyatçıları ve islam hukukçularını da severdi. Hicrî 70(786) tarihinde halife oldu. H.193(809) tarihinde vefat etti. (bk., Târihu´l-hulefâ´, s. 228-246; Mu´cemü´l-A´lâm, s. 908)

[25] el-Belâgatü´I-vâzıha, s. 144.

[26] el-Belâgatul-vâzıha, s. 144.

[27] Meryem suresi. 19/4.; ayrıca bk., Zamehşerî, Keş$âf, 2/405; Sajvetü´t-tefâsîr, 2/217; et-Tefsfrü´l-münîr, 16/50.

[28] el-Belâgatii´I-vâzıha, s. 145-146; Cevâhiru´l-belâğa, s. 55; el-Câmı", s, 39; Mu´cemü´l-mustalahâtî´l-kelâğiyye, s. 480.

[29] el-Belâgatü´l-vâziha, s. 145-146; Cevâhiru´l-belâğa, s. 65; Mıı´cemü´l-musialahân´l-beiâğiyye, s. 480.

[30] el-Belâgatii´l-vâzıha, s. 146.

[31] Künyesi Ebu´l-Esved olan ´Amr b. Gülsüm, Tağlib kabilesindendir. Câhiliyye döne­minde yaşamış "Mu´allaka" şairlerindendir. Miladî 584 te vefat etmiştir, (bk., Kitâbü´ş-şi´r ve´ş-şu´arâ\ s. 137-139; Mu´cemü´l-A´lâm , s. 561.)

[32] el~Belâgatü´I-vâzıha, s. 145-146; Mu´cemü´l-mustalahâti´l-belâğiyye, s. 481.

[33] cl-Belâgatü´Uvâzıha, s. 146.

[34] Künyesi Ebu´t-Tayyib olan Tahir b. el-Hüseyin, Halife el-Me´mûn´un veziridir. O, ed­ebiyatçı, hikmet sahibi ve cesur bir zat idi. Hicrî 207(822) tarihinde Mcrv şehrinde ve­fat etti. (bk., Mu´cemü´l-A´lâm. s. 362.)

[35] Abbâs, Abbasî halifesi Musa el-Hâdî´nin üçüncü oğludur. Halife el-Emîn, döneminde Küfe valiliğini yapmış. Hicrî 196 (812) de vefat etmiştir.

[36] el~BeIâgaiü´l-vâzıha, s. 146.

[37] Age., aynı yer.

Yrd. Doç. Dr. Nusreddin Bolelli, Belâgat, Rağbet Yayınları: 156-159.

[38] Mu´âviye b. Ebî Siifyân en büyük sahabelerden biri olup aynı zamanda Hz. Peygambe­rin vahiy katipliğini de yapmıştır. Zekası ve siyâsî kabiliyetiyle meşhurdur. Emevı devleti´nin kurucusu ve ilk başkanıdır. Hicrî 60(680) tarihinde vefat etmiştir, (bk., Târihu´l´hulefâ´, s. 194- 205; el-A´tâm, 7/261-262; Mu´cemü´l-A´lâm, s. 680)

[39] el-Belâgatii´l-vâzıha, s. 147; Cevâhiru´l-belâğa, s. 64.

[40] Aynı eserler, aynı yerler.

[41] el-Belâgatii´1-vâzıha, s. 147.

[42] Age., aynı yer.

[43] Age. aynı yer,

[44] el-Belâgatü´l-vâztha, s. 148; Cevâhiru´l-belâğa, s. 65.

[45] el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 148; Cevâhiru´l-belâğa, s. 65.

[46] el-Kavlü´l-ceyyid, s. 233; el-Belâgatü´l-vâzıha, s.148; Cevâhiru´l-belâğa, s. 65.

[47] Ebu´K´Alâ´ künyesi ile şöhret bulan Ahmed b. Abdullah b. Ahmcd, aslen el-Ma´arra´h olup büyük bir şair ve filozoftur. Hicrî 449(1057) tarihinde doğduğu yer olan el-Ma´arrâ kentinde vefat etmiştir.( Bk., el-A´lâm, 1/157; Mu´cemü´l-A´lâm, s. 49.)

[48] el-Belâgatü´l-vâzıha, s.148; Cevâhiru´l-belâğa, s. 66.

[49] ibrahim b. Muhammed el-Mehdî, Harun er-Reşîd´in kardeşidir. Hicrî 202 tarihinde Bağdat´ta halife olmuş. Faziletli ve büyük bir edebiyatçı idi. Halifeler içinde onun ka­dar fasîh konuşan ve ondan iyi şiir bilen görülmemiştir. O, 224 (839) tarihin-de"S«m? Men Re´â " (Samarra) şehrinde vefat etmiştir, (bz., el-A´lâm, 1/59-60; Mu´cemü´l-A´lâm, s. 19.)

[50] el´BelâgatÜ´l-vâzıha, s.148; Cevâhiru´l-belâğa, s. 66.

[51] el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 149.

[52] Age., aynı yer.

Yrd. Doç. Dr. Nusreddin Bolelli, Belâgat, Rağbet Yayınları: 160-62.

[53] Mecâmi´u´l-edeb, İlm-i Me´ânt,s. 158.

Yrd. Doç. Dr. Nusreddin Bolelli, Belâgat, Rağbet Yayınları: 162.

[54] Fatiha suresi, 1/ 5; ayrıca bk., el-Bürhân, 2/321; eî-hkân, 2/ 876; Mu´terekü´l-eh-ân, 1/320.

[55] Bakara Suresi´ 2/ 228; aynCa bk-´ eUBürhân> 2mO;et-İtkân, 2/ 876; Mu´terekü´l-ekrân, i J2U, Safvetu´t-tefâsîr, 1/147; et-Tefsîrul-münîr, 2/318; Mu´cemü´1-mustaiahâ-ti´i-... hetagıyye, s. 480.

[56] Bakara 2/ 233; aynca bk ^ el_BürMlh 2/320; e/_/rİ43/1| 2/ 8?6; Mu´terekü´l-an 1/320; Safvetü´t-tefâstr, 1/152; et-TefsîrÜ´l-münîr, 2/357; Mucemui-^loiahatn-belâğiyye, s. 480.

[57] Ali imrân suresi- 3/36= aynca bk., ri-Câmi´, s. 39.

[58] Maide suresi, 5/64; ayrıca bk., el-itkan 2/876; Mu?terekül-ekran, 1/320.

[59] Tevbe Suresi, 9/30; ayrıca bak ´el-Bürhân, 2/326; e/-Mön, 2/ 876; Mu´terekü´l-ekrân, 1/320

[60] Meryem suresi, 19/4; ayrıca bk., SaJvetU´t-tefâstr, 2/217; eZ-Cdmi´, s. 39.

[61] Kasas suresi, 28/24; ayrıca bk., SafvetÜ´Hefâsîr, 2/435; et-Tefsîrü´l-münîr, 20/81.

[62] Mesed suresiaynca bk., el-İtkân, 2/876; Mu´terekü´l-ekrân, 1/320; Safvetü´t-tefâsîr, 3/618.

[63] Yrd. Doç. Dr. Nusreddin Bolelli, Belâgat, Rağbet Yayınları: 163-164.

[64] Miftâhu´l-´ulÛm~elTzâh, 1/92-93; el-Mutavvel, s.46-49; Muhtasaru´l-me´ânî, s. 38-42; Cevâhiru´l-belâğa, s. 58-59; tlmü´l-Me´ânî, s, 52-54; Vlûmü´l-belağa, s-49-50; el-Belâğatül-vâztha, s. 155-156; el-Câmi\ s. 42-43; WwV.rm« /-musta!ahâti´l--be!âğiyye, s. 479; el-Belâğa ve´n-nakd, s. 91-95

[65] el-Külliyyât, s. 269; Muhtasaru´1-me´ânî, s. 39-40; Cevâhiru´l-belâğa, s. 60; //m«7-we´â,,f, s. 52-54; VlÛmu´l-belâğa, s. 51-52; el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 156; ei-Câmi´, S-42-43; el-BelâğatÜ´l-´arabiyye, 1/178-182.

[66] el-Belâgatü´I-vâzıha, s. 153.

[67] el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 153; el-Câmi´, s. 44.

[68] Ahzâh suresi, 33/18.

[69] es-Serî b. Ahmed b. es-Seiî el-Kindî´dir. Künyesi Ebu´l-Hasan´dır. O büyük bir şair ve ediptir. Çocukluğunda babasının dükkanında elbiseleri yamaladığı için ona "er-Reffâ"1 künyesi takılmıştır. H. 366´da Bağdatta vefal etmiştir. (Bk.cl-A´lâm, 3/ 81)

[70] el-Belâgatü´l-vâzıha, s.154.

[71] Onun adı Abdullah b. Muhammcd b. Ali b. Abdullah b. Abbâs´dır. Abbâsîlerin ilk halifesidir. Hicrî 123 (74i) de Halife oldu. O cömert, güzel ahlak sahibi idi. Enıevîlerden çok sayıda insanı Öldürdüğü için ona, çok kan döken mânasına gelenes-Seffâh" lakabı takıldı. Hicrî 136 (753) le Enbâr´da vefat etti. (Bk., el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 154; el-A´lâm, 4/166.

[72] el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 154.

[73] Al-i´İmrân suresi, 3/186.

[74] el-Belâgatü´l-vâztha, s. 154.

[75] el-Külliyyât, s. 269; el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 154.

[76] el-BelâgatÜ´l-vâztha,s. 156.

[77] Age., aynı yer; İlmü´l-Me´ânî, s.49.

[78] el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 156; Cevâhiru´l-belâğa, s. 67; el-Câmi´, s. AA; ´Ulûmü´l-belâğa, s. 53.

[79] el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 157.

[80] Age., aynı yer.

[81] el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 157.

[82] Age., aynı yer.

[83] Mâjde suresi, 5/67; ayrıca bk., -Belâğatü´l-´arabiyye, 1/186.

[84] Mâjde suresi, 5/67; Belâğatü´l-´arabiyye, 1/186.

[85] En?am Suresi, 6/33.

[86] Kaf suresi, 50/4; ayrıca bk, el-Belağatül-arabiyye, 1/188.

[87] Şems suresi, 91/9; ayrıca bk. el--Belağatül-arabiyye, 1/188.

[88] Tin Suresi 95/1^4; ayrıca bk., el-Betâğatü´l-´arahiyye, 1/188.

[89] Hac Suresi 22/40; ayrıca bk., el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/188.

[90] Yâsufswesi, 12/32; ayrıca bk., el-Belâğatii´l-´arabiyye, 1/188.

[91] Neml Suresi, 27/21; ay´´İCa bk-´ S^tü´t-tefâsîr, 2/410, (Trc.4/380); et-Tefsîrul-münîr, 19/281.; el-Belâsatü´l-´arabiyye, 1/189.

[92] Maide Suresi 5/82; ayrıca bk., el-BelâğatiTl-´arabiyye, 1/189.

[93] Haşr Suresi 59/13; aynCa bk-´ el-Belâsatü´l-´arabiyye, 1/189.

[94] Maide Suresi 5/62; ayrıca bk., el-BelâğatiTl-´arabiyye, 1/189

[95] Maide Suresi 5/80; aynca.bk., et-Tefstrü´l-müntr, 6/275-276; el-Belâğatü´l-´arabiyye,l/l 89.

[96] Nahl Suresi 16/30; aynca bk. el-Belâğatü´l-´arabiyye, l/l 89.

[97] Sajfât suresi, 37/75; ayncabk., el-Belâğatü´l-´ambiyye, 1/189.

[98] j4/-/ ´Imrân suresi, 3/ 62; aynca bk., el-Belâğatü´l- ´arabiyye, 1/189.

[99] İbrahim suresi, 14/39; ayrıca bk., el-Belâğatü´l-´arabiyye, I/I89.

[100] Nâr suresi, 24/44; ayrıca bk., el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/189.

[101] £wm j«rfiH, 42/33; ayrıca bk., Safvetii´t-tefâsîr, 3/142, (trc. 5/459); et-Tefsîrü´l-münîr, 25/67-68.

[102] Hicr suresi, 15/85; Mümmin suresi, 40/59; 7a/nî suresi, 20/15; //acc suresi, 22/7; aynca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 3/113, (trc.5/401); et-Tefsîrü´l-münîr, 24/147; el-Belâğa-tii´l- ´arabiyye, 1/190.

[103] Sâffât suresi, 31/ 172-173; ayrıca bk., Safvetü´t-tefâstr, 3/4 , (trc. 5/273).

[104] Saffat Suresi, 37/4 ; aynca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 3/35. (trc, 5/247); et-Tefsîrü´l-münîr, 23/63; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/190.

[105] KâsfH şuran, 36/3; aynca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 3/12, (trc. 5f205);et-Tefsîrü´l-münîr, 22/ 291.

[106] Yâsîn suresi, 36/14.

[107] Câsiye suresi, 45/3; ayncabk., Safvetü´t-tefâsîr, 3/189, (trc.6/51); et-Tefsîrü´l-münîr, 25/249.

[108] Münafikun suresi, 63/1; ayrıca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 3/388, (trc. 6/452); et-Tefsîrü´l-münîr, 28/214; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/190.

[109] el-´Âdiyât suresi, 100/ 6, 7, 8; aynca bk., Sajvetü´t-tefâsîr, 3/594; (trc. 7/398); e?-Tefsîrü´l-münîr, 30/368.

[110] Ankebut suresi, 29/5.

[111] Kassas 28/ 20; ayrıca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 2/435, (trc.4/429); et-Tefsîrü´l-münîr, 20/72.

[112] Neml Suresi 27/73; ayrıca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 2/422, (trc. 4/401); et-Tefsîrü´l-münîr, 20/22.

[113] Neml suresi, 27/74; ayrıca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 2/422, (trc. 4/401); et-Tefsîrü´l-münîr, 20/22.

[114] Neml Suresi, 27/77; ayrıca bk., Safretü´t-tefâsîr, 2/422, (trc. 4/40İ).

[115] Hac suresi, 22/66; ayrıca bk., et-Tefsîrü´l-münîr, 17/260.

[116] Hacc suresi, 22/6; aynca bk.. el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/190.

[117] Bakara suresi, 2/ 143; ayrıca bk., el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/190.

[118] hrâ suresi, 17/73; ayrıca bk., el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/190.

[119] Yâsîn suresi. 36/32.

[120] Enfâlsuresi, 8/32; ayrıca bk., el-Bürhân, 2/410; el-Belâğaîü´l-´arabiyye, 1/190.

[121] Mâide suresi, 5/117; ayrıca bk., el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/190.

[122] Al-Kasas suresi. 28/58; ayrıca bk.,el-Belâğatü´l´´arabiyye. 1/190.

[123] Kehf suresi, 18/39; aynca bk., el-Bürhân, 2/409; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/190.

[124] Ahkâf suresi´, 46/23; ayrıca bk., el-Belâğatü´l-´arabiyye, I/190.

[125] Zâriyât suresi, 51/5; aynca bk., el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/191.

[126] Sâd suresi, 38/65; ayrıca bk., el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/191.

[127] Sarf jWrej/, 38/ 70; aynca bk., el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/191.

[128] Bakara suresi, 2/27; ayrıca bk., el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/191.

[129] S&tf jHrM/, 42/5; ayrıca bk., Sajvetü´t-tefâsîr, 3/147, (trc.5/468); et-Tefsîrü´l-münîr, 25/23.

[130] Yunus 10/62; ayrıca bk., el-Belâğatü´l-´arabiyye, I/I91.

[131] Hûdsuresi, 11/8; ayrıca bk., el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/191.

[132] Tevbe suresi, 9/127; ayrıca bk., el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/192.

[133] KtfnHj.s«rf.î/, 10/3; ayrıca bk., el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/192.

[134] Nisa suresi, 4/79; ayrıca bk., el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/192.

[135] Bakara suresi, 2/195; ayrıca bk., el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/192.

[136] Zümer suresi, 39/36; ayrıca bk., el-Belâğatü´l-´arabiyye, î/192.

[137] Rahman suresi, 55/31; aynca bk., el-Belâğatü´i-´arabiyye, 1/193.

[138] Ali İmrân, ?>I\AA\ aynca bk., el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/193.

[139] Nisâ suresi, 4/146; ayrıca bk., el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/193.

[140] Bakara suresi, 2/251; ayrıca bk., el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/193.

[141] Enam suresi 6/33; ayrıca bk., el-Belâğatü´l-´arabiyye, I/I93.

Yrd. Doç. Dr. Nusreddin Bolelli, Belâgat, Rağbet Yayınları: 165-176.

[142] Miftahul ulum s 17M74: e!-Izâh´ W el-Mutavvel, s. 49-50; Muhtasaru´l-me´ânU 164-lfiV- i´flaf!ıru´ı-betâğa, s.60-63; İlmü´I-Me´ânt, s. 60-63; el-Belâğatul-vâzıha, s. ? w, ´ei´BelaSatü´l-´arabiyye, 1/182-185; Vlûmü´l-belâsa, s. 50

[143] Hud Suresi 11/37 ayrıca bk-´ Miftâhu´l-´ulûm, s. 173; c/-/zâ/i, 1/94; el-Mutavvel, s. elagatu´l-´arabiyye, 1/183; İlmü´l-Me´âm, s. 61; ´Ulûmü´l-belâğa, s. 50.

[144] Muhtasaru´l-me´ânî, s. 41; el-Mutavvel, s. 49-50; el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 163; Cevâhiru´l-belâğa, s. 61; ´Ulûmü´l-helâğa, s. 50; el-Belâğatü´l-´arahiyye, 1/183.

[145] Yûsuf suresi, 12/ 53; ayrıca bk., Miftâhu´l-´ulûm, s. 173; el-îzâh, 1/94; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/183; ´İlmü´l-Me´ânî, s. 61; et-Tefsîrü´l-münîr, 13/5.

[146] el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 163; Cevâhiru´l-belâğa, s. 61; et-Tefsîrü´l-münîr, 18/17.

[147] el-Mü´minûn suresi, 23/15.

[148] el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 162; ´İlmü´l-me´ânî, s. 62.

[149] Miftâhu´l-´ulûm, s. 174; el-Mutavvel, s. 50; Muhtasaru´l-me´anî, s. 41; el-Kavlü´l-ceyyid, s. 49-50; el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 163; Cevâhiru´l-belâğa, s. 61-62; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/184; ´Ulûmü´l-belâğa,&.51.

[150] el-Kavlü´l-ceyyid, s. 49-50; el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 163-164; Cevâhiru´l-belâğa, s. 62; Ulûmü´l-belâğa, s. 51; el-Belâğatü´l-´arahiyye, 1/184.

[151] el-Bakara suresi, 2/ 163; ayrıca bk., el-îzâh, 1/95.

[152] et-Tefsîrü´l-münîr, 2/58; el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 164; Cevâhiru´l-belâğa, s. 62; İlmü´l-me´ânî, s. 63; el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 164-165;´ Ulûmü´l-belâğa, s. 51.

[153] el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 162.

[154] Age., s. 164; el-Belâğatâ´l-´arahiyye, 1/185; tlmü´l-Me´ânî, s. 63.

[155] Hacc suresi, 22/1.

[156] el´Belâgatü´l-vâzıha, s. 165.

[157] Age., aynı yer.

[158] el-BeIâgatÜ´l-vâzıha, s. 165.

[159] Tevhe suresi, 9/103.

[160] fhlâs suresi, 112/1

[161] el-BelâSotü´i-vâzıha, s. 166.

[162] Age., ayni yer.

[163] A8e., aynı yer.

[164] el-Belâğatu´l-vâzıha, s. 166.

[165] Delilü´l-Belâgati´l-vâzıha, s. 90.

[166] Age., aynı yer.

[167] Age., s. 91.

[168] Age., aynı yer

[169] 4ge., aynı yer.

Yrd. Doç. Dr. Nusreddin Bolelli, Belâgat, Rağbet Yayınları: 177-182.

[170] el-lzâh. 1/227; el-Kâmus, s. 96; Usânü´l-´ardb, 1/170-171; Şürûhü-Telhıs, 2/234; e-Ta´rîfât, s. 56; Keşşâfü ıstılâhâti´l-fünûn, 2/1360; Cevâhiru´I-belâğa, s. 75; Hmul-Me´ânî, s. 69; Vlûmü´l-belâğa, s. 59-60; el-Belâğatü´l-´arabiyye. 1/222^224; e/-6fl/m , s. 45; Mu´cemü´l-mustalahâti´l-´arabiy-ye, s. 63; Mu´cemü´l´mustalahâtıl-belagıyye.s. 195; Mu-cemul-belâğati´l-´arabiyye, s. 677-678; £döAi>& L«#a«, s. 64-66; &fc/w>-flf B(7g/ v^ Teorileri, s. 46; Mecâmi´ui´l-edeb, İlm-i Me´ânt, s. 167-168.

[171] el-İzah, 1/227; Şürûhu´t-Telhîs, 2/234; ^/-Möfl, 2/874-875; el-Mutavvel, s.224; ´lbi İiü´l´âî s 7677; Cev c/-/zâA, 1/227; Şürûhut-Telhîs, 2/234; ^/Möfl, 2/8747; ıstılâhâti´l-fünûn, 2/1360; el-Belâğatü´l-´arabiyye, İimü´l-me´ânî, s. 76-77; Cevahırul- 67470 Îiü´lM´â s 6970; ´£//«m«/-ıstılâhâtilfünûn, 2/1360; elBelâğatüyy, helâğa, s. 75-76; el-Belâğatül-vâzıha, s. 167470; Îimü´l-Me´âm, s. 69-70; ´£ ö^a, s. 59-60; eUBelâğaiüVarahiyye, 1/224-225; Mecâmi´u´l-edeb, Ilm-ı Me anı 167-169,181; et-Câmi´, s. 45, 75; Mu´cemü´l-mustalahâti´l-´arabiyye, s. 63; Mu´cemul-mustalahâti´l-belâğîyye, s. 195; Mu´cemü´l-belâğatİ´l-´arabiyye, s. 677-678; Edebiyat Lügati, s. 64-66; Edebiyat Bilgi ve Teorileri, s.46.

[172] Tirmizt, Zuhd2; İbnMâce, Zühd 24; el-Belâgatü´I-vazıha, s. 167.

[173] el-Belâgatü´I-vâztha, s. 167.

[174] el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 167.

[175] Age., aynı yer.

[176] Age, aynı yer.

[177] Mu´cemü´l-A´lâm, s, 355.

[178] el-Betâgatü´l-vâzıha, s.168; Mu´cemÜ´I-musıalahâtt´l-belâğiyye, s.196.

[179] Mu´cemü´l-A´lâm, s, 557.

[180] el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 168.

[181] Age., aynı yer.

[182] el-Betâgatü´l-vâzıha, s.168; Mu´cemÜ´I-musıalahâtt´l-belâğiyye, s.196.

[183] el-Betâgatü´l-vâzıha, s.16

[184] Age., aynı yer.

[185] Age., s. 170.

[186] Tirmizi, Birr 60; feyzü?l-kadir, 1/222 (No: 223); el-Belağatül-vazıha, s. 170.

[187] Mu´çemü´l-A´lâm, s. 744.

[188] Age., s. 592.

[189] el-Belâgatü´l-vâzıha, s.170.

[190] Kitâhu´§-şi´rve´ş-şü´arâ,§. 176; el-A´lâm, 2/23; Mu´cemü´i-A´lâm, s.118.

[191] el-Belâgatü´l-vâzıha, s.171.

[192] Kitâhu´ş-şi´r ve´ş-§u´arâ, s. s. 44; el-A´lâm, 3/52; Mu´cemul-A´lâm, s. 283.

[193] el-A´lâm, 8/82; Mu´cemü´l-A´lâm, s.914.

[194] el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 171.

[195] Kitâbuf§-şi´r ve´ş-şu´arâ, s. 31; el-A´lâm, 2/11-J2; Mu´cemü´l-A´lâm, s. 115 .

[196] el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 171.

[197] Age., aynı yer.

[198] Kitâbıı´ş-şi´]- ve´ş-şu´arâ, s. 313; el-A´lâm, 2/225; Mu´cemü´l-A´lâm, s. 206.

[199] el-A´lâm, 76127; Mu´cemü´l-A´lâm, s. 804-805.

[200] Kitâbu´ş-şi´r ve´ş-şu´arâ, s. 350; el-A´lâm, 2/339; Mu´cemü´l-A´lâm, s. 246.

[201] el-Belâgatü´l-vâztha, s. 171.

[202] Yrd. Doç. Dr. Nusreddin Bolelli, Belâgat, Rağbet Yayınları: 183-187.

[203] el ithkân, 2/891; Miflâhu´l-´ulûm, s. 318; ei-Izâh, 1/241; el-Mutavvel, s. 239-240; el-Küîliyyât, s. 177-178; Keşşâfü ıstılâhâti´l-fünûn, 1/68-69; el-Belâğatü´l-vâztha, s.176-180; İlmü´l-Me´ânî, s. 75-77; Vlûmü´l-belâğa, s. 71-72 ; el-Belâğatü´l-´arahiyye, 1/ 228; Cevâhiru´l-belâğa, s. 77-78; el-Câmi´. s. 46-47; Mu´cemü´l-mustalahâti´l-helâğiyye, s. 184 ; Mıı´cemü´l-belâğati´l-´arabiyye, s. 50; el-Belâğa ve´n-nakd, 1/91-99; Mecâmi´ui´l-edeb, İlm-i M e´ânı, s. 170; Edebiyat Lügati, s. 65; Edebiyat Bilgi ve Te­orileri, s. 48.

[204] Mu´terakü´l-akrân, 1/335; el-İtkân, 2/892-293; Miftâhu´i-´ıtlûm. s. 318; el-Mutavvel, s. 240-241; el-Küiliyyât, s. 179; Keşşâfü ıstılâhâti´l-fünûn, 1/68-69; eî-Belâğatü´l-vâzıha, s. 176-180; hmitl-Meânî, s. 75-77; Vlûmü´l-belâğa, s. 71-72; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/228; Cevâhiru´l-helâğa, s. 77-78; el-Câmi´, s. 46-47; Mu´cemü´l-mustahhâti´l-belâğiyye, s, 184-189; Mu´cemü´l-helâğati´l-´arabiyye, s. 50; el-Bela.ga ve´n-nakd, 1/97-99; Mecâmi´ui´l-edeb, İlm-i Me´ânî, s. 170; Edebiyat Lügati, s. 65; Edebiyat Bilgi ve Teorileri, s. 48-49.

[205] Meryem suresi, 19/12; ayrıca bk., Cevâhiru´l-belâğa, s. 78.

[206] MÖr .tw«ı, 24/56; ayrıca bk., 7c´vf/« müşkili´l-Kur´ân, s. 280-281; el-Bürhân, 2/374; W-Mân, 2/892; İlmü´l-me´ânî, s. 75; ´Mu´cemü´l-musîalahâti´l-belâğiyye, s. 184.

[207] Feyzü´l-kadîr, 1/176 (No: 222).

[208] Tirmizî, Birr, 60; Feyzü´l-kadîr, 1/222 (No: 223).

[209] el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 176.

[210] Talak suresi, 65/7.

[211] KureyS suresi, 106/ 3-4; aynca bk., İlmul-Me´ânî, s. 76.

[212] Bakara Suresi 2/ 282; ayrıca bk., el-Câmi´, s. 46.

[213] Hac suresi, 22/29.

[214] EbûDâvûd, Salât, 28,34, 36, 46, 208; Tirmizî, Salât 149; İhn Mâce, İmamet 50; el-Câmi\ s. 47.

[215] Mâide suresi, 5/105; ayrıca bk., Mu´cemü´i-mustalahâti´l-belâğiyye, s, 184; Cevâhirul-belâğa, s. 78 .

[216] Mu´cemü´l-belâğati´l-´arabiyye, s. 50.

[217] Mu´cemü´î-mustalahâti´-î-belâğiyye, s. 184-185.

[218] Cevâhiru´l-belâğa, s. 78 .

[219] Bakara suresi, 2/83.

[220] Mülk suresi, 67/11; ayrıca bk., el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/230.

[221] el-îzâh, 1/241 -243; Mu´terakü´l-akrân, 1/335; el-İtkân, 2/ 892-894; el-Mutavvel.^-240-241; Miftâhu´l-´ulûm, s. 318; el-Köliiyyât, s. 178-179; Keşsâfü ıstılâhâti´l-fönûn. 1/ 71; el-Belâğatul-vâzıha, s. 379; İlmü´l-Me´Ûnî, s. 77-79; Uiûmü´l-beîâğa, s. 71-72; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/231-239; Cevâhiru´l-belâğa, s. 78-79; el-Câmi´, s. 46-47; Mu´cemü´l-mustalahâti´l-belâğiyye, s. 184-188; el-Belâğa ve´n-nakd, I/99-10I; Mecâmi´ul-edeh, İlm-i Me´ânî, s. 178-179; Edebiyat Bilgi ve Teorileri, s. 48-49.

[222] el-Külliyyât, s. 179.

[223] Edebiyat Bilgi ve Teorileri, s.48.

[224] Mecâmi´u´hedeh, İlm-i Me´ânî, s,. 177.

[225] Nemi suresi, 27/19.

[226] Taha Suresi, 20/25-28.

[227] Nuh suresi, 71/ 28; ayrıca bk., el-İzâh, 1/243; Mu´terakü´l-akrân, 1/335; el-İtkân, 2/; el-Mutavvel, s. 241.

[228] el´Belâgatü´l-vâziha, s. 176.

[229] ´Ulûmü´l-belâğa, s. 72.

[230] Tâhâ suresi, 20/29.

[231] Mu´cemü´l-A´lâm, s. 115; el-A´lâm, 2/11-12.

[232] el-Kavlü´l-ceyyid, s. 421,435, 513; el-Belâgatü´l-vâzıha. s. 177; el-Câmi\ s.52.

[233] Edebiyat Bilgi ve Teorileri, s.49.

[234] /-/zâA, 1/243; el-Külliyyât, s. 179; el-Kavlü´l-ceyyid, s. 185, 426; el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 177; İlmü´l-Me´ânî, s. 78; el-Belâğatü´î-´ambiyye, 1/233; el-Câmi\ s. 50; Cevâhiru´l-belâğa, s. 79; Mu´cemü´l-mustalahâti´l-belâğiyye, s. 188.

[235] Edebiyat Bilgi ve Teorileri, s.48.

[236] Enam Suresi 6/135; ayrıca bk., el-Keşşâf, 1/529; Sajvetu´t-tefâsir, 2/458, (trc. 4/ 476); et-Tefsîrü´l-münîr, 8/52-53.

[237] En?am Suresi , 6/158; ayrıca bk., el-hkân, 2/ 892; Sajvetü´t-tefâsîr, 1/432; et-Tefsîrü´l-münîr,8/U2.

[238] Zümer Suresi, 39/8; ayrıca bk., Safvetu´t-tefâsir, 3/90, (trc.5/354); et-Tefsîml-münîr, 23/255; et-Tefsîrü´l-münîr, 23/255.

[239] Fussilet suresi, 41/140; ayrıca bk., 7e´vf/tf müşkili´l-Kur´ân, s 280; el-îzâh, 1/242; e/-B«rAâ«, 2/ 25; Muterakul-akrân, 1/335; el-hkân, 2/ 892; el-Mutavvel, s. 240; W-Külliyyât, s. 179; Safvetü´t-tefâsîr, 3/130; (trc. 5/434); et-Tefsîrü´l-münîr, 24/239; Cevâhiru´l-belâğa, s. 78; İlmü´l-Me´ânî, s. 81; Mu´cemü´l-mustalahâti´l-belâğiyye, s. 188.

[240] el-Belâgatü´l-vâzıha, s.178; el-Belâğatü´i-´arabiyye, 1/229; Mu´cemü´l-mustalahâti´l-belâğiyye,s. 187.

[241] Sato,-a jurcjI-t 2/23; ayrıca bk., e/-/zd/ı, 1/242; el-İtkân, 2/ 892; el-Mutavvel s.240; Safvetü´t-tefâsîr; 1/43; et-Tefsîrü´l-mümr, 1/100.

[242] Ali İmrân suresi, 3/ 168; ayrıca bk., el-Bürhân, 2/25.

[243] Rahman suresi, 55/ 33; ayrıca bk., Safvetu´t-tefâsir, 3/303, (trc.6/283); et-Tefsîrü´l- mü nîr, 27/212.

[244] el-Belâga, s. 14.

[245] el-Belâgatü´l-vâzıha, s.177; İlmü´l-Me´ânî, s. 80; Cevâhiru´l-belâğa, s. 81; Mu´cemü´l-mustalahâti´l-belâğiyye, s. 188.

[246] Tûr suresi. 52/16; ayrıca bk., et-îzâh, 1/241; Mu´terakü´l-akrân, 1/336; el-İtkân, 2/ 892; el-Mutavvel, s. 241; el-Külliyyât, s. 179; et-Tefsîm´l-münîr, 27/55; Cevâhiru´l-belâğa, s. 79; el-Câmi´, s. 49; İlmü´l-Me´ânî, s. 81; Mu´cemü´l-mustalahâti´l-belâğiyye, s. 187.

[247] Tevbe suresi, 9/80; ayncabk.,»S´fl/v£fü´Me/ff,îfr, 1/556; et-Tefsîrü´l-münîr, 10/325.

[248] el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 177; İlmü´l-Me´ânî, s. 81; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/229, 234; el-Câmı", s. 52; Mu´cemü´l´mustalahâti´l-belâğiyye, s. 187.

[249] Yûnus suresi, 10/80; ayrıca bk., el-Külliyyât, s. 179; İlmü´l-Me´ânî, s. 81; Mu´cemü´l-mustala-natı l-belâğiyye, s. 185.

[254] Cuma Jw.ejI-t 62/i0; aynca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 3/ 381; et-Tefsîrü´l-münîr, 28/195; Mucemü´l-mustalahâti´l-helâğiyye, s. 185.

[255] Isrâ suresi, 17/50; aynca bk., e/-/^, 1/242; el-İtkân, 2/892; el-Mutavvel, s. 240; zafvitu´t-tefâsîr, 2/168; et-Tefsîrü´l-münîr, 15/92; Cevâhiru´l-belâğa, s. 79; c/-aelâgatü ve´n-nakd, 7/100; Mu´cemü´l-mustalahâti´l-helâğiyye, s. 186.

[256] Duhân suresi. 44/49; ayrıca bk., Mu´terakul-akrân, 1/335; el-hkân, 2/892; el-fzâh, 1/242; ei-Küîiiyyât, s. 179; Safvetu´t-tefâsir, 2/582, (trc. 5/188); et-Tefsîril´l-münîr, 25/234.

[257] 5a/wra ,î«ra/, 2/111; ayrıca bk., e/-/r^, 3/85; Safvetü´t-îefâsîr, 1/89; et-Tefsîrü´l-münîr, 1/274.

[258] Nebe´suresi, 78/30; ayrıca bk., Safvetu´t-tefâsir, 3/511, (trc. 7/194-195); et-Tefstrul-miinîr, 30/15.

[259] Bakara suresi,2/2%!´, aynca bk., el-İtkân, 2/ 892; Safvetü´t-tefâstr, 1/ 177-178; c/- Câmi´, s. 48; Mu´cemü´l-mustalahâü´l-bcîâğiyye, s. Î86.

[260] el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 176; el-Belâgatü´l-´arabiyye, 1/229; İlmü´l-Me´ânî, s. 76.

[261] TaIak suresi, 65/2; aynca bk., 7>´ı-77w müşkili´l-Kur´ân, s. 280; Mu´cemü´1-mustala-hâti´l-belâğiyye,s. J86-187.

[262] Nisâ suresi, 4/34; ayrıca bk., 7"e´v/7H müşkili´l-Kur´ân, s. 280; Mu´cemü´l-mustatahâti´l´

belâğiyye, s. 187.

[263] Buhârî, Et´ime 2-3; Müslim, Eşribel08-109; Ebû Dâvud, Et´ime 20; İbn Mâce, Eî´ime ByTirmizî, Et´ime-47; Nesâî, Nikâh 84; Dârimî, Et´ime 1, 15; Muvatta´, Sıfatü´n-nebî 32; Cevâhiru´i-belâğa, s. 79; ´Ulûmü´l-belâğa, s.72.

[264] Meryem suresi, 19/38; aynca bk., el-İtkân, 2/ 893; Safvetü´t-tefâsîr, 2/217; et-Tefsîrul-müntr, 16/87-88.

[265] el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 177; el-Belâğatü´l~´arabiyye, 1/229; Cevâhiru´i-belâğa, s. 81.

[266] Mu´cemü´l-a´lâm, s. 67; el-A´/âm, 1/215.

[267] el-Belâgatü´l-vâzıha, s.180; İlmü´l-Me´ânî, s.79.

[268] İtfz ££fen eserler, aynı yerler..

[269] Adı geçen eserler, aynı yerler.; ´Ulûmü´l-belâğa, s. 74.

[270] el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 180; Cevâhiru´l-belâğa, s. 80; ´Ulûmü´l-belâğa, s. 73.

[271] el-Belâgatü´l-vâzıha, s.180.

[272] Age., aynı yer; İImÜ´l-Me´ânî,s.79.

[273] İbrahim suresi, 13/30; el-İtkân, 2/892.

[274] el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 180; İlmü´l-Me´ânî, s.77.

[275] Adı geçen eserler, aynı yerler ; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/230.

[276] el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 181.

[277] Age., s. 182.

[278] el-Belâgatü´l-vâzıha, s. 182.

[279] Age., aynı yer;

[280] Delilü´l-Belâgatü´l-vâzıha, s. 97.

[281] A^e., s. 98.

[282] 4g£., aynı yer.

[283] Age., aynı yer.

[284] Age., s. 97.

[285] Age., aynı yer.

[286] Delilü´l-Belâgatü´l´vâzıha, s. 97.

[287] Age., s. 98.

[288] Age., s. 97.

[289] Age.,s. 98.

[290] Age., aynı yer.

Yrd. Doç. Dr. Nusreddin Bolelli, Belâgat, Rağbet Yayınları: 188-200.

[291] el-Kâmus, s. 1728; Lisânü´l-´arab, 15/343; Mu´cemü´l-mekâyis fi´l-luğa, s. 999; el-İtkân, 2/893; Miftâhu´l-´utûm, s. 320; el-İzâh, 1/244; el-Mutavvel, s. 241-242; el-Külliyyât, s. 903-904; Kessâfü ıstılâhâti´l-fünûn, 1/ 1438-1439; el-Belâğatü´l-vâzıha, s.187; İlmü´l´Me´ânî, s. 83-84; Vlûmü´l-belâğa, s.74; el-Belâğatul-´ambiyye, 1/228-231; Cevâhiru´l-belâğa, s. 82-83; el-Câmi´, s. 53-54; Mu´cemü´l-mustalahâti´t-´arabiyye, s. 694; Mu´cemii´l-mustala-hâti´l-belâğiyye, s. 667; el-Belâğa ve´n-nakd, s. 99; Mecâmi´ul-edeh, İlm-i Me´ânî, s. 176-177; Edebiyat Lügati, s. 65; Edebiyat Bilgi ve Teorileri, s. 50.

[292] Bakara suresi, 2/188; ayrıca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 1/125.

[293] Al-i İmrân suresi, 3/ 118; ayrıca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 1/225; et-Tefsîrü´l-münîr, 4/45; el´Belâğatul-´arabiyye, 1/231.

[294] el-En´âmsuresi, 6/ 152; ayrıca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 1/428-429; et~Tefsîrul-münîr,8/9S.

[295] el-A´râfsuresi,7/85; ayrıcabk., Sajvetü´t-tefâstr, 1/458.

[296] Nûr suresi, 24/22; ayncabk., Safveîü´t-îefâsîr, 2/33; et-Tefsîrü´l-münîr, 18/171.

[297] Mu´cemü´l-A´lâm, s. 49.

[298] el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 185; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/231; İlmü´l-Me´ânt, s. 86; Cevâhiru´l´belâğa, s. 85.

[299] Bakara suresi, 2/282; ayrıca bk., Safvetü´î-tefâsîr, 1/178; et-Tefsîrü´l-münîr, 3/105; Mu´cemü´l-mustalahâti´l-belâğiyye, s. 667.

[300] MS/de jmtmı, 5/101; aynca bk., el-İtkân, 2/893; el-Külliyyât, s. 904; Safveîü´t-iefâsîr, 1/368; et-Tefsîrü´l-münîr, 7/79-80.

[301] Mu´cemü´l-A´lâm, s. 838.

[302] el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 185.

[303] Bakara suresi, 2/286; ayrıca bk., el-Külliyyât, s. 904; Sajvetü´t-tefâstr, 1/181; Cevâlı.irul´bdâSa, s. 83; ´İlmü´l-me´ânî, s. 84; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/232.

[304] Ali ´Imrân suresi, 3/8; aynca bk., Mu´terakÜ´l-akrân, 1/337; el-İtkân, 2/893; Saf- Çtu´Mefâsîr, 1/185.

[305] Ali ´Imrân suresi, 3/194.

[306] el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 185; aynca bk., el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/231; İlmü´l-Me´ânî,s- 85.

[307] Tâhâ suresi, 20/94; ayrıca bk., Mu´cemü´l-mustalahâti´l-belâğiyye, s. 667.

[308] Mu´cetnü´t-A´lâm, s. 804-805.

[309] el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 185.

[310] el-BeIâğatü´l-vâzıha, s. 186; el-Belâğaîü´l-´arabiyye, 1/231; İlmü´l-Me´ânî, s. 87;

´Ulûmü´l-belâğa, s. 74; Cevâhiru´l-belâğa, s. 84; Mu´cemü´l-mustalahâti´l-belâğiyye, s. 668.

[311] Bakara suresi, 2/42; ayrıca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 1/53-54; et-Tefsîrü´l-münîr, 1/148; Cevâhiru´l-belâğa, s. 84; Ulûmü´l-belâğa, s. 75; el-Belâğaîü´l-´arabiyye, 1/236.

[312] Mucurât suresi, 49/11; ayrıca bk., Safvetü´t-tefâstr, 3/235.

[313] el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 186.

[314] Tevbe Suresi, 9/66´ ayrıca bk-´Mutarekul-akran 1/337; e/VAhte, 2/894; el-Külliyyât, U4; Safvetü´t-tefâsîr, 1/546; Cevâhiru´l-belâğa, s. 83; Mıı´cemii´l-mustalahâtVl-nelagtyye, s. 668.

[315] el-izah, 1/244; el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 186.

[316] el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 186.

[317] Mü´minûn suresi, 23/108; ayrıca bk. Mu´terakû´l-akrân, 1/337; e/-Mâfl 2/894" W-vetut-tefâstr, 2/321.

[318] Ali İmran suresi, 3/169; ayrıca bk., Mtı´terakü´l-akrân, 1/337; el-İtkân, 2/893; <?< Külhyyât, s. 904;

Safvetü´t-tefâsîr, 1/244; Cevâhiru´l-belâğa, s. 83.

[319] İsrâ suresi, 17/37; aynca bk., Mu´terakü´l-akrân, 1336; el-İtkân, 2/893; Safvetul-tefâsîr, 2/159-160; et-Tefsîrü´l-münîr, 15/76; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/236.

[320] Tur suresi, 52/16; ayrıca bk., el-İtkân, 2/893.

Yrd. Doç. Dr. Nusreddin Bolelli, Belâgat, Rağbet Yayınları: 201-206.

[321] el-Kâmus.s, 1479; Lisânul-´arab, 16/459; Miftâhul-´ulûm, s. 308; el-îzâh, 1/288 el-Mutavvel, s. 226; Muhtamru´l-me´ânî, s. 197; Mu´terakü´l-akrân, 1/327; el-İtkân, 21 883; el-Külliyyât, s. 97; Keşşâfü ıstılâhâti´l-fünûn, 2/ 1 \55;eUBelâğatü´l-vâzıha, s. 194; Ilmü´l-me´ânî, s. 88; Cevâhiru´l-belâğa, s. 85; el-Câmi´, s. 57; ´Ulûmü´l-belâğa, s. 61-62; eUEelâğatü´l-´arabiyye, 1/258; Mecâmi"u´l-edeb, İlm-i Me´ânî, s.171-172; e/-Se/öğo ve´n-nakd, 1/103-105; Mu´cemÜl-mustatahâti´I-´arabiyye, s. 30-31; Mu´cemü´l-mustalahâü´l-betâ-ğiyye, s. 108-109; Mu´cemü´l-belâğati´l-´arabiyye, s. 523; Edebiyat Bilgi ve Teorileri, s. 46.

[322] Miftâhu´l-´ulûm, s. 308; e/-/z<3/7, 1/228; el-Mutavvel, s. 226; Muhtasaru´l-me´anî, s. 197, 198; el-Külliy-yât, s. 97; el-Belâğatii´l-vâzıha, s. 194; İlmü´l-Me´ânî, s. 89; Cevâhiru´l-belâğa, s. 85-86; el-Câmi´, s. 58-59; VlûmıTl-belâğa, s. 62; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/258-261; Mecâmi´u´l-edeb, İlm-i Me´ânî, s. 172-173; Mu´cemü´l´belâğati´i-´arabiyye, s. 523; Edebiyat Bilgi ve Teorileri, s. 47.

[323] Miftâhu´l-ıulûm, s. 308; c/-/z<î/i, 1/228; el-Mutavvel, s. 226; Muhta.saru´1-me´ânî, s. ı9%; el-Câmi´, s. 57.

[324] Miftâhu´l-´ulûm, s. 308; el-îzâh, 1/228; el-Mutavvel, s. 226; Muhtasaru´l-me´ânî,s. 197-198; el-Külliyyât, s. 99; el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 194; İlmü´l-Me´ânî, s. 88-90; Cevâhinı´l-belâğa, s. 88-89; el-Câmi´, s. 58; ´Ulûmü´l-belâğa, s. 63; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/259-261; Mecâmi´u´l-edeb, İlm-i Me´ânî, s.172-173; eî-Belâğa ve´n-nakd, 1/105; Mu´cemü´l-belâğati´I-´arabiyye, s. 523; Mu´cemü´l-mustalahâti´î-belâğiyye, s. 109; Edebiyat Bilgi ve Teorileri, s. 46.

[325] Miftâhu´l-´ulûm, s. 308; el-îzâh,,1/229; el-Mutavvel, s. 226; Muhtasaru´l-me´ânî, s. 199; el-Külliyyât, s. 99; el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 194; İlmü´l-Me´ânî, s. 91-92; Cevâhiru´I´helâğa, s. 88-89; el-Câmi´, s. 58; Vlûmul-belâğa, s. 63-64; ei-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/261-263; el-Belâğa ve´n-nakd, 1/105; Mu´cemü´l-belâğati´I-´arabiyye. s-523; Mu´cemÜ´l-mustalahâti´l-belâğiyye, s. 109.

[326] el-îzâh, 1/230; el-Mutavvel, s. 231; Muhtasaru´l-me´âm, s. 203; İlmü´l-Me´ânî, s. 92

[327] el-Belâğa, s. 16.

[328] el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/263; Cevâhiru´l-belâğa, s. 90; ´Ulûmü´l-belâğa, s. 64-65.

[329] el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 192; Cevâhiru´l-belâğa, s. 86- 88.

[330] el-Mutavvel, s. 227; Muhtasarıı´l-me´ânî, s. 198-199; İlmü´l-Me´ânî, s. 93; Cevâhiru´l-belâğa, s. 86; Vlûmü´l-belâğa, s. 62.

[331] Cevâhiru´l-belâğa, s. 87.

[332] İlmü´l-Me´ânî, s. 93; Cevâhiru´l-belâğa, s. 87.

[333] Cevâhiru´l-belâğa, s. 87.

Yrd. Doç. Dr. Nusreddin Bolelli, Belâgat, Rağbet Yayınları: 207-210.

[334] Miftâhu´l-´ulûm, s. 308-310; el-îzâh, 1/228; el-Mutavvel, s. 226; Muhtasaru´l-me´ânî, s. 197; Mu´terakü´l-akrân, 1/327; el-İtkân, 2/883; el-Külliyyât, s. 99; el-Belâğaîü´l-vâzıha, s. 196; İlmü´l-Me´ânî, s. 93; Cevâhiru´l-belâğa, s. 91; el-Câmi\ s. 57; Vlûmü´l-helâğa, s. 62-65; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/258; el-Belâğa ve´n-nakd, 1/ 106-107; Mu´cemü´l-mustalahâti´l-belâğiyye, s. 109; Mu´cemü´l-belâğati´l-´arabiyye, s- 523; Edebiyat Bilgi ve Teorileri, s. 46.

[335] Miftâhu´l-´ulûm, s. 311; el-îzâh,\/232; el-Mutavvel, s. 233; Muhtasaru´l-me´ânî, s. 205; el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 196; İlmü´l-Me´ânî, s. 93; Cevâhiru´l-belâğa, s. 92; e/-CâmV, s. 59; Vlûmü´l-belâğa, s. 65; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/265; Mu´cemü´l-mımalahâti´l-belâğiyye, s. 109; Mu´cemü´l-belâğati´l-´arabiyye, s. 523.

[336] Miftâhu´l-´ulûm, s. 310; e/-/zâ£, 1/230-231; el-Mutavvel, s. 232; Muhîasarul-me´ânî, s. 205-206; el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 196; İlmü´l-Me´ânî, s. 94; Cevâhiru´l-belâğa, s. 92; el-Câmi´, s. 59; Vlûmü´l-belâğa, s. 65; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/263; Mu´cemü´l-mustalahâti´l-belâğiyye, s. 109; Mu´cemü´l-belâğati´l-´arabiyye, s. 523.

[337] Miftâhu´l-´ıdûm, s. 313; el-hâh, \ 1234; el-Mutavvel, s. 234; Muhtasaru´l-me´ânî, s. 206; el-Belâğatü´1´vâzıha, s. 196; İlmü´l-Me´ânî, s. 94; Cevâhiru´l-belâğa, s. 92; e/-Câmı", s. 59; ´Ulûmü´l-belâğa, s. 65; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/265; Mu´cemü´l-mustalahâti´l-helâğiyye, s. 109; Mu´cemul-helâğati´l-´arabiy-ye, s. 523.

[338] - Buhârî, İmân 37; Müslim, İmân 1; EbûDâvûd, Sünnet 16; Tirmizî, İmân 4; Nesâî, İmân

5; /7;/7 Mîce, Mukaddime 9; /lAmcrf £. Hanhel, I, 52,11, 326.

[339] 7eVf/w müskili´l-Kur´ân, s. 522; Miftâhu´l-´ulûm, s. 313; el-hâh, 1/234; el-Mutavvel, s. 234; Muhtasaru´l-me´ânî, s. 207; el-Belâğatü´l-vâzıha, s.196; İlmü´l-Me´ânî, s. 94-95; Cevâhiru´l-belâğa, s. 92; el-Câmi´, s. 59; ´Ulûmü´l-belâğa, s. 65; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/265-266; Mu´cemü´l-mustalahâti´l-helâğiyye, s. 109-110; Mu´cemü´l-belâğati´l-´arabiyye, s. 523.

[340] A´râf suresi, 7/187; aynca bk., İlmü´l-Me´ânî, s. 95; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/266.

[341] Kıyâmet suresi, 75/6; ayrıca bk., el-hâh, 1/234; İlmü´l-Me´ânî, s. 95; ´Ulûmü´l-belâğa, s.

65; el-Belâğatü´l-´arabİyye, 1/266; Mu´cemü´l-mustalahâti´l-belâğiyye, s. 109-110.

[342] Te´vîlü müşkilil-Kur´ân, s. 520; Miftâhu´l-´ulûm, s. 313; e/-/zâ/î, 1/233; el-Mutavvel, 234; Muhtasaru´l-me´ânî, s. 206; el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 196; İlmü´l-Me´ânî, s. 95; Cevâhiru´l-belâğa, s. 92; el-Câmi´, s. 60; ´Ulûmü´l-belâğa, s. 65; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/266; Mıı´cemü´l-mustalahâü´l-belâğiyye, s. 109; Mu´cemü´l-belâğati´l-´arabiyye, s. 523.

[343] Miftâhu´l-´ulûm, s. 313; el-hâh, 1/234; İlmü´l-Me´ânî, s. 95: Muhtasaru´l-me´ânî, s. 206; el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 196; İlmü´l-Me´ânî, s. 95; Cevâhiru´l-belâğa, s. 92; t´/-Cfî/m´, s. 60; ´Ulûmü´l-belâğa, s. 65; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/266-267; Mu´cemii´l-mustalahâti´l-belâğîyye, s. 109; Mu´cemü´l-belâğati´l-´arabiyye, s. 523.

[344] 7Vvf/« müskiti´l-Kur´ân, s. 525; Miftâhu´l-´ulûm, s. 313; el-hâh, 1/234; el-Mutavvel, s. 234; Muhtasaru´l-me´ânî, s. 207; el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 196; İlmü´l-Me´ânî, s. 95; Cevâhiru´l-belâğa, s. 92; el-Câmi´, s. 60; ´Ulûmü´l-belâğa, s. 65; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/267; Mu´cemü´l-mustalahâti´l-belâğiyye, s. 109; Mu´cemü´l-belâğati´l-´arabiyye, s. 523.

[345] Bakara suresi, 2/259; ayrıca bk., Cevâhiru´l-belâğa, s. 92; Mu´cemü´l-mustalahâti´l-belâğiyye, s. 109.

[346] Bakara suresi, 2/223; ayrıca bk., Miftâhu´l-´ulûm, s. 313; el-hâh, 1/234; el-Mutavvel, s. 234; Muhtasaru´l-me´ânî, s. 207; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/268.

[347] Meryem jHre«, 19/37; aynca bk., ATe^#; I, \&7; el-îzâh, 3/67; el-hâh, 1/234; <>/-Mutavvel, s. 234; Cevâhiru´l-belâğa, s. 93; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/267; Mu´cemul-mustalahâti´l-belâğiyye, s. 109.

[348] Miftâhu´l-´ulûm, s. 312; el-îzâh, 1/233; el-Mutavvel, s. 234; Muhtasaru´l-me´â-nî, s. 206; el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 196; İlmü´l-Me´ânî, s. 95; Cevâhiru´l-belâğa, s. 92;/?/-Câmi´, s. 60;´Ulûmü´l-belâğa, s. 65-66; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/268; Mu´cemü´l-mustalahûti´l-belâğiyye, s. 109; Mu´cemü´l-kelâğati´l-´arabiyye, s. 523.

[349] Kehf suresi, 18/19; ^-/zâA, 1/233.

[350] Miftâhu´l-´ulûm, s. 312; el-îzâh, \ 1232; el-Mutavvel, s. 234; Muhtasaru´l-me´â-nî, s. 206; el-Beiâğatü´l-vâzıha, s. 196; İlmü´l-Me´ânî, s. 95; Cevâhiru´l-belâğa, s. 92;<?/-Câmi´, s. 60;´Ulûmü"I-belâğa, s. 66; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/268; Mu´cemü´l-mustalahâti´l-belâğiyye, s. 109; Mu´cemü´l-belâğati´l-´arabiyye, s. 523.

[351] Meryem suresi, 191 73; ayrıca bk., el-îzâh, 1/232; el-Mutavvel, s. 234. Meryem suresi, 191 73; ayrıca bk., el-îzâh, 1/232; el-Mutavvel, s. 234.

[352] el-îzâh, 1/230; el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 196.

Yrd. Doç. Dr. Nusreddin Bolelli, Belâgat, Rağbet Yayınları: 211-214.

[353] Miftâhu´l-´ulûm, s. 313-315; el-îzâh, 1/234; el-Bürhân, 2/328-347; Mu´terakü´l-akrân, 1/328-335; et-İtkân, 2/884-890; el-Mutavval, s. 235-236; Muhtasaru´l-me´ânl s. 207-212; el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 199; İlmü´l-Me´ânî, s. 95-110; Cevâhiru´l-belâğa, s. 93-96; el-Câmi\ s. 60-64; Vlûmü´l-belâğa, s. 66-68; el-Belâğatü´l-´arabiyye, 1/269-303; Mecâmi´u´l-edeb, İlm-iMe´âm, s.172-173; Mu´cemü´l-musialahati´l-belâğiyye, s. 110.

[354] el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 197; İlmü´l-Me´ânî, s. 97; Mu´cemü´l-mustalahati´l-belâğîyye, s. 116.

[355] el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 197.

[356] Age., aynı yer ; Ilmü´l-Me´ânî, s. 99.

[357] el-Belâğaîü´l-vâzıha, s. \91;Cevâhirü´l-heîâğa, s. 100.

[358] el-Belâğatü´l-vâzıha, s. 197; /Imiİ´I-Me´ânî, s. 99.

[359] Age., aynı yer ; İlmu´l-Me´ânî, s. 100.

[360] Age., aynı yer; İlmü´l-Me´âm, s. 101.

[361] el-Belâğatü´l-vâzıha,s.\9H-, Mu´ccmül-mustalahâtil-belâğiyye s 113.

[362] Şuara suresi, 26/136.

[363] Araf suresi 7/53; ayncabk-.Bü>/tfıi, 2/341; Mıiterakü´l-akrân, 1/332; eUİtkân 2/ -Bela8atü´l-vaZIha,s. Mu´cemü´l-mustalahâti´l-belâğiyye s 115.

[364] Saf suresi, 61/ 10; ayrıca bk., Mu´terakâ´l-akrân, 1/331; câ, 2/888; el-BelâSa-zıha, s. 198

[365] Bakara suresi, 2/ 6; aynca bk., el-Külliyyât, s. 98; Cevâhiru´l-belâğa, s. 93.

[366] Rahman suresi, 55/ 60; ayrıca bk., Safi´etü´t-tefâsîr, III, 301; İlmü´l-me´ânî, s. 96; Mu´cemü´l-mustalahâii´l-belâğiyye, s. 116.

[367] Enâm suresi, 6/40.

[368] Zümer suresi, 39/36; ayrıca bk., el-Mutavvel, s. 237.

[369] Mâide suresi, 5/91; ayrıca bk., Cevâhiru´l-belâğa, s. 93.

[370] Ali ´İmrân suresi, 3/ 20.

[371] Tevbe suresi, 9/13; aynca bk., Cevâhiru´l-belâğa, s. 93.

[372] Saf suresi, 61/10.

[373] Bakara suresi, 2/255; aynca bk., el-Bürhân, 2/37; Mu´terakü´l-akrân, 1/332; el-İtkân,el-Küttiyyât, s. 99.

[374] el-Furkân suresi, 25/41; ayrıca bk.,el-Külliyyât, s. 99.

[375] Bakara suresi, 2/28; aynca bk.,el-Bürhân, 2/344; Mu´terakü´l-akrân, 1/330; el-İtkân, 2/886; el´Külliyyât, s. 98.

[376] Bakara suresi, 2/44; aynca bk., Mu´terakü´l-akrân, 1/330; el-İtkân, 2/886; el-Câmi´ s 61.

[377] el-Mücâdele, 58/14; aynca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 3/345, (trc. 6/365); et-Tefsîrü´l- müntr, 28/50.

[378] Haşr suresi, 59/11; ayrıca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 3/357,(trc. 6/390); et-Tefsîrü´l-miinîr, 28/94.

[379] Alak Suresi, 96/9-10; ayrıca bk., Safvetü´t-tefâsir, 3/584, ftrc. 7/369); et-Tefsîrü´l-münîr, 30/322.

[380] Alak suresi, 96/11; ayrıca bk., Safvetü´t-tefâsir, 3/5S4, ftrc. 7/369); et-Tefsîrü´t-münîr, 30/322.

[381] Zelzele suresi, 99/3; ayrıca bk., Safvetü´t-tefâsir, 3/592, (trc. 7/390); et-Tefsîrü´l-münîr, 30/358.

[382] Secde suresi, 32/ 26, 27; ayrıca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 2/508, (trc. 5/52).

[383] Fâtir suresi, 35/40; ayrıca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 2/582, (trc. 5/188); et-Tefsîrü´l-münîr, 22/276.

[384] Fârir suresi, 35/40; ayrıca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 2/582, (trc. 5/188); et-TefsTrü´l-münîr, 22/276.

[385] Yâsîn suresi, 36/23; ayrıca bk.,Sajvetü´t-tefâsîr, 3/12, (trc. 5/205); et-Tefslrü´l-mümr, 22/300.

[386] Yâsîn suresi,, 36/35; aynca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 3/26, (trc. 5/229).

[387] Yâsîn suresi, 36/62; ayrıca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 3/26, (trc. 5/229); et-Tefsîrü´l-münîr, 23/35.

[388] Hücürât suresi, 49/16; ayrıca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 3/239, (trc. 6/151); et-Tefsîrü´l-münîr, 26/267.

[389] Necim suresi, 53/21-22; ayrıca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 3/281, (Trc.6/235); et-Tefsîrü´l-münîr, 27/107.

[390] Mülk suresi, 67/8; aynca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 3/422, (trc. 6/519); et-Tefsîrü´l-münîrt 29/14.

[391] Me´âric suresi, 70/38; ayrıca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 3/448, (trc. 7/61); et-Tefsîrü´l-münîr, 29/127.

[392] Kıyâmet suresi, 75/36; ayrıca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 3/488, (trc. 7/147); et-Tefsîrü´l-münîr, 29/270.

[393] Kiyâmet suresi, 75/3; ayrıca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 3/488, (trc. 7/147); et-Tefsîrü´l-münîr, 29/252.

[394] İnfitâr suresi, 82/6; ayncabk., Safvetü´t-tefâsîr, 3/529, (trc. 11239); eî-Tefsîrü´1-münîr, 30/97.

[395] Beled suresi, 90/5; ayrıca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 3/563, (trc. 7/319); et-Tefsırü´l-mümr, 30/243.

[396] Beled suresi, 90/5; aynca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 3/563, (trc. 7/319); et-Tefstrü´J-müntr, 30/243.

[397] Mürselât suresi, 77/20; aynca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 3/505 (trc. 7/181); et-Tefsîrü´l- mümı\29/3lS.

[398] Mürselât suresi, 77716; ayrıca bk., Mu´terakiıî-akrân, 1/331; el-İtkân, 2/ 887; Sflfvetü´t-tefâsîr, 3/505 (trc. 7/181); et-Tefsîrü´l-münîr, 29/318.

[399] fnşirâh suresi, 94/1; aynca bk., el-Bürhân, 2/332; Muterakü´l-akrân, 1/329; el-İtkân, 2/885; Sttfvetü´t-tefâsîr, 3/576, (trc. 7/350); et-Tefsîrül-münîr, 30/292.

[400] Beled suresi, 90/8-9; aynca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 3/563, (trc. 7/319); et-Tefsîrü´l-münîr, 30/248.

[401] Fecir suresi, 89/6; aynca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 3/559, (trc. 7/308); et-Tefsîrü´l-münîr, 30/222.

[402] Tin suresi, 95/8; aynca bk., Safvetü´t-tefâsîr, 3/579, (trc. 7/359); et-Tefsîrü´l-münîr, 30/303.

[403] Târık suresi, 86/2; ayrıca bk. Safvetü´t-tefâsîr, 3/546, (trc. 7/279); et-Tefsîrü´l-münîr, 30/174.

[404] Kâria suresi, 101/1-3; aynca bk. el-Küliiyyât, s. 98.

[405] Sehe´ suresi, 34/7; ayrıca bk. Safvetü´t-tefâsîr, 2/549, (Trc.5/127); et-Tefsîrü´l-münîr, 22/143.

[406] Secde suresi, 32/10; Safvetü´t-tefâsîr, 2/508, (Trc. 5/52); et-Tefsîrü´l-münîr, 21/195.

[407] Hûd suresi, 11/87; ayrıca bk., el-îzâh, 1/240; el-Külliyyât, s. 98.

[408] Yrd. Doç. Dr. Nusreddin Bolelli, Belâgat, Rağbet Yayınları: 215-223.

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Kitap okuyor musunuz?:

Son yorumlar