Özürler ve hükümleri

Âzâr, özrün cem'idir. Abdesti bozan şey (2) sürekli ve devamlı oldukça, özür ismini alır (3) ve sahibine (özürlü) veya (özür sahibi) denir.

İmdi, müstehaze olan, yâni kendisinden gelen kan, hayiz müddetinin en azından eksik veyahut en çoğundan ziyade bulunan, veyahut, lohusalığı kırk günü geçen, veya ikisinin de (en az), muayyen olan günlerini tecavüz ederek, hayiz ve nifası (haddi ekserini) aşan, veya gebe iken, veyahut henüz dokuz yaşına girmeden veya âyiselik zamanına girdikten sonra, kendisinden kan gelen kadın özürlü olduğu gibi, idrarını tutamama, istitlâkı batın (iç gitmesi, ishâl, sürgün), infilâtı rih (yel kaçması), ruafı dâim (sık sık burun kanaması), ve akıcı yarası olan kimse özürlüdür (4).

Özürlülerin hükmü: Özürünü, zorluk çekmeyerek tıkamak veyahut namazı oturarak veya îma ederek kılmak ile habis ve redde kaadir olamaz ise (5), farz olan her namaz vaktinde, abdest alıp namazı öylece kılmaktır. (Onların taharetleri, hadese mukareneti, yahut hadesin ona ansızın ârız olabilmesi cihetiyle, hakikî olmayıp, tahareti zaruriyyedir) (6).

Beş vakitte aldığı abdest ile, dilediği kadar, farz ve nafile namaz kılabilir. Farz namazlara göre, o abdestte vakit namazları edâ edebildiği gibi, geçmiş namazları dahi - velev ki, zimmetine sıhhati zamanında taallûk etmiş olsun - kazâ edebilir.

Onunla nevâfil kılabildiği gibi, vitir ve bayram namazı gibi vâcibatı ve cenâze namazını dahi kılabilir. Ve Kâbeyi tavaf etmek ve Mushafa dokunmak câizdir.

Özürlülerin abdestleri, kendi özürlerinden başka bir abdest bozma hâdisesi olmadıkça (7), ancak vaktin çıkmasiyle bozulur. Sabah namazından sonra güneş doğmak gibi ki, o namazın abdesti artık kalmamış olmakla, bayram namazı ve işrak ve (duhâ) kuşluk namazları için abdest almak lâzım gelir. (Vaktin girmesinin) bu abdeste tesiri olmadığından, bayram ve kuşluk namazları için almış olduğu abdestle öğle namazını kılabilir. (Sahih olan da budur).

Bu illetlerden birine müptelâ olan kimse; özrü, abdest alıp namaz kılacak kadar müddet hiç kesilmeden devam ederek bir namaz vaktini kaplamadıkça özürlü olamaz (sahibi özür sayılmaz).

Özrün, tarif edildiği veçhile, vaktin tamamını, istiap eder olması, (istiabı hakikî) ve abdest alınıp namaz kılınamayacak derecede az bir müddet kısa fasılalarla kesilir olması (istiabı hükmî) dir.

Gerek hakikî, gerek hükmî istiap, mezkûr özrün sübutunun şartıdır.

Özrün devam ve bekasının şartı, o istiaptan sonra, her namaz vaktinde, bir kere olsun, bulunmasıdır.

Özrün inkıtaının şartı, yâni özür kesilmiş olmak ve sahibi özürlü olmaktan kurtulmak için şart: Hakikaten inkıtaiyle, bir namaz vaktinin kâmilen, ondan hâli olmasıdır.

Allah sıhhat ve âfiyetten düşürmesin.

Özürlünün, kan, irin ye sidik gibi özrünün pisliklerinden çamaşırına geçmiş olanı yıkamak, özür kaim ve dâim oldukça vâcip olmayıp (8) dirhem miktarından fazla olanını yıkamak dahi - faydalı olmadıkça - vâcip olmaz.

Faydalı olmak : Temizlendikten sonra tekrar isabet eder olmamak ve alâ kavlin, namaz kılıncaya kadar, bir daha kirlenmemektir.

------------------

(2) Hakikaten, abdesti bozan şey kastedilmiştir ki, necis olan şeyler demektir.Uyku ve kahkaha gibi, maani kabilinden olup ta, taharet ve necaset ile tavsif olunmayan abdest bozucular, hariçtir.

(3) Devam ve istimrarın derecesinden, biraz ileride bahis vardır.

(4) Muhaşşi der ki, göz ağrısı, görme zaafı, veya göz pınarında şişi olup ta, gözüdaima sulanan, ve kulağından veya memesinden, yahut göbeğinden ağrı ile bir şeygelen, kimse dahi özür sahibidir. Çünkü, bunlar yaradan geldiği için, hep abdestibozucudur.

(5) Eğer meşakkatsiz reddine kaadir olur ise, red tahakkuk eder ve özürlü olmaktan çıkar. Farz olan namazda kıyamı terketmek ve hattâ, imâ ile kılmak suretiyle rükû ve sücudü terkeylemek, namazı (meal-hedes) kılmaktan ehvendir.

(6) Binaenaleyh, beş vakitte abdest almaları ve abdest almak için vaktin girmesini beklemeleri lâzım gelir. Abdestin âdâbının on ikincisinde «ihtiyattır» denilmesi, sevki kelâm İktizasınca iki vakit arasında «vakti mühmel» olduğuna göredirki, o vakit aldığı abdesti, namaz vaktinin girmesinde, hilaftan çıkarak, iâde etmek,ona menduptur. (Vakti mühmel) olmadığına göre, bir namaz vaktinin âhirinde, diğer vaktin namazı için, abdest almış bulunur ise, icmaan câiz olmadığından, gelecek vaktin girmesinde, ona abdesti iade vâcip olur.

(7) Özrün dışında, hâdis olan nâkiz, kendi özrünün benzeri dahi olsa, abdest bozulur. Meselâ: Birkaç çıbanı veya çiçeği olup ta, bir takımı akar olduğu halde, abdest almış olsa, akmamakta olanı, aktıkta abdesti bozulur. Netekim burun deliklerinin birinden kan gelmekte olduğu halde abdest alıp namaz kılarken, vakit dahilinde diğer delikten dahi kan gelse, abdesti bozulmuş olur. Çünkü bu, yeni ve başkabir hadestir.

(8) Çünkü, hadesin hükmü ve abdest tazelemenin lüzumu, nassı Nebi ile malûm olmuştur. Necaset ise, o mânâda değildir ki, onu da, ona kıyas edelim. Zira,necasetin azı affedilmiştir. Çoğu da zaruret halinde azı gibidir. Hem de abdesti bozano olduğu için, hükmen necis dahi değildir. Sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem hazretleri, müstehazaya, abdesti tazelemeği emir etmişler de, elbisenin yıkanmasını emretmemişlerdir. Emrin ihtiyaç vaktinden tehiri ise, câiz değildir.

Kitap: 

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Kitap okuyor musunuz?:

Son yorumlar