Namazı ifsat etmeyen (bozmayan) şeyler (1)

Namazda olan kimse, Kur'ândan ve gayriden bir yazıya bakıp, onu anlamakla — anlamak kendisinin maksudu olsun, olmasın — edebe isaet etmiş olur (2).

Telâffuz etmiş olmadığı için, onunla namaz fâsid olmaz (3).

Musâllî, dişleri arasında, nohut tanesinden küçük olarak kalmış olan şeyi, — biraz uğraşarak — yutmak mekruhtur (4). Müfsid değildir.

(Müfsidatın, on ikinci ve on üçüncüsüne müracaat).

Ağzında olan şekerin eriyenini yutarsa, namaz fâsid olur. Namazdan evvel yuttuğu şekerin, tatlılığım namazda bulursa, namaz fâsid olmaz.

Musâllînin secdesi mevziinden, birinin geçmesiyle, namazı fâsid olmaz. Geçen, gerek kadın, gerek erkek, yahut köpek veya sığır olsun.

Geçen kimse, mükellef ve müteammid (5) ise, günahkârdır. Hadîsi şerifte: «Musâllînin önünden geçen, kendisine ne kadar günah olduğuna bilse, oradan geçmektense, kırk yıl durmak, ona hayırlı idi,» buyurulmuştur.

Mescidi-kebîrde (6) ve sahrada, musâllînin önünden, mekruh olan geçmek, secde mevziinden ve bir boy aşağı olan mahalden, geçmektir. Küçük mescidde, arada direk gibi, bir hail bulunmadığına göre, mutlaka, önünden geçmektir.

Onların ötesinden geçmek, geçiciler tazyik edilmemek için, mekruh değildir.

Ön tarafa nazar, namaza mânî olmadığından, namazda bulunan kimse baktığı kadının (nikâhlısının), alt tarafını da görse, — ve kavli muhtâra göre — nazarda iştiha dahi olsa, namaz bâtıl olmaz (7).

Lems ve takbîl, — büyük iş olduğundan — namaza mânîdir.

Namazda olan kadını, erkek takbîl (8), veya şehvetle okşasa, kadının namazı fâsid olur.

Namazda olan erkeği, kadın takbîl edip te, — erkekte diğer duygu hâsıl olmazsa — erkeğin namazı fâsid olmaz (9).

------------------

(1) Müellif bunu, mekrûhata idhal etmiş olsaydı, evlâ olurdu.

(2) İsaet olması, namazdan iştigali mütezammin olmasındandır. Tenzîhi kerahet demektir. Bu da, ancak kasd ile olur. Kasdsız, gözü ona, ilişir ve fehim husulegelir olsa dahi, mekrûh bile olmaz.

(3)Fâsit olmamasının sebebi, budur ki, fesâd ancak, kıraetle tahakkuk edebilir. Nazar ve fehm ile ise, kıraet hâsîl olmuş olmaz. Müellif, (liademin-nutkubil-kelâm) demekle, işte buna işaret etmiştir. Anlamak maksadı olsun, olmasınkavliyle, malûm olur ki, huşuu terk, namazın sıhhatini değil, belki kemalini ihlâl eder. Bunun için, fetavayi-kadıhanda, ve hulâsada; namazda, düşünüp bir şiir veya hutbe, hatırlayarak onu içinden okuyan kimsenin — lisanen talâffuz etmese — namazı fâsid olmaz, diye mezkûrdur.

(4)Dişler arasında olan, az bir şeyi, namazda —az emekle— yutsa, mekrûh olduğu gibi, ağzından çıkarıp, oracığa bıraksa dahi, mekrûhtur. Doğrusu: Namazdan fâriğ oluncaya kadar, ona ilişmeyerek, namazdan sonra mübah olan bir yere,bırakmaktır. Namaz dışında dahi, onu yemek, mekrûhtur. Hususiyle, diş arasındauzun müddet, durmuş olmakla tegayyür etmiş ola. Temek yerken, ağızdan temizbir yere düşeni yemekte, bir mahzur yoksa da, diş arasından çıkanı yememek gerektir.

(5) Mükellef ve müteammid kaydi, zıddından ihtirazdır ki, —geçen— mükellef ve müteammid olmadıkça, günahkâr olmaz, demektir. Mesele dört vech, üzeredir: 1 — Geçene, uzaktan dolaşmak, mümkün ve musâllî, mürura mütaarriz bulunmadığı halde, musâllînin önünden geçmektir ki, bunda ancak, geçen günahkârdır. 2 — Bunun muhalifidir ki, musâllî, geçit yerine durmuş ve uzaktan geçmek,mümkün olmamaktır. Bu takdirde, vebal musâlînindir, geçenin değildir. 3 — Hemmusâllî, mürura mütaarriz, hem de geçecek olan için yer geniş iken, musâllîninönünden geçmektir. Bunda her ikisi günahkârdır. 4 — Ne musâllî mürura mütearriz, ne de geçmek isteyenin genişçe yeri mevcud olmadığıdır ki, bu sûrette, hiçbiri günahkâr değildir.

(6) Kırk zirâ ve daha ziyade uzunlukta olandır. Alâ kavlin altmış zirâ ve ziyade olanıdır. Küçük mescid, bunun aksidir. Muhtâr olan birinci kavlindir.

(7) Dahîle bakmakla, ecnebiyye hakkında, hürmeti müsahere ve mutallâkairic'iyye hakkında, ricat sabit olur.

(8) Takbîlde, diğer duygu kaydi, muteber değil, lemiste muteberdir!

(9) Muhaşşinin ifadesine göre, aradaki fark, kadına olan arzunun eblegiyyetidirki, erkeğin takbîli, kadının ihsasını müstelzimdir. Hem de, mukarenette failiyyet,zevcin işi olup, onun mukaddematı dahi, vika gibi, muteber olmakla, zevceden vâkîolan harekât dahi, zevci ikaz etmedikçe, o kuvvette sayılmaz.

Kitap: 

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Kitap okuyor musunuz?:

Son yorumlar