Cenaze namazı

Cenaze namazı dahi, teçhiz ve defni gibi, - yalnız olmayana göre - (1) farzı kifayedir (2). Ve onda cemaat şart değildir.

Büyük üzerine kılınan namaz, küçük üzerine kılınan namazdan efdâldir. Ve cenaze namazı, teçhiz emri gibi olmayıp, maksut yakınlık olmakla, onu nezr etmek sahihtir (3).

Cenaze - namazı kılınmayarak - defn edilmiş olmak suretinde, yıkanmamış bile olsa, namazı kabri üzerinde kılınır. Definden sonra, kabir açmak, haram olduğu için, meyyitin taharet şartı, sâkıt olmuş demektir. Definden evvel - yıkanmaksızın - kılınan namaz, iâde olunur.

Kabir üzerinde, namazın cevazı, medfun meyyitin çürüyüp dağılmış olmaması takdirindedir. Bunda da muteber olan, zamanın ve mekânın, semizlik ve zaiflik cihetiyle, insanın haline göre, zannı galibidir.

Cenaze namazının şartların - sair namazlarda olan şartlardan başka -altıdır: Birincisi, meyyit müslim olmak (5). İkincisi, temiz bulunmak (6) Üçüncüsü, meyyitin tamamı, yahut yarıdan ziyadesi ve hiç olmazsa, başiyle beraber yarısı mevcut olmak (7).

Dördüncüsü, meyyit cemaatin önlerinde olmak, (arkalarında olursa olmaz). Beşincisi, cenaze namazını kılan kimse - özürsüz - binek ve oturur olmamak (8). Altıncısı, cenaze yere konulmuş bulunmaktır. Cenaze, elde veya omuzda yahut binek üzerinde iken, namazı kılınmaz (9).

Müfsidâtı-salât, cenaze namazını dahi, müfsit olup, sair cemaatte şart olan - imamın bulûğu - bunun cemaatinde dahi muteber ve şarttır.

Meyyitin, avretinin örtülü olması dahi, şart olarak mezkûr (10), ve mekrûh olan, üç vakit, cenaze namazı için dahi, beyanı tekaddüm ettiği veçhile, mekrûhtur.

Cenaze namazının erkânı, kıyam ve tekbirlerdir (11). Onda rükû ve sücud olmadığı gibi, Kıraet (Kur'ân) ve teşehhüd dahi yoktur.

Tekbirleri dörttür (12). Birincisi, kendisiyle şürû' olunmak yâni, salâtın iftitahı olmak itibariyle şart, ve rekât makamına kaim olmak itibariyle - diğer tekbirler gibi - rükûndür.

Ayakta kılınması dahi, erkânı cümlesinden ve sıhhatinin şartlarındandır.

Dördüncü tekbirden sonra, iki tarafa selâm vermek vâciptir.

Selâmda cemaatle beraber meyyit, niyyet olunur. Cemaat, selâmda imamı da niyyet eyler.

Cenaze namazının keyfiyyeti, bundan ve sünnetlerinden malûm olur.

Sünnetleri, dörttür: birincisi meyyit erkek olsun, kadın olsun, imam onun göğsüne muhâzî durmak. İkincisi, ilk tekbiri müteakip el bağlayıp, süphaneke okumak, (13). Üçüncüsü, ikinci tekbirden sonra, namazların son kadesinde okunan allahümme salli okumak.

Dördüncüsü, üçüncü tekbîrden sonra, meyyit için ve kendi nefsi ve müslimin cemaati için duâ etmek (14) tir.

Tekbirler aşikâr ve duâlar ihfa olunur.

İlk tekbirden mâdâda, el kaldırılmaz. Ve dördüncü tekbirden sonra duâ edilmez.

Üçüncü tekbirde edilecek duânın, ahiret umuruna mütalâllik olmasından başkası, tâyin olunmaz (15). Şu kadar ki, mesür duâlar okunmak, elbette, ahsen ve eblâğdır. O da şudur:

$

$

Son rivayette, şu dahi:

$

İmam Ebû Hanîfe hazretleri, müsnedinde Hazreti Ebû Hüreyrenin hadîsi olmak üzere, bunu rivayet edip, imam Ahmet ve diğer ashabı sünen, şu ziyadeyi dahi, zikr ve rivayet etmişlerdir: (16).

ziyade edilmiş olmakla, bu rivayetleri,, hep birleştirerek, okumak güzeldir (17).

Meyyit kadın ise, zamirler müennes okunur.

Duâ bilmeyen; bildiği ve kendine kolay gelen duâyı okumalı.

Bazı meşayihi fukaha, duâ mevziinde: (rabbenâ âtina fîd-dünyâ haseneten) ve (rabbenâ lâ tuziğ kulûbena) âyetlerinin, okunmasını, müstahsen gördüler.

Sabînin ve cunûnu-aslî ile, mecnun olanın (18), namazlarında, mağfiret duâsına bedel, (fe-teveffehû alel-îmâni) den sonra, musâllî:

$

der.

Cenaze namazında üç saf olmak efdâldir. Hattâ, cemaat yedi kişiden ibaret bile olsa, biri imam olup, geri kalan altının, üçü bir saf, ikisi bir saf, biri de bir saf olarak, durulur. Hadîsi şerîfte: «Kimin üzerine müminlerden üç saf olursa o mağfur olur.» buyurulmuştur.

Cenaze namazını kıldırmağa, ehak olan, umumî velayet sahipleridir (19). Onlardan sonra, kabîle veya mahalle imamı (20) ve daha sonra cenaze velisi olan erkektir. Kadının ve erkek çocuğun ve bunağın, bu bapta hakkı yoktur.

Meyyit velilerinin, yakini uzağına takdim olunur. Mahalle imamının velîye tekaddümü, efdâl olmak, şartiyledir.

Kölenin efendisi, kendi akrabasından evlâdır. Kölenin yakınları ise, azatlıdan mukaddemdir.

Kadının velisi yok ise, zevci ehaktır.

Tekaddüm hakkı olan, diğerine izin verebilir. Onun izni olmayarak, başkası kıldırıp ta, iktida etmemiş olmak takdirinde, isterse, kendi kendine ve yahut diğer cemaat ile, o dahi bir namaz kılabilir. Çünkü, farz edâ olunmuş ise, onun hakkı sâkıt olmamıştır.

Amma, izin vermiş olmak ve yahut ona iktida etmiş bulunmak takdirinde, hakkı sâkıt olmakla, kılamaz.

Namazı kılınan cenazeye, velâyeti olmayanın gelip, namaz kılması câiz olmadığı gibi, başkasiyle namazda bulunanlar, velinin salâtı iade etmesi suretinde, tekrar cemaat olmaları dahi, câiz olmaz. Çünkü, bunda teneffül, meşru değildir.

Cenaze velîsi, onun namazını kıldıktan sonra, kendi mertebesinde bulunan, diğer velîlerin, namazı iade etmeleri dahi, olmaz. Çünkü, kılanın velâyeti, mütekâmildir.

Tekaddüm hakkı olan kimse, meyyitin namazına, meyyitin vasiyyet ettiği kimseden ehaktır.

İmamet babında geçen, (nisâ cemaati) keraheti meselesinden, cenaze namazı müstesnadır ki, erkek bulunmayıp ta, cenaze namazını, kadınlar kılacak olduklarında, onların biri, safın ortasında bulunmak üzere imam olup, diğerleri ona iktida ile, cemaat olarak, kılmalarında kerahet yoktur. Çünkü, onların ayn ayrı kılmaları suretinde, biri evvelce, namazı bitirmekle, farz onunla yerine gelmiş olarak, diğerlerin namazı nafile olur. Cenaze namazı ile, teneffül ise, mekrûhtur (21).

Hazreti seyyidüs-sâdât aleyhi ezkâs-salâvat efendimiz, gasl ve tekfin olunup, serîre konulduklarında, Hazreti Ebu Bekir ve Ömer radiyallahü teâlâ anhuma, yanlarında muhâcirîn ve ansardan, hanei saadetin alacağı kadar, zevat beraber olarak içeri girip, Cenab-ı risâletmeâb efendimize karşı saf bağladılar. Müşarünileyhimâ hazretleri,

$

dediler.

Muhâcirin ve ansar hazeratı dahi, onlar gibi selâm verdiler. Sonra müşârünileyhimâ, hâsıl olan sufufun ilki olarak:

$

dediler. Sair saflar âmin dediler. Herkes fevc fevc gelip, aleyhissalâtü vesselâma, namaz kılarak çıkarlardı. Erkekler ve kadınlar ve hattâ çocuklar Resulullahın namazını, bu veçhile kıldılar. Vefatları günü olan pazartesi gününün, zeval vaktinden, ertesi salı gününün zeval vaktine değin, bu sûretle, edâi-salât olunmuştur. Kılınan namaz, mezkûr veçh üzere, ayrı ayrı olup, cemaat akdi suretiyle olmadığı icmaan sabittir.

Cenaze namazına sonradan gelip, imamı iki tekbir arasında bulan kimse, namaza hemen dahil olmayıp, imamın tekbirine muntazır olur.

İmamın iftitah tekbirinde mevcut iken, geciken kimse, ikinci tekbirine intizar etmeyerek, muktedîsi olur.

Dördüncü tekbirden sonra gelen kimse, cenaze namazına yetişmiş olmaz.

Cenaze namazında mesbuk bulunan kimse, imamın selâmından sonra cenaze, musalladan daha kaldırılmamışsa, duâlar ile beraber ve cenaze hemen kaldırılıverirse, yalnız tekbirler ile, salâtı itmam eyler.

Müteaddit cenazelerin içtimaında, her birine ayrı ayrı namaz kılmak evlâdır. Hangisi sâbık ise, onun namazı evvel kılınır. Sabıkı yok ise, efdâli takdim olunur (22).

Hepsine bir namaz kılmak dahi sahihtir. O halde cenazeler, ya geniş bir saf olup, imam onların efdâli önüne durur ve yahut kıbleye doğru, uzun bir saf olup, her birinin göğsü, imamın önüne, muhazi bulunur. Ve tertibe riayet olunarak, meyyitlerin efdâli (23), ve muhtelit olduğuna göre, erkeği, imama yakin bulundurulur. Erkeklerden sonra, erkek çocuklar cenazesi ve onlardan sonra, hunsalar ve sonra kadınlar ve daha sonra murahikalar ve kız çocuklar cenazesi konulmuş olur.

Cenazeyi cami içine alarak, namazını kılmak mekrûhtur (24).

Bundan mescidi haram, müstesna olduğu gibi (25), cenazeler için hazırlanmış olan ve içinde, cenaze namazı ikamesi mûtâd bulunan, hususî mescit ve namazgâhlar dahi, müstesnadır. Nitekim, şiddetli yağmur gibi, bir özre mebni, cenaze, cemaat mescidi içine dahi alınır (26).

Caddelerde ve halkın mülkü olan arazi dahilinde dahi, cenaze namazı kılmak mekrûhtur. Evvelkinde umumun hakkını, ve ikincide mülk sahibinin hakkını, meşgul etmek vardır.

Cenaze namazını mezarlıkta kılmak dahi lâyık olmaz (27).

Doğuş esnasında, ses çıkaran yâni, sağ doğup da, ölen çocuğun ismi konulur ve gasl ve tekfini (hemen yıkanmak ve bir kefene sarılmak suretiyle) icra olunup, namazı kılınır.

Eğer, doğan ses çıkarmamış ve esnemek, aksırmak gibi, diri olduğuna delîl olacak, bir eser görülmemiş ise (28), bir isim verilerek yıkanır ve bir beze sarılarak, defn olunur (29). Namazı kılınmaz.

Düşük dahi böyledir (30).

Harp mıntakasından, küfür hali üzere olan ebeveyninin biri ile, sürülüp getirilerek, darı-islâmda vefat eyleyen sabî gibi ki, o dahi, üzerine namaz kılınmayarak, defn olunur (31).

Mesele: Döl yatağında çocuk olan kadın ölür ve çocuk hareket ederse kadının karnı yarılıp çocuk alınır (32).

Diğer mesele: Müslim olan velîsinden başka kimsesi olmayan bir gayri müslim vefat ederse, müslim velî, onu — sünnet veçh üzere — gasl ve defn eyler (33).

Bir gayri müslim velîsinden, başka kimsesi hazır olmayan, müslim meyyitin cenazesi, ona bırakılmaz. Çünkü, müslim meyyitin teçhizi ve namazı, bütün müslümanlara farzı kifâyedir.

Recm veya kısas suretiyle, idam edilenler yıkanıp, namazları kılınır. Şiddetli ağrıya mebni olmayarak, amden kendini öldüren kimse yıkanıp, namazı dahi —imam Ebû Yûsuf kavlinin gayride— kılınır (34).

İntihar, hataya veya şiddetli ağrıya mebni vuku bulmuş ise, namaz ittifakla kılınır (35).

Âsî ve yol kesici olan kimsenin, mukatele sırasında ölen, meyyitleri üzerine, namaz kılınmaz ise de, ele geçirildikten sonra, öldürülenlerinin üzerlerine dahi, namaz kılınır.

Ebeveyninden birini, amden ve zulmen (haksızlıkla) öldüren kimsenin namazı kılınmaz (36).

Kısastan kurtulmak için, katl fiilini — amde benzer surette — ikaa dadananların (37) ve haksız olarak silâh çekmiş olduğundan dolayı, mukabeleten öldürülenin, ve bazı sınıf ve zümre ve kabail ve cemaat arasında olduğu gibi, asabiyet maktullerinin dahi, namazları kılınmaz.

Mürted olarak öldürülen kimsenin, namazı kılınmadığı gibi, ölüsü dahi, ne müslimin makberesine, ne de intikal ettiği, millet ehlinin, kabristanına gömdürülmeyerek, ayrı bir yere açtırılan çukura gömülür.

------------------

(1) Eğer — münferit bil-hitâp — olursa ki, yalnız bir kimseden başka, kimsebulunmaz ise demektir. Teçhiz emri, salât defn, ona teayyün eder.

(2) Onun üzerine icmâ olduğundan, münkiri ikfâr olunur. Bu bapta asl olannaslar; «Sen onların üzerine namaz kıl!» (Tevbe: 103) ve «O münafıklardan hiç birinin, öldükleri zaman namazını kılma!» (Tevbe: 84). kavli kerimiyle

$

hadisi şerifidir. Farziyyetin, kifaye üzere olması, bir borçlu meyyit hakkında, (sallû âlâ sahibuküm) buyurulmuş olduğu ile sabittir ki, eğer farzı-ayn olsa, kendileri dahi, terk etmeyip, kılarlar idi. Hem de cenaze namazının, herkese farzı-ayn olmasında külfet ve muhalliyet vardır. Baaz ile iktifa olunmuştur. Cenaze namazı, bu ümmete âit hususiyetlerdendir. Hazreti Hatice radiyallahü teâlâ anha vefatında, henüz meşru olmamıştı.

(3) Tekfin ve teçhiz, böyle olmadığından, onların nezri, sahih değildir.

(4) Nafakası üzerine vâcip olanlar, müteaddit ise, kefen dahi, nafaka gibi miras hissesi nisbetindedir.

(5)İslâm, ya binefsihî olur yahut ebeveyninden biri müslim bulunmakla olur.Ve yahut — bulunduğu muhite tebean — olur.

Kendisinden, İslâmın târifi istenilip te, târif etmeyerek ölen baliğin, namazı kılınmaz. Müellif der ki, cenaze namazı, meyyit hakkında şefaat dileği demektir. O da kâfire olamaz.

(6) Cenaze üzerine namaz kılanların taharetleri şart olduğu gibi, meyyitindahi temiz olması, şarttır. Çünkü, cemaatin bir bakıma imamı demektir. Temizlik, hakikî ve hükmî necasetten ârî olmaktır. Gerek kendi, gerek kefeni, gerekmekânı. Kefenin, meyyitten zuhur eden, necaset ile pislenmiş olması muaftır.

(7) Uzuv üzerine namaz kılınmadığı gibi, gaip üzerine dahi namaz kılınmaz.Eğer gaip üzerine, namaz kılınmak olaydı, Hazreti Nebiyyi ekrem, intikal buyurduklarında vâkî ve menkul olurdu. Gerçi, nebiyyi ekrem sallallahü teâlâ aleyhi vesellem efendimiz hazretleri, Necaşînin namazını, gıyaben kılmışlardır. Ve lâkin,— kerameten minallah — Necaşinin cesedi, zahirne gaip idi ise de, — mucizetenlinnebi — hazır ve meşhut bulunmuştur. Uhud vakasında, yetmiş parça edilen,Hazreti Hamzanın her cüzü üzerine, bir namaz olmak üzere, yetmiş defa, (salâtınebi) vuku bulduğu, mervidir. Nitekim, usulün işaret bahsinde mezkûrdur.

(8) Çünkü, kıyam onda rükün olmakla, özürsüz terk olunamaz.

(9) Meğer ki, tâbutun konması, mümkün olmayacak derecede, yerin çamurolması gibi, bir mazerete mebni ola.

Cenaze namazında mesbuk olanlar, cenaze yerden kaldırıldıktan sonra dahi tekbirlere kasr ederek, namazı ikmal edebileceklerine nazaran, mezkûr şart, müdrik hakkında zahirdir.

(10)Kefende, bütün bedenin örtük bulunması, farz olduğu halde, setri avretin,şart olarak zikri, o meyyite tekrîm ve hakkını eda haysiyyetinden, ve bu, üzerinenamaz kılınmak, haysiyyetindendir.

İmam, meyyitin bir cüzüne muhazi bulunmak dahi, muteber şartlardan ise de, mezkûr şart, mevtanın az olmasında mer'i olup, mevta müteaddit olmak takdirinde, imam onları bir saf kılarak, efdalleri hizasına durabilir olmakla, bu şarta muhtaç değildir.

(11) Duâ, onun erkânından değildir.

(12) İmam beş tekbir ederse, cemaat mütabeat etmeyip, imamın selâmına müntazir durur. Çünkü, o fecir kunutu gibi mensuhtur. Mensuhta ise, mütabeat yoktur.Dört tekbir, peygamberimizin son fiilidir. Sahabenin icmaı dahi, onun üzerine mustakar olmuştur. İmam, üç tekbire iktisar ederse, cenaze namazı, fasit olur. Üçüncü tekbirde, sehven selâm verirse, dördüncüyü dahi alarak, selâm verir. Sehiv secdesi lüzumunu, beyan etmemişlerdir.

(13) (Ve celle senâüke) cümlesinin, cenaze namazının gayride terki, evlâdır.Sena kasdiyle fatiha okumak dahi câizdir. Duâ yeri olup, kıraet mahalli olmadığından, fatihayı Kur'ân kıraeti, niyyetiyle okumak câiz değildir.

(14) Nefsi için olan duâyı, meyyit için olan duâya, takdim eder, zira duâdasünnet olan, odur.

(15) Çünkü, edilecek duanın tâyini ile iştigal, kalbin rikkatini izale eder.

(16) Vâni merhum, Dürer haşiyesinde, demiştir ki, İslâmın hayata ve imamınmevte münasebeti, gizli değildir. Çünkü, islâm, teklif olunan ameller iledir ki, oda ancak, hayatta iken olur. İmanın medarı ise, itikat üzerinedir, (İndel-mevt) muteber olan da odur.

(17) Müslimin sahihinde ve Sünneni Tirmizide ve Neseîde, mezkûr olduğu üzere,ashaptan Avf bin Mâlik radiyallahü teâlâ anhu hazretleri, bir cenaze namazında,Hazreti Seyyidül-mürselin efendimizin, şu duayı: (Allahümme igfir lehü ve erhamhûve âfini...» okumuş olduklarını zikredip, keşke o meyyit ben olaydım, diye temenniettim, demiştir.

(18) Yâni mecnun olarak bülûğa ermiş, bulunanın. Çünkü, bülûğdan sonra,mecnun olanlar, sair emraz ile malûl olanlar gibi, mağfiret duasından istisna olunmazlar.

(19) Asıl hak, meyyit velisinin ise de, umumi velâyet sahibi hazır ise, meyyitinvelisi, onu kendisine takdim ve tercih eder. Hazreti Hüseyin efendimiz, biraderleriHazreti Hasan efendimizin cenaze namazlarına, Medinei Münevvere valisi bulunanSait bin elâs hazretlerini geçirmişlerdir.

(20) Cuma imamı, evlâdır.

(21) Cenaze namazı farz, ve imamın tekaddümü terki mekruh olup iş farzı yerine getirmek için mekruh işlemek ile, mekruhu terk için farzı terk etmek, arasında dair olmakla evvelkisi alınmıştır.

(22) Namazları, müctemian kılınmak takdirinde geniş saf tertibine, nazar olunsun.

(23) İlim ve tekvaca ve yaşça, ileride olmak gibi,

(24) Keraheti tenzihiyye olup, sebebi dahi cevami ve mesacidin beş vakit namaz ve ferîleri için, bina edilmiş olmasıdır. Buna mebni, müellif, cemaatin bir kısmıhariçte bulunarak dahilden kılınan cenaze namazının, kerahetine kail olmuş ise de.Muhaşşi merhum, Şemsül-eimmeden naklen, mezhep muktazası, cenazenin cami içinealınmamasıdır. Yoksa, hariçte cemaat ile kılınan, cenaze namazının imamına, dahildeniktidaya bir mâni olmadığıdır, demiştir. Ve bugün, hal bu suretle devam eder olmaktadır.

(25) Mescidi haram, umumun toplandığı mahal ve her nevi salâtın kılındığı,musallâdır. Alâ kavlin, zahiren ve bâtınen olan azametine, ve bütün mesacidin kıblesiolduğuna, ve her ciheti mescit bulunduğuna mebni ona mesacit denilmiştir.

(26) Saad İbni ebi Vakkas radiyallahü teâlâ anhu hazretlerinin cenazesinin,hazreti Âişe radiyallahü teâlâ anha, mescidi nebevi dahiline alınmasını emredip,namazını sair ezvacı tahirat ile beraber kılmışlar ve sahabeden, bunu münker görenlere, hazreti müşârünileyhâ: Beyzâ hatunun oğulları, Süheyl ve biraderlerininnamazlarını, Hazreti Resûlullah, mescit dahilinde kıldılar, diye cevap vermiştir.

(27) Hazreti Ali ve ibni Abbas, onu kerih görürler olduğu beyaniyle, hazretiimam böyle, söylemişlerdir. Maamafih kılınır ise, kâfi olur ki, Hazreti Ayişenin veHazreti ümmü Belemenin namazları, baki mekabiri arasında kılınıp, imameti hazretiebi Hüreyre etmiş ve musâllîler meyanında, Hazreti ibni Ömer dahi bulunmuştur.

(28) Elini, mücerred yummak ve açmak gibi harekete itibar yoktur ki, o haller,mezbuhun hareketi kabilindendir.

(29) İnsan nesline ikramen.

(30) Hilkati zâhir ve ölü olarak vâki sâkıt, üzerine namaz kılmak lâzım olur mu? Cevabı: Olmaz. İbni Nuceym.

(31)Çünkü, o çocuk ebeveyninden birine tebean, gayri müslimdir. Eğer kendisi,yahut ebeveyninden biri müslim olmuş ve yahut ebeveyni beraber değilse, o sabîninnamazı kılınır. Çünkü, birinci surette, asaleten ve ikinci surette, ebeveyninden birinetebean ve üçüncü surette, bulunduğu yere tebean, müslimdir.

(32) Başkasının malını (meselâ birinin kıymetli incisini) yutan kimse, ona mukabil mal terk etmeyerek ölmüş olsa, o incinin mâline el uzatması sebebiyle, ihtiramı sâkıt olduğundan, yarılmasını câiz gören olmuştur. Eğer malı terk etmişse,o kimse ittifakan yarılmaz.

(33) Yahut onu kendi milletine verir. Bu da, kâfire göredir. Mürtedin hükmüâtîde mezkûrdur. Müellif der ki, o yıkama, onu temizleme değil, belki aleyhine huccet olmak üzere, insanlar hakkındaki, tekrimdir ki, başkası, senin ölünü, tathîreteşebbüs etti. Halbuki, sen nefsini tathîre memur iken, temizlemedin, demektir.

(34) Nefsini katl (intihar) eden kimse, yıkanıp namazı kılınmak câiz olur mu?Cevabı: Olur, İbni Nuceym.

(35) Kendini öldürenin günahı, başkasını öldürmenin günahından âzamdır.

(36) Amden kaydi, hataen olan katli ihraç ettiği gibi, zulmen kaydi dahi, harben veya âsî olarak öldürülen babanın katlini, ihraç etmiştir. Bedir gazvesinde, ebûUbeyde babası Abdullah nam, Abdus-sanemi — Allah ve Rasûlüne gadabından dolayı — katletmiştir.

(37) Bunlar, siyaseten idam olunur.

Kitap: 

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Kitap okuyor musunuz?:

Son yorumlar