Uhud Savaşı

Uhud Savaşının Tarihi

Uhud savaşı; Buhran seferinden dönüldükten sonra,[1], Hicretin 3. yılında,[2] Recep, Şaban ve Ramazan ayları çıktıktan sonra,[3] Şevval ayında.[4] Cumartesi günü yapılmıştır.[5]

Savaşın Mevkii

Uhud; Medine şehrinin şimalinde, Medine´ye uzaklığı 1 mile yakın, kırmızımsı, mübarek bir dağdır.[6]

Uhud Savaşının Sebebi

Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerinden Ebu Süfyan´ın Kureyş müşriklerine ait ticaret kervanını Bedir´den kaçırıp Mekke´ye ulaştırdığı, Müslümanlarla çarpışmak üzere Mekke´den gelen müşrik ulu­larından öldürülenler Bedir kuyusuna atıldıkları, kaçıp kurtulanlar da Mekke´ye döndükleri zaman,[7] Kureyş müşriklerinden:

1- Abdullah b. Ebu Rebia,

2- İkrime b. Ebu Cehil,

3- Safvan b. Ümeyye,[8]

4- Esved b. Muttalib,

5- Cübeyr b. Mut´im,

6- Haris b. Hişam,

7- Huvaytıb b. Abduluzzâ,

8- Huceyr b. Ebu İhab[9]

ve Kureyşlilerden babaları, oğulları ve kardeşleri Bedir´de öldürülmüş bulunan daha birtakım kişiler, Ebu Süfyan´ın yanına vardılar.

Kureyşlilerin ticaret kervanına aitolup[10] Dârü´n-Nedve´de tutulmakta olan[11] ticaret malları hakkın­da, Ebu Süfyan´la konuştular:

"Ey Ebu Süfyan! Senin Şam´dan getirip Dârü´n-N edve´de tuttuğun şu ticaret kervanındaki mallar, iyi bilirsin ki, Mekkelilerin, Kureyşlilerin ticaret kervanına aittir.

Onlar bu ticaret mallanyla Muhammed´e karşı büyük bir ordunun hazırlanmasını candan, gönülden arzu etmektedirler.

Babalarımızdan, oğullarımızdan, kabilelerimizden nice kimselerin öldürülmüş olduklarını görmüş bulunuyorsun" dediler.

Ebu Süfyan, onlara:

"Kureyşliler bu fedakârlığı göze alıyorlar mı? Buna gönüllü ve istekliler mi?" diye sordu.

"Evet!" dediler.[12]

Bunun üzerine, Ebu Süfyan:

"Zaten ben bunu özleyenlerin ve kabul edecek olanların ilkiyim!

Abdi Menaf oğulları da benimle birliktedir. [13]

Vallahi, asıl mahvolan ve öcü alınacak olan, benim: Oğlum Hanzale ve kabilemin en şerefli kişileri Bedir´de öldürüldü!" dedi.[14]

Yukarıda adları anılan Kureyş müşrikleri ticaret kervanında malları bulunan Kureyşlilerle de konuş­tular ve:

"Ey Kureyş topluluğu! Muhammed sizi büyük bir musibete uğratmış, sizin en hayırlılarınızı öldürmüş bulunmaktadır! Öyle ise, ona karşı yapılacak savaşta bu mal ile bize yardım ediniz. Umulur ki, bizden öldürdüğü kimselerin intikamını, ondan böylece alırız!" dediler.

Kureyşliler de, istenilen yardımı yaptılar.[15]

Ticaret malları 1000 deve yükü ve 50.000 dinar (altın) sermayeli idi.[16]

Ticaret malları altın karşılığında satılıp, bir altına bir altın kazanç sağlandı.

Peygamberimiz Aleyhisselamla yapılacak savaşa sadece kazancın bağışlandığı bildirildiği gibi, kazançla birlikte sermayenin de bağışlandığı da bildirilmektedir. [17]

Bazı ilim adamlarına göre bu sebeple nazil olan âyette,[18] şöyle buyurulmaktadır:

"Şüphe yok ki, Allah yolundan alıkoymak için mallarını sarfedenler, onu yine de sarfedecekler. Sonra, bu, onlara yürek acısı olacak! Nihayet, mağlup olacaklar. Küfürlerinde ısrar edenler, toplanıp Cehenneme sevk edilecek, sürüleceklerdir"![19]

Kureyş Müşriklerinin Peygamberimiz Aleyhisselamla Çarpışma Hazırlığına Girişmeleri

Ebû Süfyan´ın önderliğindeki Kureyş müşrikleri, Peygamberimiz Aleyhisselamla yapacakları savaşla ilgili malî gücü ticaret kervanından sağlayınca, Kinanelerden ve Tihame halkından da askerî destek sağlamak üzere harekete geçtiler.[20]

Amr b. Âs ile Hübeyre b. Ebi Vehb´i, Abdullah b. Zibârâyı ve Ebu Azze´yi, çevredeki Arapları yardı­ma çağırmaları için görevlendirdiler.[21]

Müsafi1 b. Abdi Menaf da, Benî Malik b. Kinanelere gidip, söylediği şiirlerle onları Peygamberimiz Aleyhisselamla savaşmaya davet ve teşvik etti.[22]

Ebu Azze, "Muhammed´in bana Bedir günü iyiliği var. Kendisine karşı hiçbir zaman düşmanlık yap­mamaya yeminliyim" diyerek, bir müddet kaçınıp, propaganda gezisine çıkmaya yanaşmadı.[23]

Ebu Azze Bedir´de alınan esirler arasında iken, Peygamberimiz Aleyhisselama:

"Benim fakir, çoluklu çocuklu, muhtaç olduğumu iyi bilirsin! Lütfet de, benden kurtulmalık akçesi isteme. Beni serbest bırak" diyerek yalvarmış, Peygamberimiz Aleyhisselam da onu kurtulmalık akçesi alınmaksızın serbest bırakmıştı.

Safvan b. Ümeyye, ona:

"Ey Ebu Azze! Sen şair bir adamsın! Bizimle birlikte propagandaya çık. Bize dilinle yardımcı ol" dedi.

Ebu toe:

"Muhammed´in bana iyiliği var. Ben onun karşısında görünmek istemem" dedi.

Safvan b. Ümeyye:

"Peki! Dilinle yardım etme. Fakat, yanımızda bulun, bize şahsınla, görüntünle yardımcı ol!

Eğer bu seferden sağ ve salim dönersem, seni zengin etmeyi, ölürsen senin kızlarını kendi kızlarım­la varlıkta ve bollukta aralarında fark gözetmeden geçindirmeyi, Allah boynumun borcu kılsın!" dedi.[24]

Ebu Azze yine yanaşmadı.

Ertesi günü, Safvan b. Ümeyye, Cübeyrb. Mut´im´le birlikte onun yanına vardılar.

Safvan, önceki sözünü tekrarladı.

Ebu Azze yine yanaşmadı.

Cübeyrb. Mut´im de, gerektiğinde kendisini geçindireceğine söz verince, Ebu Azıe dayanamadı ve "Çıkıyorum!" dedi.[25]

Tihameye giderek söylediği şiirlerle Benî Kinaneleri Peygamberimiz Aleyhisselamla savaşmaya davet ve teşvik etti.[26]

Bunların davet ve teşvikleri neticesinde Sakîflerden, Kinanelerve daha başkalarından birçok toplu­luklar Mekke´de toplandı.[27]

Cübeyr b. Mut´im; mızrak atmakta ve attığı yerden vurmakta mahir olan kölesi Vahşi´yi yanına çağırıp, ona:

"Halk ile birlikte savaşa çık! Muhammed´in amcası Hamza´yı, amcam Tuayme b. Adiyy´in yerine öldürürsen, sen azadsın" demişti.[28]

Ebu Süfyan´ın karısı Hind de, Vahşi´ye rastladıkça:

"Ey Ebu Deşme! Şifa ver, şifalan!" der,[29] Hz. Hamza´yı öldürmeye teşvik ederdi.[30]

Ebu Âmir´in Müşriklere Yardım Edişi

Peygamberimiz Aleyhisselam Medine´ye hicret edip geldiği zaman, Dubay´a oğullarından Ebu Âmir Abdi Amr b. Sayfî kıskançlık ve kızgınlığından dolayı ne yapacağını şaşırmış, Peygamberimiz Aleyhisselamdan uzak kalmış olmak için, Evs kabilesinden kendisine uyan elli kişiyle birlikte Mekke´ye çekip gitmiş.[31] müşriklerle işbirliği yapmaktan geri durmamış, onların yanından ayrılmamıştır.[32] Müşriklere:

"Ben, kavmimin [Ensarın] yanına varacak olursam, onlardan iki kişi bile bana aykırı davranmaz.[33]

İşte kavmimden şu yanımda bulunan kişiler söylesinler!" der, yanındaki elli kişi de onun sözünü doğrularlardı.

Bunun için Kureyşliler Ebu Âmir´in Uhud savaşında kendilerine büyük çapta yardımının dokunacağı umuduna düşmüşlerdi.[34]

O da, yanındaki elli kişiyle birlikte Uhud savaşına katıldı.[35]

Savaş İçin Toplananların Sayıları ve Teçhizatları

Savaş için toplanan müşriklerin sayısı üç bin idi ve daha da çoktu. Bunlardan yüzü Sakif kabilesin-dendi.

Atların sayısı ikiyüz idi.

Develerin sayısı üç bin idi.

Askerlerin yediyüzü zırhlı idi.[36]

Yanlarında pek çok silah ve askerî malzeme de mevcuttu.[37]

Kureyş Askerlerinin Yola Çıkışı

Kureyş müşrikleri EbuSüfyan´ın kumandası altıncia,[38] olanca savaş ve savunma güçleri, hiddet ve şiddetleriyle, kendilerine katılan Benî Kinanelerve Tihame halkıyla ve onlara tâbi olanlarla beraber yola çıktılar.

Erkeklerin savaştan kaçmamaları, onlara cesaret vermeleri için, bazı erkeklerde kadınlarını kendi­leriyle birlikte develer üstünde hevdeçler içinde yola çıkardılar.[39]

Nevfel b. Muaviye kadınların orduya katılmalarının sakıncalı olacağını ileri sürmüşse de, kabul edilmeyerek;

1- Ebu Süfyan b. Harb, kansı Hind binti Utbe ile,

2- İkrime b. Ebu Cehil, kansı Ümmü Hakim binti Harisle,

3- Haris b. Hişam b. Mugîre, kansı Fâtıma binti Velid b. Mugîre ile,

4- Salvan b. Ümeyye, karısı Bene binti Mes´ud ile,

5- Amr b. Âs, karısı Reyta[40] binti Münebbih ile,

6- Talha b. Ebi Talha, karısı Sülâfe binti Sa´d ile,

7- Mus´ab b. Umeyr´in annesi Hunas binti Malik, oğlu Ebu Aziz b. Umeyr ile,

8- Amre binti Alkame, yalnız başına,[41]

9- Haris b. Süfyan, kansı Remle binti Tarık´la,

10- Kinane b. Ali b. Rebia, karısı Ümmü Hakim binti Tânk´la,

11- Süfyan b. Uveyf, kansı Kuteyle binti Amr ile,

12-13- Numan ve Cabir kardeşler, anneleri Duğunniye ile,

14- Gurab b. Süfyan, kansı Amre binti Hâris´le[42] daha başkaları da, kanlarıyla birlikte yola çıktı lar.[43] Kureyş ordusuna katılan kadınların sayısı onbeş idi.[44] Kureyş ordusuna katılan bu kadınlar, yanlarına defler de almışlardı.[45]

Onlar Bedir´de öldürülmüş olanları anacak,[46] ağlayacak,[47] erkekleri çarpışmaya kışkırtacaklardı.[48]

Müşriklerin Sancaktarları

Dârü´n-NecVe´de bağlanan üç sancaktan birincisini Süfyan b. Uveyf,

Birisini Ehâbişten bir adam[49]

Birisini de Talha b. Ebi Talha taşımakta idi.[50]

Müşriklerin Tutum ve Davranışlarını Hz. Abbas´ın Peygamberimiz Aleyhisselama Bildirişi

Peygamberimiz Aleyhisselamın amcası Hz. Abbas; Peygamberimiz Aleyhisselamın emriyle Mekke´de oturmakta, oradaki Müslümanlara kuvvet ve destek olmakta ve Mekke´de olup bitenleri Medine´ye bildirmekte idi.

Medine´ye gelmek istediği zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Sen bulunduğun yerde daha güzel cihad etmektesin. Senin Mekke´de oturman daha hayırlıdır" diye cevap yazdırmıştı.[51]

Hz. Abbas, Kureyş müşriklerinin çarpışmak için hazırlanıp Medine´ye yürüyecekleri sırada, durumu Peygamberimiz Aleyhisselama acele yazarak bildirdi.[52] Hz. Abbas, yazıp mühürlediği ve üç gün içinde Peygamberimiz Aleyhisselama yetiştirilmek şartıyla Gıfâr oğullarından kiraladığı bir adama teslim ettiği yazısında şöyle dedi:

"Kureyşliler senin üzerine yürümek üzere derlenip toplanmışlardır.[53] Üzerine yürüdükleri, geldikleri zaman, yapabildiğini, yapabileceğini yap![54] Hazırlanmakta onlardan öne geç, onlardan önce davran.[55]

Sana doğru yönelmiş bulunuyorlar. Üç bin kişidirler.

İkiyüz atlıları,

Yediyüz zırhlıları,

Üç bin develeri var.

Bütün silahlarını yanlarına almışlardır."

Hz. Abbas´ın gönderdiği adam Peygamberimiz Aleyhisselamı Medine´de bulamayınca, Küba´ya gidip, Küba mescidinin kapısından çıktığı ve merkebinin üzerinde bulunduğu sırada, yazıyı Peygamberimiz Aleyhisselama verdi.

Medineli Ensardan Übeyy b. Ka´b, yazıyı Peygamberimiz Aleyhisselama okudu.

Peygamberimiz Aleyhisselam yazı muhteviyatının gizli tutulmasını, hiç kimseye açıklanmamasını Übeyy b. Ka´b´a hatırlattıktan sonra, Ensardan Sa´d b. Rebi´in evine gitti ve ona:

"Evde yabancı kimse var mı?" diye sordu.

Sa´d b. Rebi´: "Hiç kimse yoktur! İstediğini konuşalım" dedi.

Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam ona Hz. Abbas´ın yazısını haber verdi.

Sa´d b. Rebi´:

"Yâ Rasûl ali ah! Vallahi, ben bunun hayırlı olacağını umuyorum!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, bu haberi gizli tutmasını Sa´d b. Rebi´den de istedi ve acele Medine´ye döndü.

Peygamberimiz Aleyhisselam Sa´d b. Rebi´in evinden dışarı çıkınca, Sa´d b. Rebi´in zevcesi Amre içeri girdi ve:

"Resûlullah Aleyhisselam sana ne söyledi?" diye sordu.

Sa´d b. Rebi´:

"Bu seni ilgilendirecek birşey değil!" dedi.

Kadın:

"Ben sizin bütün konuştuklarınızı dinledim!" dedi ve işittiklerini anlattı. Sa´d b. Rebi´ "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn" âyetini okuyup:

"Ben senin işini Resûlullah Aleyhisselama söylerim" dedi ve kadını sıkıca tutup köprüde Peygamberimiz Aleyhisselama kavuştu ve:

"Yâ Rasûlallah! Karım sordu. Ben senin bana söylediklerini ona söylemedim. Gizli tuttum. Fakat, o ´Resûlullahın söylediklerini işittim!´ diyerek hepsini dile getirdi.

Yâ Rasûlallah! Bu yolda senin sımnı ben açığa vurmuş olduğumu sanıyor ve korkuyorum!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Bırak! Kadın evine gitsin!" buyurdu.[56]

Kureyş müşriklerinin Medine üzerine yürüdüğü haberi halk arasında birden yayılıverdi.

Medineli Yahudilerle münafıklar, korkularından titrediler ve sarsıldılar.[57]

"Muhammed´e, hiç de, istediği, hoşlandığı birşey gelmedi![58]

Mekke´den gelen şu adam, Muhammed´e hiç de iyi bir haber getirmedi!" dediler.[59]

Kureyş Müşrikleri Medine Yolunda

Kureyş müşriki erinin konakladıkları her yerde, kadınlar Bedir´de öldürülmüş olanları anmakta, yan­larındaki deflerle erkekleri çarpışmaya kışkırtmakta idiler. Her konak yerinde develer boğazlanıyor, yenilip içiliyordu.

Müşriklerin ordusu Ebvâ köyüne uğradıkları zaman, Kureyş müşrikleri birbirlerine:

"Siz kadınlarınızı yanınıza alarak çarpışmaya çıkmış bulunuyorsunuz. Biz kadınlarımızın hasım­larımıza esir düşmelerinden korkuyoruz.

Geliniz! Muhammed´in annesinin kabrini açıp kemiğini çıkaralım!

Çünkü kadın, en nazik, en esirgenilen bir varlıktır.

Eğer kadınlarımızdan herhangi birisi Muhammed´in eline esir düşerse, dersiniz ki: ´Bu, senin annenin çürük kemiğidir.´

Eğer dediğiniz gibi o annesi için hayırlı ise, size annesinin kemiği karşılığında kadınlarınızı geri verir.

Sizlerden birinin kadınını esir etmeye muvaffak olamadığı takdirde, annesine hayırlı, yararlı ise, annesinin kemiğini kurtarmak için size pek çok mal öder!" dediler.[60]

Ebu Süfyan´ın karısı Hind de:

"Eğer siz Muhammed´in annesinin kabrini açar, araştırır, onun kemiklerinden birer parça elde ede­cek olursanız, bunlar, sizlerden esir düşecek her insan için birer fidye (kurtulmalık akçesi) olur!" dedi.[61]

Ebu Süfyan, Kureyş müşriklerinin ileri gelenleriyle konuştu.[62]

Onlar:

"Sakın sen bu kapıyı üzerimize açma![63] Bundan hiçbir şey almayın! Eğer biz bunu yapacak olur­sak,[64] Bekir oğulları ,[65] Huzaalarda[66] ölülerimizin kabirlerini açarlar!" dediler.[67]

Evs b. Abdullah´ın, Kureyş Müşriklerinin Medine´ye Doğru Gelmekte Olduklarını Peygamberimiz
Aleyhisselama Haber Vermek Üzere Kölesi Mes´ud´u Salışı

Arc mevkiinde oturan Evs b. Abdullah el-Eslemî, Kureyş müşriklerinin Medine´ye doğru gelmekte olduklarını haber vermek üzere, kölesi Mes´ud b. Huneydeyi acele Peygamberimiz Aleyhisselama gön­derdi.[68]

Müşriklerin Uhud´daki Karargâhları

Kureyş müşrikleri, Medine hizasına geldiler. Kanatta Sebha vadisi kenarında, Medine karşısındaki Ayneyn diye anılan tepenin yanına kondular.[69]

Medine´de Bazı Tedbirler Alınışı

Evs ve Hazrec kabileleri liderlerinden Sa´d b. Muaz, Useyd b. Hudayr, Sa´d b. Ubâde ve daha başkaları müşriklerin Medine´ye bir baskın yapmalarından korkarak silahlandılar, Cuma gecesini Mescidde Peygamberimiz Aleyhisselamın kapısı önünde geçirdiler.

Medine´de, o gece sabaha kadar nöbet tutulup beklendi.[70]

Peygamberimiz Aleyhisselam Fadâle´nin oğulları Enesve Mûnis´i ve aynca Hubab b. Münzir´i gözcü olarak saldı, müşrikler hakkında bilgi edindi.[71]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Gördüğü Rüyayı Anlatıp Savaş Hakkındaki Görüşünü Açıklayışı

Peygamberimiz Aleyhisselam, Cuma gecesinde bir rüya gördü.[72] Müslümanlara:

"Vallahi ben hayırlı bir rüya görmüş bulunuyorum: Boğazlanmış bir bakar (öküz) gördüm! Kılıcımın ağzında bir kırık, gedik gedilmiş olduğunu gördüm. Ben elimi korunulacak bir zırhın içine soktuğumu da gördüm!" buyurdu.[73]

Başka bir rivayete göre; Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ben kendimi sağlam bir zırh içinde gördüm.

Kılıcım Zülfikar´ın ağzında bir gedik açıldığını gördüm!

Boğazlanmış bir sığır gördüm!

Arkasından da bir koç gördüm!" buyurdu.[74]

"Yâ Rasûlallah! Bunları nasıl yorumladın?" diye sordular.[75]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Sağlam zırh giyinmemi, Medine´ye yordum!" buyurdu.[76]

"Bana ait bir öküzün boğazlandığını görmekliğim, ashabımdan bazı kişilerin öldürülmeleridir!

Kılıcımın ağzında bir gedik açıldığını görmekliğim de Ehl-i Beytimden bir zâtın öldürülmesidir" buy urdu.[77]

Peygamberimiz Aleyhisselamın:

"Rüyada kılıcımı yere çarptım, ağzı kırıldı.

Bu, Uhud günü mü´m ini erden bazılarının şehit olacaklarına işarettir!

Kılıcımı tekrar çarptım, eski düzgün haline döndü.

Bu da, Allah´tan bir fetih geleceğine, mü´minlerin toplanacağına işarettir!" buyurduğu da bildirilmektedir.[78]

Peygamberimiz Aleyhisselam, gördüğü rüyadan dolayı, Kureyş müşriki eriyle Medine dışında çarpışmayı uygun görmemekte idi.[79]

"Eğer müşrikleri kondukları yerde kendi hallerine bırakıp Medine´de müdafaada kalmanızı uygun görürseniz, onlar orada kalırlarsa, kötü ve zor bir durumda kalmış olurlar.[80]

Eğer üzerinize yürür, Medine´ye girerlerse onlarla şehir içinde savaşırız.[81] Çünkü sokaklarda çarpışma usulünü biz onlardan daha iyi biliriz.[82] Onlan kalelerin, yüksek köşklerin üzerinden de oka, taşa tutarız!" buyurdu.[83]

Gerçekten de, Medine´nin her köşesi, birbirine bitişik sık evlerle, birer kale gibi idi.[84]

Müslümanların Savaş Hakkındaki Görüşleri

Peygamberimiz Aleyhisselam, Müslümanlardan, müşriklerle savaş hususundaki görüşlerini kendi­sine bildirmelerini istedi.[85]

Bedir savaşına katılma fırsatını kaçırmış olanlardan Uhud´da ve başka savaşlarda Yüce Allah´ın kendilerini şehitlikle şereflendireceği bazı Müslümanlar

"Yâ Rasûlallah! Bizi düşmanlarımızın karşısına çıkar! Bizim onlardan korktuğumuzu ve zayıf olduğumuzu anlamasınlar!" dediler.

Abdullah b. Übeyy b. Selûl ise Peygamberimiz Aleyhisselamın görüşünde idi:

"Yâ Rasûlallah! Medine´de kal! Sakın onlara karşı çıkma!

Çünkü, vallahi, biz ne zaman Medine´den düşmanımıza karşı çıkmışsak, muhakkak musibete ve yenilgiye uğramışızdır.

Bilakis, ne zaman da düşmanımız Medine´ye girip bizimle çarpışmışsa, musibete ve yenilgiye uğramıştır.

O halde, yâ Rasûlallah! Sen onları kendi hallerine bırak!

Eğer üzerimize yürür, şehrimize girerlerse, erkekler onlarla yüzyüze çarpışırlar, kadınlar ve çocuk­lar da damlardan onların üzerlerine taş yağdırırlar.

Eğer Medine´ye saldırmadan dönüp giderlerse, umduklarına eremeden, birşey elde edemeden, geldikleri gibi dönüp geri gitmiş olurlar" dedi.[86]

Müslümanlardan bazıları da:

"Yâ Rasûlallah! Vallahi, onlar (müşrikler), Cahiliye devrinde bile üzerimize yürüyüp girememişlerdir. İslâmiyet devrinde nasıl girebiliri er?1" dediler.[87]

Muhacir ve Ensarın yaşlılarından bazıları ise, Peygamberimiz Aleyhisselamın görüşünde idiler.

Hz. Hamza ile Evs ve Hazrec´den Numan b. Malik, Sa´d b. Ubâde ve daha başkaları da, gençlerin düşmanı Medine dışında karşılama yönündeki görüşlerini benimsediler ve:

"Yâ Rasûlallah! Düşmanımızın karşısına çıkmazsak, onlar, bizim kendileriyle karşılaşmaktan kork­tuğumuzu sanırlar. Bu da, onlara bize karşı cür´et ve cesaret kazandırmış olur. Yüce Allah bizi Bedir günü üçyüz küsur kişilik bir cemaatle onlara muzaffer kıldı. Bugün ise, biz daha çok sayıda kişileriz!" dediler.

Ebu Saîd el-Hudrînin babası Malik b. Sinan da:

"Yâ Rasûlallah! Biz, vallahi, iki iyiliğin arasında bulunuyoruz. Bu iyiliklerden birisi; Allah, bizi onlara galip ve muzaffer kılarsa-ki, böyle olmasını dileriz-bu da Bedir vak´ası gibi birvak´a olur, onlardan kaçıp kurtulanlardan başkası kalmaz.

Yâ Rasûlallah! Bu iki iyilikten birisi de, Yüce Allah´ın bize şehitlik nasip etmesidir.

Vallahi, yâ Rasûlallah! Bence bu ikisinden hangisi olursa olsun, onda hayır vardır" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam sustu, cevap vermedi.

Hz. Hamza da:

"Sana Kitabı indirmiş olan Allah´a andolsun ki, şu kılıcımla Medine dışında Kureyş müşrikleriyle çarpışmadıkça birşey yemeyeceğim!" dedi.

Hz. Hamza o gün oruçlu bulunuyordu.[88]

Numan b. Malik de:

"Yâ Rasûlallah! Ben şehadet ederim ki; rüyada boğazlandığını gördüğün sığırın temsil ettiği ashabından birisi de benim![89] Beni Cennetten mahrum etme!

Kendisinden başka ilah olmayan o Allah´a yemin ederim ki; ben Cennete girsem gerektir!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ne ile?" diye sordu.

Numan b. Malik:

"Çünkü ben, Allah´tan başka ilah olmadığına ve senin Resûlullah olduğuna şehadet eder, Allah´ı ve Resûlünü severim! Düşmanla karşılaştığım gün de, yüz çevirip kaçmam!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Doğru söyledin!" buyurdu.[90]

İyaz b. Evs[91] ve Sa´d´ın babası Hayseme de, müşriklerle şehir dışında çarpışıp şehit olmayı Peygamberimiz Aleyhisselamdan istedi.

Enes b. Muaz da:

"Yâ Rasûlallah! İki iyiliğin biri ister şehitlik olsun, ister zafer ve ganimet!" dedi.[92]

Müslümanların Israrları Üzerine Peygamberimiz Aleyhisselamın Silahlanışı

Kureyş müşrikleriyle karşılaşıp çarpışmak özlemini taşıyan Müslümanlar, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından ayrılmıyorlardı. Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam evine girdi, zırhını giyindi.[93]

Hz. Ebubekir ile Hz. Ömer de Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte içeri girip, Peygamberimiz Aleyhisselamın sarığını sarmasına, zırhını giyinmesine yardım ettiler.

Peygamberimiz Aleyhisselam, zırhını, gömleğinin üzerine giyindi. Beline, kayıştan bir kılıç kemeri (palaska) bağladı ve boynuna kılıcını astı.[94] Kalkanını da sırtına yerleştirdi.[95]

Sa´d b. Muaz ile Useyd b. Hudayr´ın Müslümanları Uyarmaları

Sa´d b. Muaz ile Useyd b. Hudayr gelip de halkın saf saf dizilerek dikildiklerini ve Peygamberimiz Aleyhisselamın çıkmasını beklediklerini görünce, onlara:

"Medine´den çıkmak istemediği halde, siz çıkması için Resûlullah Aleyhisselama ısrar edip dur­dunuz!? Halbuki, ona emir gökten iner!

Siz bu işi ona bırakın. Onun emrettiği şeyi işleyin! Siz onun hakkında ´O kendiliğinden birşey söyle­mez1 [Necm: 3] buyurulduğunu görmediniz mi?

Siz onun emrine itaat edin" dediler.[96]

Peygamberimiz Aleyhisselam, zırhını giyinmiş, silahlanmış olarak evinden dışarı çıkınca, Müslümanlar yaptıklarına pişman oldular.[97] Kendi kendilerine:

"Resûlullah Aleyhisselama vahiy gelip dururken, biz ona görüşümüzü bildirmekle ne kötü bir iş yap­tık!" dediler.[98]

"Resûlullah Aleyhisselamın istemediği birşey yaptık. Böyle yapmamız bize yaraşmazdı" dediler ve Peygamberimiz Aleyhisselama da:

"Yâ Rasûlallah! Biz senin istemediğin birşeyi yaptık. Bizim sana karşı böyle davranmamamız gerekirdi. Eğer Medine´de kalmak istiyorsan, Medine´de kal![99] Sen istediğini yap!" dediler.[100]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Birpeygamberzırhını giyindikten sonra,[101] müşriklerle karşılaşmadıkça,[102] savaşmadıkçal[103] ve Allah onunla düşmanları arasındaki hükmünü vermedikçe,[104] zırhını sırtından çıkarıp yere koyması lâyık olmaz![105]

Ben size ne buyurursam, onu işlemeye bakınız!

Haydi, Allah´ın ismiyle gidiniz![106] Sabır ve sebat ettiğiniz takdirde, Allah´ın yardımı sizinledir!" buyurdu.[107]

Malik b. Amr´ın Cenaze Namazının Kılınışı

Peygamberimiz Aleyhisselam zırhlanmış, silahlanmış olarak evinden dışarı çıktığı zaman, namazgaha bir cenaze konulmuş bulunuyordu.[108]

Bu, Neccar oğullarından Malik b. Amfin cenazesi idi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Cuma namazını kıldırdıktan sonra, cenaze namazını da kıldırdı.[109]

Amr b. Cemuh´un Uhud Seferine Katılışı

Amr b. Cemuh, çok topal ve aksaktı.

Kendisinin yetişmiş, arslan gibi dört oğlu olup, Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte savaşlara katılırlardı.

Peygamberimiz Aleyhisselam Uhud´a çıkacağı sırada Amr b. Cemuh da sefere katılmak istemiş,[110] oğullarına:

"Beni de sefere çıkarın!" demişti.

Oğullan ise:

"Sen cihadla mükellef değilsin![111] Yüce Allah seni mazeretli saydı.[112] Oğulların Peygamber Aleyhisselamla birlikte gidiyorlar işte!" dediler.[113]

Amr b. Cemuh, oğullarına:

"Siz benim Bedir savaşına çıkmama engel oldunuz! Uhud´a çıkmama da engel olmayınız![114] Siz, Bedir günü benim Cennete girmeme engel oldunuz! Vallahi, ben (bugün) sağ kalsam dahi, muhakkak, (birgün şehit olup) Cennete gireceğim!" dedi.[115]

Sonra, hanımına da:

"Bak hele! Cennete gidilirken, ben sizin yanınızda oturup duracağım ha!?" diyerek, hemen kalka­nını aldı ve:

"Ey Allah´ım! Beni aileme geri çevirme!" diyerek dua ettikten sonra, Peygamberimiz Aleyhisselam m yanına geldi:

"Oğullarım beni Medine´de bırakmak istiyorlar, seninle birlikte savaşa çıkmaktan men ediyorlar!

Vallahi, ben şu topallığımla Cennete ayak basmayı arzuluyorum!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"İyi ama, Yüce Allah seni mazur görmüştür. Sana cihad farz değildir" buyurdu.[116]

Amr b. Cemuh:

"Yâ Rasûlallah! Sen benim Allah yolunda ölünceye kadar savaşarak şehit olup Cennette şu topal ayağımla yürümemi uygun görmez misin?" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Evet, uygun görürüm!" buyurdu.[117]

Amr b. Cemuh´un oğullarına da:

"Sizin ona engel olmanız gerekmez.

Umulur ki, Allah onu şehitlikle nasiplendirir!" buyurdu.[118]

Amr b. Cemuh´un Duası

Amr b. Cemuh, kıbleye döndü ve:

"Allah´ım! Bana şehitlik nasip et![119] Mahrum veya me´yus olarak ev halkımın yanına döndürme!" diyerek dua etti.[120]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah´a yemin ederim ki; onu Cennette topallayarak yürür gördüm!" buyurmuştur.[121]

İbn Ümmi Mektum´un Medine´de İmam Vekili Olarak Bırakılışı

Peygamberimiz Aleyhisselam; halka Mescidde namaz kıldırmak üzere, İbn Ümmi Mektium´u yerine vekil bıraktı.[122]

İslâm Ordusunun Mevcudu, Düzeni ve Uhud´a Hareket Edişi

İslâm ordusu, Medine´den Uhud´a hareket ettiği zaman, bin kişilikti.[123]

Peygamberimiz Aleyhisselam; üç mızrak getirtip onlara üç sancak bağladı.[124]

Evsîlerin sancağını Useyd b. Hudayfa verdi.

Hazrecîlerin sancağını Hubab b. Münzir´e veya Sa´d b. Ubâde´ye verdi.

Muhacirlerin sarıcığını da, Hz. Ali´ye veya Mus´ab b. Umeyr´e verdi.[125]

Bundan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselam, atına bindi. Yayını omuzuna astı, mızrağını eline aldı.

İslâm askerleri de silahlandılar.[126]

Zırhları olanlar zırhlandılar ki, yüz kişi kadar idiler.[127]

İslâm ordusunda, biri Peygamberimiz Aleyhisselama, diğeri de Ebu Bürde b. Niyar´a ait olmak üzere, iki de at bulunuyordu.[128] Abdullah b. Cübeyr, piyadelerin başına geçirilmişti.[129]

Sa´d b. Muaz ile Sa´d b. Ubâde, zırhlarını giyinmiş olarak önde; diğer Müslümanlar da, Peygamberimiz Aleyhisselamın sağında ve solunda yer almışlardı.

Bedâyi´-Hasâ yoluyla Şeyheyn´e kadar ilerlediler.[130]

Çarpışamayacak Yaşta Olanların Şeyheyn´den Geri Çevrilişi

Peygamberimiz Aleyhisselam; Şeyheyn´de ordusunu gözden geçirdi.[131]

Savaşa katılmaya elverişli yaştaki gençlere izin verdi, elverişli olmayanları geri çevirdi.[132]

Semüre b. Cündüb ile Rafi b. Hadic, geri çevrilenler arasında idiler.

"Yâ Rasûlallah! Râfi1 iyi ok atıcıdır!" denilince, Peygamberimiz Aleyhisselam onun savaşa katıl­masına izin verdi.

"Yâ Rasûlallah! Semüre b. Cündüb, güreşte Râfi´i yıkar!" denildi, onun da savaşa katılmasına izin verdi.[133]

Peygamberimiz Aleyhisselamin geri çevirdiği gençler arasında:

1- Üsâme b. Zeyd b. Harise,

2- Abdullah b. Ömer b.Hattab

3- Zeyd b. Sabit,

4- Berâ1 b.Âzib,

5- Amr b. Hazm,

6- Useyd b.Zuheyr,[134]

7- Zeyd b. Erkam,[135]

8- Arabe b. Evs,

9- Ebu Saîd el-Hudrî,[136]

10- Numan b. Beşiri [137] ve daha bazıları da[138] bulunuyordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hendek savaşında, onbeş yaşında bulunmalarına rağmen, bunların savaşa katılmalarına izin vermiştir.[139]

Medine´ye geri çevrilenlerden Ebu Saîd el-Hudrî der ki:

"Uhud günü Peygamber Aleyhisselama arzolunduğum zaman, onüç yaşında idim.

Babam, elimden tutup:

´Yâ Rasûlallah! Bu, bumunun suyu akıyor olsa da, iri kemiklidir. İzin verirsen, benimle gelsin!´ dedi.

Peygamber Aleyhisselam, beni tepeden tımağa kadar süzdükten sonra,

´Geri çevir onu!´ buyurdu.

Babam da beni Medine´ye geri çevirdi."[140]

Ordudan Geri Çevrilen Gençlerin Medine´de Görevlendirilmeleri

İbn Asâkir´in Urve b. Zübeyr´den nakline göre; yaşları küçük görülüp Medine´ye geri çevirilenler, Medine´de çocukları ve kadınları beklemek ve korumakla görevlendirildiler.[141]

Şeyheyn´de Geceleyiş

İslâm ordusu, geceyi Şeyheyn´de geçirdiler.

Peygamberimiz Aleyhi sselam, orada, Müslümanlara ikindi, akşam ve yatsı namazlarını kıldırdı. Muhammed b. Mesleme´yi elli kişilik bir muhafız birliğinin başına geçirip, onları ordunun çevresinde dönüp dolaşmakla görevlendirdi.

Kureyş müşrikleri de, Peygamberimiz Aleyhisselamın Şeyheyn´e gelip konduğunu görünce, süvar­ilerini topladılar. İkrime b. Ebu Cehil´i süvarilerin başına geçirdiler. Keşif ve devriye kolu olmak üzere görevlendirdiler.

Müşrik süvarileri geceyi durup dinlenmeden geçirdiler. Harre´ye kadar sokuldular, fakat oraya çıka­madılar. Harre mevkiinin sarplığından ve Muhammed b. Mesleme´den korkup geri döndüler.[142]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Gece Bekçisi

Peygamberimiz Aleyhisselam Şeyheyn´de yatsı namazını kıldırdığı zaman:

"Bu gece bizi kim bekler?" diye sordu.

Müslümanlar arasından bir zât ayağa kalkıp:

"Ben!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Sen kimsin?" diye sordu.

O zât:

"Zekvan b. Abdi Kays´ım!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Sen otur!" buyurdu.

Biraz sonra, Peygamberimiz Aleyhisselam, yine:

"Bu gece bizi kim bekler?" diye sordu.

Yine, Müslümanlar arasından bir zât ayağa kalkıp:

"Ben!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Sen kimsin?" diye sordu.

O zât:

"Ben Ebu Seb´im!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Sen otur!" buyurdu.

Peygamberimiz Aleyhisselam, yine:

"Bu gece bizi kim bekler?" diyerek sorusunu tekrarlayınca, Müslümanlar arasından bir zât ayağa kalkarak:

"Ben!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Sen kimsin?" diye sordu.

O zât:

"Ben İbn Kays´ım!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Sen otur!" buyurdu.

Aradan bir müddet geçtikten sonra:

"Üçünüz de ayağa kalkınız!" buyurdu.

Yalnız Zekvan b. Abdi Kays kalkınca, Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Öteki arkadaşların nerede kaldılar?" diye sordu.

Zekvan b. Abdi Kays:

"Geceleyin her üç soruna da cevap veren bendim!" dedi.

Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Git, sen bizi bekle, koru! Allah da seni korusun!" buyurdu.

Zekvan b. Abdi Kays, hemen zırhını giyindi, kalkanını aldı. O gece nöbet tuttu, bekledi.[143]

Peygamberimiz Aleyhisselamın, Zekvan b. Abdi Kays hakkında:

"Yarın sabahleyin Cennetin yeşilliklerine ayak basacak bir kimseye bakmak isteyen, buna baksın!" buyurduğu da rivayet edilir.[144]

Baş Münafık ile Ona Bağlı Kişilerin İslâm Ordusundan Ayrılıp Geri Dönmeleri

Baş münafık Abdullah b. Übeyy b. Selûl ile kendisine bağlı birtakım kimseler, İslâm ordusuna katılmışlardı.

Abdullah b. Übeyy´e adamları:

"Sen, ona (Peygamber Aleyhisselama) şehir dışında savaşmamak hususundaki görüşünü açık­ladın. Bunun, atalarından gelip geçmiş olanların görüşü olduğunu bildirdin. Onun görüşü de, senin görüşün gibi idi. O, neden ise, bu görüşünden vazgeçip yanında bulunan şu gençlerin görüşlerine uydu!" dediler.[145]

İslâm ordusunun içinde devekuşu gibi boynunu uzata uzata gelen Abdullah b. Übeyy b. Selûl;[146] Peygamberimiz Aleyhisselamın gençlerin sözünü dinlediğini bahane ederek[147] ve:

"Ey insanlar! Biz orada [Uhud´da] kendimizi ne için öldürecekmişiz, bilmiyoruz?!" diyerek, kavmin­den (Hazrecilerden) münafık olan ve kuşku içinde bulunan ve kendisine uyan insanlarla birlikte oradan geri döndü.

Benî Selâmenin kardeşi Abdullah b. Amr b. Haram, onlara:

"Ey kavmim! Ben size Allah´ı, O´ndan korkmanızı hatırlatırım.

Kavminizi ve peygamberinizi düşmanlarıyla karşılaştıkları zaman yardımsız bırakmamanız gerek­tiğini hatırlatın m.[148]

Size Allah´ı, dininizi ve peygamberinizi hatırlatırım.

O peygamberinizi ki, Medine´ye gelip sığındığı zaman, kendinizi, oğullarınızı koruyup savun­duğunuz gibi, onu da koruyacağınız, savunacağınız hakkındaki şartı size hatırlatırım" dedi.[149]

Onlar:

"Biz sizin muhakkak çarpışacağınızı bilsek, size tâbi olurduk, sizi bırakmazdık. Fakat, biz bir çarpış­ma olacağını sanmıyoruz!" diyerek çekip gittikleri zaman, Abdullah b. Amr b. Haram, onlara:

"Ey Allah düşmanları! Allah kahretsin sizi! Allah belanızı versin sizin!

Allah, peygamberini,[150] mü´minleri ,[151] sizin yardımınızdan müstağni kılacaktır!" dedi.[152]

Geri dönenler, İslâm ordusunun üçte biri kadardı.[153] Üçyüz civarındaydı.[154]

İslâm ordusunun mevcudu yediyüz kişiye düştü.[155]

Abdullah b. Übeyy b. Selûl, böyle, kendisine uyanlarla birlikte İslâm ordusundan ayrılıp geri döndüğü zaman, İslâm ordusundan iki zümrenin; Haz recilerden Selime oğulları ile Evsîlerden Harise oğullarının elleri yanlarına düştü, onlar da geri dönmeye meylettiler.[156] Abdullah b. Amr b. Haram dönüp geldiği zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam Müslümanların saflarını düzeltmekte idi.[157]

İslâm Ordusundan Ayrılan Münafıklar Hakkında Âyetler İnişi

Münafıkların İslâm ordusundan ayrılıp Medine´ye dönmeleri üzerine nazil olan âyetlerde[158] şöyle buyuruIdu:

"İki ordu karşılaştığı gün size gelen musibetler, Allah´ın emriyle idi. Bu, mü´minleri ayırd etmesi, münafık olanları da açığa vurması içindi. Berikilere: ´Geliniz! Allah yolunda muharebe ediniz! Yahut, hiç olmazsa, düşmanın kendinize ve ailelerinize saldırmalarını önleyiniz!´ denildi de, ´Biz muharebe ola­cağını bilseydik, elbette arkanızdan gelirdik!´ dediler.

Onlar, o gün, imandan ziyade küfre yakın idiler. Ağızlarıyla, kalblerinde olmayanı söylüyorlardı.

Onlar ne gizlerlerse, Allah çok iyi bilicidir!"[159]

Mü´minlerden Başkasından Fayda Olmadığı

Münafıklar İslâm ordusundan ayrılıp Medine´ye döndükleri zaman, Ensar:

"Yâ Rasulallah! Yahudi müttefiklerimizden yardım istemeyelim mi?" diye sordular.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Bizim onlara ihtiyacımız yok!" buyurdu.[160]

Ebu Hayseme´nin Uhud´a Kadar Kılavuzluk Edişi

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Bize kılavuz olup, müşriklere uğratmadan, yakın bir yoldan onların yanına kadar götürecek kim var?" diye sordu.

Ebu Hayseme:

"Ben varım yâ Rasûlallah!" dedi ve İslâm ordusunu Benî Hârise´nin arazisi içinden geçirip gözü kör ve kendisi münafık olan Mirba1 b. Kayzî´nin bahçesine uğratmıştı ki, Mirba1, Peygamberimiz Aleyhisselamla Müslümanların seslerini işitince, onların yüzlerine toprak atmak üzere kalktı ve:

"Eğer sen Resûlullah isen, sana benim bahçeme girmeni helâl etmiyorum!" dedi ve eline bir avuç toprak alıp:

"Vallahi ey Muhammedi Bu toprağı, senden başkasına isabet ettirmeyeceğimi bilseydim, muhakkak senin yüzüne atardım!" dedi.

Bunun üzerine ashab onu öldürmeye davranınca, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Öldürmeyin bunu! Bunun gözleri de kördür, kalbi de kördür!" buyurdu.

Fakat, Sa´d b. Zeyd Peygamberimiz Aleyhisselamın onun öldürülmesini men etmesinden önce davranarak, yayla vurup Mirba´ın başını yaralamış bulunuyordu.[161]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Uhud´da Karargâhını Kuruşu

Peygamberimiz Aleyhisselam, Ebu Hayseme´nin kılavuzluğu ile ilerleyip Uhud boğazına, vadinin dağa doğru olan yakasına kondu.

Arkasını Uhud dağına dayadı ve İslâm askerlerine:

"Sizden hiçbir kimse, biz kendisine çarpışmak için emir vermedikçe, çarpışmasın!" buyurdu.[162]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Okçulara Direktifi

Peygamberimiz Aleyhisselam, Abdullah b. Cübeyfi elli kişilik okçular birliğinin üzerine kumandan tayin etti ve ona:

"Düşman atlılarını oklara tutup üzerimizden defet!

Durum ister lehimizde, ister aleyhimizde gelişsin, sen yerinde sabit kal ki, düşman atlıları arkamız­dan, senin bulunduğun taraftan bize gelemesinler![163]

Eğer bizim düşmanı yenip ganimet toplamaya koyulduğumuzu görseniz de, sakın bize katıImayın![164]

Eğer bizi kuşlar kapar görseniz de, gelmeniz için ben size haber göndermedikçe, sakın şu yeriniz­den ayrı İmayın[165]

Bizim onları bozguna uğratıp tepelediğimizi[166] görseniz de, ben size haber göndermedikçe, sakın bulunduğunuz yerden ayrılmayın.[167]

Onların bizi[168] yendiklerini,[169] öldürdüklerini görseniz de, yerinizden ayrılıp bize yardım etmeyin!" buyurdu.[170]

Buna göre; okçular İslâm ordusunun arkasından hiç kimsenin gelmesine meydan ve imkân ver­meyecek, gelmek isteyenleri oka tutacaklardı.[171]

Peygamberimiz Aleyhisselam, okçulara gereken emri verdikten sonra:

"Size yöneldikçe, düşman süvarilerini oka tutunuz! Çünkü süvariler atlan oklara doğru gelemezler!

Allah´ım! Onlara bunları tebliğ ettiğime seni şahit tutuyorum!" dedi.[172]

Peygamberimiz Aleyhisselamın İslâm Mücahidlerini Savaş Nizamına Koyuşu

Peygamberimiz Aleyhisselam, ordusunu saf nizamına koydu:

"Beri gel! Geri git!" diyerek safları düzeltti. Omuzlan bir hizaya getirdi. Müslümanlan oklar gibi dizdi.[173]

Ükkâşe b. Mıhsan´ı sağ kanada,

Ebu Seleme b. Abdulesed´i sol kanada,

Ebu Ubeyde b. Cerrah ile Sa´d b. Ebi Vakkas´ı öne,

Mikdad b. Amfi gerideki askerlerin başına,[174]

Hz. Hamza´yı da en öne, zırhsız askerlerin başına geçirdi.[175]

"Müşriklerin sancağını kim taşıyor?" diye sorup; "Abduddaroğulları!" denilince:

"Biz ahde onlardan daha çok bağlıyız! Mus´ab b. Umeyr nerededir?" diye sordu.

Mus´ab b. Umeyr

"Buradayım!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Al sancağı!" buyurdu.

Mus´ab b. Umeyr sancağı alıp Peygamberimiz Aleyhisselamın önüne geldi.[176]

İslâm Mücahidlerinin Uhud Savaşındaki Parolaları

Uhud savaşında Müslümanlar arasındaki parolalar: "Emit!=Öldür! Emit=Öldür!" sözleri idi.[177]

İslâm Mücahidlerinden Bazılarının Uhud Savaşındaki Alâmetleri

Çarpışmaya girmeden önce, Hz. Hamza devekuşu kanadından,

Hz. Ali beyaz yünden,

Zübeyr b. Avvam sarı bezden,

Ebu Dücâne kırmızı bezden,

Hubab b. Münzir yeşil bezden... kendilerine alâmet yapmışlardı.[178]

Yahudi Alimlerinden Muhayrık´ın Müslüman Olup Uhud´da Çarpışmaya Gidişi ve Şehit Oluşu

Muhayrık; Sa´lebe b. Fıtyevn oğullarından,[179] Benî Kaynuka veya Benî Nadîr Yahudiler[180] bilgin-lerindendi.[181]

Peygamberimiz Aleyhisselamı Tevrat´taki sıfatlarıyla tanırdı.

İlmen bulduğu şeyi, Uhud savaşına çıkılıncaya kadar, kendi dininin tesiri altında kalarak, açıklaya­madı.[182]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Uhud savaşına çıktığı zaman, Yahudilere:

"Ey Yahudi topluluğu! Vallahi, siz Muhammed´in[183] peygamber olduğunu,[184] ona yardımın üzerinize düşen bir hak olarak gerektiğini pekâlâ biliyorsunuz!" dedi.

Yahudiler

"Bugün Cumartesi günüdür, hiçbir şeyle uğraşılmaz!" dediler.

Muhayrık:

"Sizin için Cumartesi diye birşey yoktur!" dedi.

Kılıcını ve harçlığını yanına alıp akrabalarından birisine:

"Eğer bugün öldürülürsem, bütün mallarım Muhammed´indir. O, onlar hakkında, Allah´ın kendisine gösterdiği şekilde, dilediğini yapar!" diyerek vasiyette bulundu. Uhud´da savaşmaya gitti ve şehit oldu.[185]

Allah ondan razı olsun!

Uhud savaşında şehit olunca, bıraktığı yedi hurma bahçesini Peygamberimiz Aleyhisselam teslim alıp vakfetti.

Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine´deki vakıfları genellikle Muhayrık´ın mallarındandır.[186]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Muhayrık, Yahudilerin hayırlısıdır!" buyurmuştur. [187]

Amr b. Sabit b. Akyeş´in (Vakş´ın) Müslüman Olarak Uhud´a Gidişi ve Müşriklerle Çarpışarak
Yaralanışı ve Cennete Girişi

Abduleşhel oğullarının kardeşi Amr b. Sabit b. Vakş[188] (Akyeş)´in Cahiliye devrinde halk üzerinde alacağı riba (faiz) paralan vardı. Onları almadıkça Müslüman olmak istemedi.

Uhud savaşına çıkıldığı gün, gelip amcalarının oğullarını göremeyince:

"Amcamın oğulları neredeler?" diye sordu.

"Uhud´dadır!" dediler.

"Filan kişi nerededir?" diye sordu.

"Uhud´dadır!" dediler.

"Filan kişi nerededir?" diye sordu.

"Uhud´dadır!" dediler.

Bunun üzerine, Amr b. Sabit, hemen zırhını giyinip atına binerek onlara doğru yöneldi, gitti.[189]

Amr, Uhud´da, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına vanp:

"Yâ Rasûlallah! Önce savaşayım mı, yoksa Müslüman mı olayım?" diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Önce Müslüman ol, sonra savaş!" buyurdu.

Bunun üzerine, Amr Müslüman oldu.[190]

Müslümanlar, onu Uhud´da görünce:

"Sen bizden uzak dur!" dediler.

Amr b. Sabit:

"Ben iman ettim, Müslüman oldum!" dedi ve Müslümanların yanında yaralanıncaya kadar çarpıştı.

Uhud´dan, ailesinin yanına ağır yaralı olarak getirildi.

Sa´d b. Muaz, Amfi ziyarete gelip, onun kızkardeşine:

"Amr´a bir sor bakalım" dedi ve şunu sormasını istedi:

"Sen kavmine olan hamiyetinden dolayı mı; yoksa Kureyş müşriklerine kızdığın için mi; ya da Allah için mi kızarak onlarla çarpıştın?"

Amr:

"Ben Allah ve Resûlullah için kızarak onlarla çarpıştım!" dedi. Allah´a bir vakit bile namaz kılamadan vefat etti ve Cennete girdi.[191]

Peygamberimiz Aleyhisselam, onun hakkında:

"Az amel etti, çok ecre erdi!" buyurmuştur.[192]

Ashabdan Ebu Hureyre de, bir gün, çevresindeki kişilere:

"Allah´a bir vakit bile namaz kılmadan, secde etmeden Cennete giren adamı bana haber veriniz?" deyip herkesin sustuğunu görünce:

"O, Abduleşhel oğullarının kardeşi Amr b. Sabit b. Vakş´tır!" dedi.[193]

Allah ondan razı olsun![194]

Kuzman´ın Uhud´a Gelip Müşriklerle Çarpıştıktan Sonra Yarasının Ağrısına Dayanamayarak
İntihar Edişi

Zafer oğulları arasında,[195] Kuzman adında,[196] çoluksuz çocuksuz,[197] garib[198] bir adam vardı ki, kendisinin kimlerden olduğu bilinmezdi.[199] Kendisi, savaşlarda gösterdiği kahramanlıkla tanınırdı.[200] Çok güçlü, kuvvetli idi.[201] Münafıklardandı.[202]

Peygamberimiz Aleyhisselama ondan bahsedildikçe, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"O, muhakkak, Cehennemliklerdendir!" buyururdu.[203]

Kuzman, Uhud savaşına kavmi ile birlikte çıkmaktan kaçınmıştı.

Sabaha çıkınca, Zafer oğullarının kadınları, ona:

"Ey Kuzman! Erkekler savaşa gitti, sen geride kaldın ha! Ey Kuzman! Sen şu yaptığın şeyden utan­mıyor musun?

Sen kadından başka birşey değilsin! Kavminin erkekleri savaşa gittikleri halde, sen evde kaldın ha? Sen artık ev bekle!" diyerek kınamaya başlayınca, Kuzman evine girdi. Yayını, ok çantasını ve kılıcını alıp Uhud´a gitti.

Peygamberimiz Aleyhisselamın Müslümanların saflarını düzelttiği sırada, safların en arkasına durdu. Yavaş yavaş ilerleyerek ön safa girdi.

Çarpışma başlayınca, Müslümanlar içinde, ok atanların ilki oldu. Sonra da kılıcını sıyırdı.[204] Şiddetle çarpıştı.[205]

M üşri klerden altı veya yedi,[206] yedi veya sekiz,[207] sekiz veya dokuz[208] ki siyi öldürdü.[209] Kendi si de ağır şekilde yaralandı, Zafer oğullarının evlerine getirildi.

Müslümanlardan bazıları:

"Ey Kuzman! Sana müjdeler olsun!" dediler.

Kuzman:

"Ben neden dolayı müjdeleniyorum?" dedi.[210]

"Cennete gireceğin için!" dediler.[211]

Kuzman:

"Vallahi, ben ancak kavmimin şerefi için çarpıştım![212] Eğer anlattığınız şey için olsaydı, çarpışmazdım![213]

Vallahi, biz ne Cenneti umarak, ne de Cehennemin ateşinden korkarak çarpıştık! Biz ancak kavmimizin şerefi için çarpıştık!" dedi.[214]

Yarasının ağrısı şiddetlenince de, kendisini öldürmek için ok çantasından bir ok aldı, kolunun damarını deldi.[215] Kılıcını kamına dayayıp onun üzerine yüklenerek intihar etti.

Kuzman´ın bu hareketi Peygamberimiz Aleyhisselama anılınca, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"O, Cehennemliklerdendir![216] Şehadet ederim ki; ben Allah´ın Resûlüyüm!" buyurdu.[217]

Hanzale b. Ebu Amir´in Uhud´a Gidişi

Hanzale b. Ebu Amir, Abdullah b. Übeyy b. Selûl´ün kızı Cemile Hatunla nikahlanmış bulunuyordu.[218]

Uhud´a gidileceği sırada, gerdeğe girmek,[219] geceyi Medine´de, ailesinin yanında geçirmek üzere Peygamberimiz Aleyhisselamdan izin istedi ve aldı.

Sabah namazını kıldıktan sonra, Uhud´a gideceği sırada, eşiyle tekrar ilgilenmek zorunda kaldı ve yıkanamadı.[220]

Sabahleyin, Cemile Hatun, kabilesinden dört kişi çağırıp, Hanzale ile gerdeğe girdiklerine onları şahit tuttu.

Kendisine:

"Sen buna neden lüzum gördün?" diye sordular.

Cemile Hatun da:

"Bu gece rüyamda semanın açıldığını ve Hanzale onun içine girdikten sonra kapandığını gördüm. ´Bu, şehitliktir!´ dedim," dedi.[221]

Hanzale, acele silahlanıp Peygamberimiz Aleyhisselamın Müslümanların saflarını düzelttiği sırada Uhud´a ulaştı.[222]

Huseyl b. Cabir´le Sabit b. Vakş´ın Uhud´a Savaşmaya Gidip Şehit Oluşu

Peygamberimiz Aleyhisselam müşriklerle savaşmak için Uhud´a gittiği zaman, çok yaşlı olan Huseyl b. Cabir ile Sabit b. Vakş, kadınlarve çocuklarla birlikte yüksek evlerin damına çıktılar.

Biri, öbürüne:

"Babasız kalasıca! Muhtaç olmayasıca! Daha ne bekliyorsun?!

Vallahi, ikimizin önünden, ancak iki yudum su içimlik, pek az bir zaman kalmıştır! Vallahi, ya bugün, ya da yarın, ölüm kuşu üzerimizde ütecektir! Daha ne diye kılıçlarımızı alıp Resûlullah Aleyhisselamin yanına varmıyoruz?!

Belki, Allah Resûlullah Aleyhisselamın yanında bize şehitlik nasip eder!" dedi.

Hemen kılıçları aldılar, sonra da Uhud´a gittiler. İslâm mücahidlerinin içine girdiler. Kendilerinin orduya katıldıkları bilinmedi.

Müşrikler, Sabit b. Vakş´ı şehit ettiler.

Allah ondan razı olsun!

Huseyl b. Cabir´i ise, İslâm mücahidleri, bilmeyerek kılıçtan geçirdiler, yere düşürdüler.[223]

Huzeyfetü´l-Yeman:

"Babam![224] Babam o!" dedi.[225]

İslâm mücahidleri:

"Vallahi, biz onu tanıyamadık!" dediler.

Huzeyfetü´l-Yeman:

"Allah sizi bağışlasın! O, merhametlilerin en merhametlisidir!" dedi.[226]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Huseyl b. Cabir´in diyetinin ödenmesini istedi ise de, Huzeyfetü´l-Yeman almayıp onu Müslümanlara bağışladı.[227]

Allah Ebu Huzeyfe´den de, Huzeyfe´den de razı olsun![228]

Müşriklerin Uhud´daki Karargâhları ve Harp Düzenleri

Müşrikler Uhud´a Çarşamba günü gelmişler; Çarşamba, Perşembe ve Cuma gününü orada geçir­mişlerdi.[229]

Müşriklerin ordularında 200 at olup;

Halid b. Velid sağ kanattaki atlıların başına,

İkrime b. Ebu Cehil sol kanattaki atlıların başına geçirilmişti.[230]

Müşriklerin 100 okçusu olup;

Okçuların başına Abdullah b. Ebu Rebia geçirilmişti.

Müşriklerin sancağı Talha b. Ebi Talha´nın elinde bulunuyordu.[231]

Müşriklerin Uhud´da parolaları "Yâ le´l-Uzzâ! Yâ âl-i Hübel!" idi.[232]

Ebu Süfyan´ın Sancaktarlarını Gayrete Getirişi

Ebu Süfyan, Abduddar oğullarında olan sancaktarları sancak uğrunda çarpışmaya teşvik için:

"Ey Abduddar oğulları! Bedir gününde sancağımızı siz üstlenmiştiniz.

Gördüğünüz gibi, o musibet bize isabet etti.

Milletler bayraklarıyla yaşarlar. Bayrakları zail olduğu zaman, onlar da zail olurlar.

Ya sancağımızı siz taşır, onun hakkını yerine getirirsiniz, ya da bizimle onun arasından çekilirsiniz, onu biz taşırız!" dedi.[233]

Abduddar oğulları, Ebu Süfyan´ın bu sözüne kızdılar.[234]

"Sancağımızı sana teslim edeceğiz ha?![235] Bu hiçbirzaman olmayacaktır!" dediler.

Ebu Süfyan:

"Öyle ise, bir sancak daha edinelim?" dedi.

Abduddar oğulları:

"Olur! Fakat, onu da ancak Abduddar oğullarından birisi taşıyacaktır! Bundan başkası hiçbirzaman olamaz ve olmayacaktır! Sancağımızı gereği gibi koruyacağız![236] Yarın hasımlarımızla karşılaştığımız zaman, ne yapacağımızı[237] göreceksin!" dediler.[238]

Zaten, Ebu Süfyan´ın da onlardan istediği bu idi.[239]

Ebu Âmir´in Ensarı Ayartmaya ve Savaşı Kızıştırmaya Çalışması

Uhud bahsinin başında da açıklandığı gibi, Medineli Dubay´a oğullarından rahip taslağı Ebu Amir Abdi Amr b. Sayfî; Peygamberimiz Aleyhisselama kıskançlığından ve kızgınlığından ne yapacağını şaşırmış, Peygamberimiz Aleyhisselamdan uzak kalmış olmak için Evs kabilesinden kendisine uyan elli kişi ile birlikte Mekke´ye çekip gitmiş.[240] müşriklerle işbirliği yapmaktan geri durmamış, onların yanın­dan ayrılmamıştı.[241]

Müşriklere:

"Ben kavmimin (Ensarın) yanına varacak olursam, onlardan iki kişi bile bana aykırı davranmaz[242] İşte, kavmimden şu yanımda bulunan kişiler söylesinler!" der, yanındaki elli kişi de onun sözünü doğru­larlardı.

Bunun için, Kureyş müşrikleri, Ebu Âmirin Uhud savaşında kendilerine büyük çapta yardımının dokunacağı umuduna düşmüşlerdi.[243] Ebu Âmir, Uhud savaşına, yanındaki elli kişi ile birlikte katılmış bulunuyordu.[244]

Ebu Âmir, Uhud´a geldiği zaman, Müslümanların karargâh kurdukları yerde savaşırlarken Müslümanları düşürmek için yer yer çukurlar kazmış, kazdırmişti. Onun bu tuzağından, Müslümanların haberleri yoktu.[245]

Ebu Âmir, Uhud´daki müşriklerden, Müslümanların karşısına ilk çıkanlar arasında bulunuyordu.

"Ey fâsık (haktan sapmış kişi)![246] Sana merhaba, hoşgeldin demek yok![247] Allah sana göz nimeti versin (senin gözünü kör etsin)!" dediler.

Bunun üzerine, Ebu Âmir:

"Benden sonra, kavmime kötülük isabet etmiş!" dedi.[248]

Maiyetindekilerle birlikte müşriklerin yanına döndü.[249]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Müslümanları Cihada Teşvik Edişi

Peygamberimiz Aleyhisselam, Müslümanlara hitapta bulunarak onları cihada, savaşta sabır ve sebata teşvik buyurdu.[250]

Ebu Süfyan´ın Ensarı Ayartmaya Kalkışması

Müşriklerin başkumandanı Ebu Süfyan Sahr b. Harb, Ensara:

"Ey Evs ve Hazrec topluluğu! Siz, bizimle amcamızın oğlunun arasından çekiliniz (onu bizimle başbaşa bırakınız) da, biz sizden ayrılalım. Bizim sizinle çarpışmaya ihtiyacımız yok!" diyerek haber saldı.

Ensar, onu kendisinin hiç beklemediği, hoşuna gitmeyecek biçimde reddettiIer.[251]

Müşriklerin Kadınlarının Erkekleri Çarpışmaya Kışkırtmaları

Çarpışmak için iki taraf birbirlerine iyice yaklaştıkları zaman, Ebu Süfyan´ın karısı Hind binti Utbe, yanındaki kadınlarla birlikte, neşideler söyleyerek erkeklerini çarpışmak için kışkırtmaya başladılar.[252]

Müşrik Süvarilerinin Okçular Tepesine Hücuma Kalkmaları ve Püskürtülmeleri

Müşriklerin Hevazin süvarileri, İslâm okçularının korudukları okçu tepesindeki geçide hücuma kalkınca oka tutulup püskürtüldüler, yüzgeri edip dönmek zorunda kaldılar.[253]

Hz. Ali´nin Müşriklerin Sancaktarını Öldürüşü

Kureyş ordusunun sancaktan Talha b. Ebi Talha:

"Benimle çarpışmak için kim çıkar er meydanına?[254] Ey Muhammed´in sahabileri! Siz bizi kılıçlarınızla öldürünce Allah´ın bizi hemen Cehenneme sokacağını, siz bizim kılıçlarımızla öldürülünce de sizi hemen Cennete koyacağını söylüyorsunuz! Öyle ise, benim kılıcımla öldürülüp hemen Cennete girecek, yahut kılıcı ile beni öldürüp Cehenneme sokacak yok mu bir kimse?!" diyerek seslendi.

Bunun üzerine, Hz. Ali:

"Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah´a yemin ederim ki; ben de, seni kılıcımla Cehenneme gön­dermedikçe, yahut senin kılıcınla Cennete girmedikçe senden ayrılmayacağım!" dedi.[255] Hemen karşısına vardı ve kılıcını onun başına hiddet ve şiddetle indirdi, başı çenesine kadaryarılıp ikiye ayrıldı. Talha yere yıkılınca, Peygamberimiz Aleyhisselam ve Müslümanlar tekbir getirdiler.[256]

Hz. Hamza´nın Osman b. Ebi Talha´yı Öldürüşü

Müşriklerin sancaktarı Talha´dan sonra, sancağı kardeşi Osman b. Ebi Talha aldı. Hz. Hamza da ona kılıçla vurup kolunu yere düşürdü, böğründen ciğeri göründü! Hz. Hamza: "Ben hacıları sulayan´ın oğluyum!" diyerek geri döndü.[257]

Sa´d b. Ebi Vakkas´ın Ebu Sa´d b. Ebi Talha´yı Öldürüşü

Müşriklerin yere düşen sancağını Ebu Sa´d b. Ebi Talha aldı. Sa´d b. Ebi Vakkas bir okla boğazından vurunca, onun dili ağzından dışarı sarktı.[258] Sa´d b. Ebi Vakkas kılıçla vurup sağ elini kesti. Ebu Sa´d b. Ebi Talha sancağı sol eline aldı.

Sa´d b. Ebi Vakkas onun sol elini de vurup kesince, Ebu Sa´d b. Ebi Talha, sancağı iki kollarıyla göğsüne bastı. Sonra da, sırtının üzerine düştü.

Sa´d b. Ebi Vakkas varıp onun başını kesip gövdesinden ayırdı.[259]

Asım b. Sabit´in Müsafi´ b. Talha ile Cülas b. Ebi Talha´yı Öldürüşü

Müşriklerin yere düşen sancağını Müsafi1 b. Talha eline almıştı.

İslâm mücahidlerinden Asım b. Sabit, onu da, ondan sonra, onun kardeşi Cülas b. Talha´yı da: "Al bunu da, benden! Ben Ebu Aklah´ın oğluyum!" diyerek birer okla vurunca, bunlar anneleri Sülâfe´nin yanına götürüldü, o da onların başını dizine koydu:

"Oğulcuğum! Sana kim vurdu?" diye sordu, onlar da birisinin kendilerini okla vurduğu zaman: "Al bunu da, benden! Ben Ebu Aklah´ın oğluyum!" dediğini işittiklerini söylediler.[260] Bunun üzerine, Sülâfe:

"Aklahî ha?! Vallahi, benim akrabamdan, bizden o ha!" dedi[261] ve onun başını eline geçirme fır­satını bulursa kafatasını kadeh gibi kullanarak içki içmeye yemin etti.[262]

Sülâfe, Asım b. Sabit´in başını kesip kendisine getirecek olana da yüz deve vermeyi va´d etti.[263] Asım b. Sabit ise, daha önce, hiçbir müşrike el sürmemek üzere Allah´a söz vermiş, onların da ken­disine el sürmesine meydan vermemesini Allahtan dilemiş bulunuyordu.[264]

Müşriklerin Sancaktarlarının Ardarda Öldürülüşü

Müşriklerin sancağını Kilab b. Ebi Talha almıştı.

Onu, Zübeyr b. Avvam öldürdü.

Ondan sonra sancağı Ertatb. Şurahbil aldı.

Onu da, Hz. Ali öldürdü.

Ertat´tan sonra, sancağı Şurayh b. Karlı aldı.

O da öldürüldü. Fakat, kendisinin kim tarafından öldürüldüğü kesin olarak bilinemedi.

Müşriklerin sancağını Şurayh´dan sonra, Abduddar oğullarının Habeşli kölesi Suvab aldı.

Kuzman vurup onun sağ elini kesti.

Suv´ab sancağı sol eline aldı.

Kuzman vurup onun sol elini de kesti.

Bunun üzerine, Suvab, sancağı kol ve pazulanyla tutmaya çalıştı, sonra da arkasına yıkıldı.[265] Ölürken de:

"Ey Abduddar oğulları! Ben artık mazur sayılır mıyım?" dedi.[266]

Müşriklerin sancaktarları birer birer öldürülünce, yerde kalan sancağın yanına kimse yanaşamaz oldu.[267]

Hz. Ebu Bekir´in Oğlu Abdurrahman´la Çarpışmaya Kalkışı ve Peygamberimiz Aleyhisselam
Tarafından Geri Bırakılışı

Hz. Ebu Bekir´in müşrikler arasında bulunan oğlu Abdurrahman, at üzerinde meydana çıkarak, ken­disiyle çarpışacak er dilemişti. Tepeden tımağa kadar zırha bürünmüş olup, kendisinin gözlerinden başka biryeri görünmemekte idi.

Hz. Ebu Bekir onunla çarpışmak için davranınca, Peygamberimiz Aleyhisselam: "Sok kılıcını kınına, dön yerine! Biz senin kendinden yararlanmaktayız!" buyurdu.[268]

Zübeyr b. Avvam´ın Deve Üzerindeki Bir Müşriki Aşağı Düşürüp Öldürüşü

Bir müşrik deve üzerinde meydana çıkıp çarpışmak için er diledi. Herkesin kendisinden çekindiğini, geri durduğunu görünce, dileğini üç kere tekrarladı. Bunun üzerine, Zübeyr b. Avvam ona doğru vardı. Devenin üzerine sıçrayıp adamın boğazına sarıldı. Devenin üzerinde boğuşmaya başladılar. Peygamberimiz Aleyhisselam: "Onu yere, aşağı doğru düşür!" buyurdu. Müşrik yere düşünce, Zübeyr b. Avvam onun üzerine çöküp başını gövdesinden ayırdı.[269]

Halid b. Velid´in Saldırıya Geçtikçe Püskürtülüşü

Halid b. Velid´in İslâm karargâhına sol yandan yaptığı hücum İslâm mücahidleri tarafından püskürtüldüğü gibi, okçular tepesine yaptığı her hücum da, okçuların püskürttükleri oklarla, boşa gider­ilmişti.[270]

Zülfikar´ın, Hakkını Yerine Getirmek Üzere Ebu Dücâne´ye Verilişi

İki taraf arasında çarpışma başladığı ve kızıştığı sırada idi ki,[271] Peygamberimiz Aleyhisselam, elinde tuttuğu kılıç hakkında "Bu kılıcı kim alır?" diye sorunca, sahabiler almak için ona doğru baktılar[272] ve:

"Ben! Ben!" diyerek onu almak üzere ellerini açtılar.[273]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Bu kılıcı, hakkını yerine getirmek üzere kim alır?" diye sorunca, onu almaktan çekindiler, geri durdular.[274]

Zübeyr b. Avvam, ayağa kalkıp:

"Ben alırım yâ Rasûlallah!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam ona vermeye yanaşmadı ve sorusunu tekrarladı.

Zübeyr b. Avvam, yine ayağa kalkıp:

"Ben alırım yâ Rasûlallah!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, yine ona vermeye yanaşmadı ve sorusunu tekrarladı.[275]

Bunun üzerine, Ensardan Ebu Dücâne Simâk b. Hareşe, ayağa kalkıp:

"Ben alırım yâ Rasûlallah!" dedi ve:

"Onun hakkı nedir?" diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Onun hakkı; eğilip bükülünceye kadar, düşmana onunla vurmandır![276]

Onunla Müslüman öldürmemen, kâfirin önünden kaçmamandır![277]

Allah sana onunla zafer veya şehitlik nasip edinceye kadar Allah yolunda çarpışmandır!" buyurdu.[278]

Ebu Dücâne:

"Ben onu, hakkını yerine getirmek üzere alıyorum yâ Rasûlallah!" dedi.[279]

Ebu Dücâne, çok cesaretli, savaşta gururlu ve onurlu bir zât idi.

Başına kırmızı sarığını sardığı zaman, halk onun çarpışacağını anlardı.

Ebu Dücâne, Peygamberimiz Aleyhisselamın kılıcını aldığı zaman da, kırmızı sarığını çıkarıp başı­na sardı ve İslâm saflarıyla müşriklerin safları arasında, kurula kurula, çalımlı çalımlı yürümeye başladı.

Peygamberimiz Aleyhisselam, onun böyle yürüdüğünü görünce:

"Bu bir yürüyüştür ki, Allah onu bu yerden başkasında sevmez!" buyurdu.[280]

Zübeyr b. Avvam derki:

"Resûlullah Aleyhisselamdan kılıcı daha önce almak istediğim halde bana vermeye yanaşmayıp Ebu Dücâne´ye verince, içimde bir burukluk duydum.

Kendi kendime:

"Ben onun halası Safiyye´nin oğluyum, Kureyştenim de!

Oysa ki, ben kalkıp Ebu Dücâne´den önce kılıcı kendisinden istemiştim.

O ise, beni bırakıp kılıcı ona verdi!?

Vallahi, Ebu Dücâne´nin ne yapacağını göreceğim!" dedim, arkasından gittim.

Ebu Dücâne, kırmızı sarığını çıkarıp başına sardı. Ensar:

´Ebu Dücâne, ölüm sarığını başına sardı!1 dediler.

O sarığını başına sardığı zaman, böyle derlerdi.[281]

Ebu Dücâne, kırmızı sarığını başına sarınca:

´Ben o er kişiyim ki; dağın eteğindeki hurmalıkta dostumla bulunduğum sırada, hiçbir zaman savaş saflarının gerisinde kalmamak üzere sözleşmişimdir!

Ben (vurduğuma) Allah´ın ve Resûlünün kılıcı ile vururum!´ recezini okumaya[282] ve karşısına çıkan herkesi kılıçtan geçirmeye başladı!

Kitap: 

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Kitap okuyor musunuz?:

Son yorumlar