Peygamberimizin(a.s.) Vefatı

Peygamberimiz Aleyhisselamın Ecelinin Yaklaşması ve Ahiret Yolculuğuna Hazırlanması

Peygamberimiz Aleyhisselam, Nasr sûresinin inişinden beri, ecelinin yaklaştığını öğrenmiş ve:

"Ey Allah´ım! Seni teşbih eder (eksik sıfatlardan uzak tutar) ve Sana hamd ü sena ederim!

Ey Allah´ım! Beni yarlığa! Şüphe yok ki, tevbeleri en çok kabul eden ve merhametli olan Sensin Sen!"

diyerek Allah´a hamd, teşbih ve istiğfara koyulmuş bulunuyordu.[1]

Hz. Âişe der ki:

"Resûlullah Aleyhisselam son zamanlarında:

´Sübhanallah ve bihamdihi, estağfirullahe ve etûbü ileyhi=Allah´ı her türlü noksanlardan uzak tutar, O´na Kendi hamdi ile hamd ederim. Allah´tan yarlıganmamı diler ve O´na tevbe ederim1 sözünü çoğaltın­ca:

´Yâ Rasûlallah! Ben ne diye ´Sübhanallah ve bihamdihi´ sözünü çoğalttığını görüyorum?

Sen bundan önce hiç böyle yapmazdın?´ dedim.

Resûlullah Aleyhisselam:

´Yüce Rabbim bana ümmetimde bir alâmet göreceğimi haber vermişti ki, o alâmeti gördüğüm zaman, Kendisine çok çok teşbih ve hamdiyle istiğfarda bulunacaktım.

İşte o alâmeti gördüm:

´Allah´ın yardımı ve fetih gelince, sen de insanların fevc fevc Allah´ın dinine gireceklerini görünce, hemen Rabbini hamdiyle teşbih et, O´nun yarlıgamasını dile! Şüphe yok ki, O, tevbeleri çok kabul edendir!´ [Nasr: 1-3] buyurdu."[2]

İbn Abbas der ki:

"Ömer b. Hattab beni meclisine Bedir savaşına katılmış yaşlı sahabilerle birlikte alırdı.

Bazısı buna içerlemiş olacak ki, kendisine:

´Bunu niçin bizimle birlikte alıyorsun?! Bizim onun kadar oğullarımız var!´ demiş.

Ömer de:

´O, bildiğiniz kimselerden değil!´ cevabını vermiş.

Yine bir gün, beni çağırıp onlarla birlikte meclise almıştı.

Sonradan anladım ki; o gün beni onlara göstermek için çağırmıştı.

´Yüce Allah´ın ´İzâ câe nasrullâhi vel feth...´ kelâmı hakkında ne dersiniz?´ diye sordu.

Bazıları:

´Bize yardım ve fetih ihsan edildiğinde Allah´ı hamd ve istiğfar etmemiz emrolunmustur´ dediler

Bazısı da sustu, birşey söylemedi.

Bana:

´Sen de mi böyle söylüyorsun ey İbn Abbas?1 diye sorunca, ben:

´Hayır!´ dedim.

´Ya ne diyorsun?1 diye sordu.

´Bu, Resûlullah Aleyhisselamın ecelidir. Ona bunu bildiriyor. ´Allah´ın yardımı ve fetih geldiği vakit, o, senin ecelinin alâmetidir. Artık Rabbini hamd ile tesbit et, O´nun yarlıgamasını dile! Şüphe yok ki, O, tevbeleri çok kabul edendir!´ buyuruyor´ dedim.

Ömer

´Benim bildiğim de, ancak senin söylediğindir´ dedi.[3]

Nasr sûresi Allah tarafından bir davetçi idi, Resûlullahın dünyaya vedası idi."[4]

"Bugün size dininizi ikmâl..." (Mâide: 3) mealli âyet nazil olduğu zaman Hz. Ömer ağlamış,

"Ne için ağlıyorsun!" diye sorulunca:

"Bu, kemâlden sonra noksan ifade eder! Bu, Peygamber Aleyhisselamın vefat edeceğini anlatıyor gibidir!" demişti.[5]

Peygamberimiz Aleyhisselam bir gün Hz. Fâtıma´ya gizlice:

"Cebrail heryıl Kur´ân´ı benimle bir kere mukabele ederdi. Bu yıl ise, iki kere mukabele etti.

Öyle sanıyorum ki, ecelim yaklaşmıştır!" buyurdu.[6]

Cebrail Aleyhisselamın Kur´ân-ı Kerîm´i Peygamberimiz Aleyhisselamla mukabele edişi, Ramazan aylarında idi.

Cebrail Aleyhisselam Ramazan ayında her gece iner, Kur´ân-ı Kerîm´i Peygamberimiz Aleyhisselamla başından sonuna kadar mukabele ederdi.[7] Peygamberimiz Aleyhisselamın vefatından önceki yılın Ramazan´ında ise, bu mukabele iki kere yapılmıştı.[8]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Veda Haccında Müslümanlarla vedalaştı.[9]

Veda Haccından dönerken, Gadîr-i Humm´daki hutbesinde de:

"Ey insanlar! Haberiniz olsun ki; ben de ancak bir insanım!

Çok sürmez, Yüce Rabbimin elçisi bana gelecek, ben de onun davetine icabet edeceğim!" buyur-m ustu.[10]

Hz. Abbas, bir gün:

"Vallahi, ben Resûlullah Aleyhisselamın içimizde ne zamana kadar sağ kalacağını öğreneceğim!" dedi ve ona.

"Yâ Rasûlallah![11] Görüyorum ki; halk seni hem bizzat, hem de ayaktozlanyla rahatsız ediyorlar![12]

Sen üzerine çıkıp oturacağın birşey,[13] bir taht,[14] halkın tozundan toprağından ve düşmanlardan seni koruyacak[15] bir çardak[16] edinsen,[17] halka oradan konuşma yapsan olmaz mı?" diye sordu.[18]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Vallahi, [19] çok sürmez,[20] onları çağıracağım.[21]

Onlar benim sırtımdan ridamı çekecekler.[22] Ökçeme basacaklar. Beni onların tozları bürüyecek. Nihayet Allah beni onlardan rahata erdirecektir!" buyurdu.

Hz. Abbas:

"Resûlullahın içimizde pek az kalacağını anladım.[23]

Uyurken, rüyamda arzı semaya iple sımsıkı bağlanıp çekilir gibi görmüş, bunu Resûlullah Aleyhisselama anlatmıştım.

Resûlullah Aleyhisselam:

´Bu, senin kardeşinin oğlunun vefatıdır!´ buyurdu" demiştir.[24]

Abdullah b. Mes´ud da:

"Peygamberimiz ve Sevgilimiz, vefatından bir ay önce bize vefatını haber verdi.[25]

´Yâ Rasûlallah! Senin ecelin ne zaman?´ diye sorduk.

´Ecel yaklaşmış; Allah´a, Cennetü´l-Me´vâ´ya, Sidretü´l-Müntehâ´ya, RefTku´l-AHâ´ya, Kandırıcı Doluya, N asib´e, mutlu ve kutlu yaşantıya dönüş yaklaşmış bulunmaktadır!´ buyurdu.[26]

´Yâ Rasûlallah! Seni kim yıkasın?´ diye sorduk.

´Ev halkımdan, yakınlık sırasına göre en yakın olanlar!1 buyurdu.

´Yâ Rasûlallah! Biz seni neyin içine sarıp kefenleyelim?´ diye sorduk.

´İsterseniz, şu elbisemin içine, yahut Mısır bezine veya kumaşına sarınız!´ buyurdu.

´Yâ Rasûlallah! Senin üzerine cenaze namazını kim kılsın?´ diye sorduk ve ağladık.

Kendisi de ağladı ve:

´Allah size rahmet etsin! Sizi peygamberinizden dolayı hayırla mükâfatlandırsın![27] Siz, beni yıkadığınız ve kefenlediğiniz zaman şu şeririmin üzerine ve şu evimin içindeki kabrimin kenarına koyunuz!

Sonra, bir müddet benim yanımdan çıkıp gidiniz!

Çünkü, benim üzerime, ilk önce iki dostum, Cebrail ve Mikâil, sonra İsrafil, sonra da yanında melek ordularıyla birlikte ölüm meleği Azrail namaz kılacaktır![28] Bundan sonra, takım takım giriniz, üzerime namaz kılınız ve salât ü selam getiriniz!

Fakat, överek, bağırıp çağırarak beni rahatsız etmeyiniz![29]

Üzerime namaz kılmaya önce ev halkımın erkekleri başlasın!

Sonra, onların kadınları kılsın!

Onlardan sonra da sizler kılarsınız![30]

Ashabımdan burada bulunmayanlara selam söyleyiniz!

Kıyamet gününe kadar şu kavmimden ve dinime, bana tâbi olacak olan kimselere de benden selam söyleyiniz!´

´Yâ Rasûlallah! Seni kabrine kimler koyacak?´ diye sorduk.

´Ev halkımla birlikte birçok melekler ki, onlar sizi görürler, fakat siz onları göremezsiniz!1 buyurdu."[31]

Vasile b. Eskâ´ der ki:

"Resûlullah Aleyhisselam, yanımıza çıkıp:

´Sanır mısınız ki, ben vefatça sizin sonuncunuzum?

Haberiniz olsun ki; ben vefatça sizden önceyimdir!

Sizler ardanda birbirinizi öldürür cemaatler halinde beni takip edeceksiniz!" buyurdu.[32]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Bakiyy Kabristanında Gömülü Mü´minler ve Uhud Şehitleri İçin Dua Edişi

Yüce Allah tarafından, Peygamberimiz Aleyhisselama:

"Git de, Bakiyy kabristanı halkı için dua et!" buyuruldu.

Peygamberimiz Aleyhisselam dua edip dönünce:

"Git de, Bakiyy kabristanı halkı için tekrar dua et!" buyuruldu.

Peygamberimiz Aleyhisselam gitti, onlar için:

"Ey Allah´ım! Bakiyy kabristanı halkını yarlığa!" diye dua etti.

Bakiyy kabristanından dönünce:

"Uhud şehitleri için de dua et!" buyuruldu.

Peygamberimiz Aleyhisselam Uhud´a gidip, Uhud şehitleri için de dua etti.[33]

Hz. Âişe´nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselam bir gece ridasını ve ayakkabısını çıkarıp ayak ucuna koydu.

İzarının bir kısmını döşeğinin üzerine serip uzandı.

Biraz kestirdikten sonra, ridasını yavaşça aldı, ayakkabısını yavaşça giydi, kapıyı açıp dışarı çıktı, yavaşça uzaklaştı.

Hz. Âişe de hemen başörtüsüyle başını örttü, izarıyla büründükten sonra Peygamberimiz Aleyhisselamın arkasından gitti.

Bakiyy kabristanına kadar Peygamberimiz Aleyhisselamı takip etti.

Peygamberimiz Aleyhisselam, bir müddet ayakta durduktan sonra, ellerini kaldırdı:[34]

"Selam olsun size ey mü´minler diyarı!

Sizler, bizden önce gitmiş bulunuyorsunuz!

İnşaallah, biz de size katılacağız!

Ey Allah´ım! Onların ecirlerinden bizi mahrum etme!

Onlardan sonra bizleri fitnelere uğratma!" diyerek dua etti.[35]

Peygamberimiz Aleyhisselam bir müddet durdu, sonra ellerini kaldırdı, el kaldırışını üç kere tekrar­ladıktan sonra geri döndü.

Peydam berim iz Aleyhisselam hızlı hızlı yürümeye başladı.

Hz. Aişe de hızlı yürüdü.

Peygamberimiz Aleyhisselam koşmaya başladı.

Hz. Âişe de koşmaya başladı.

Peygamberimiz Aleyhisselam eve yaklaştı.

Hz. Âişe, Peygamberimiz Aleyhisselamdan önce eve girip yatağına uzandı.

Sonra, Peygamberimiz Aleyhisselam içeri girdi. Girince, Hz. Âişe´ye:

"Ey Âişe! Neyin var? Ne için kuşkulandın?" diye sordu.

Hz. Âişe:

"Birşeyyokyâ Rasûlallah!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ya bana sen haber verirsin, ya da Latîf ve Habîr (herşeyden haberdar) bulunan Rabbim bana haber verecektir!" buyurdu.

Hz. Âişe:

"Baban, anam sana feda olsun yâ Rasûlallah! Onu sen bana haber ver!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Sen benim önümde bulunan karaltıyı gördüm mü?" diye sordu.

Hz. Âişe:

"Evet! Sırtıma vurup canımı acıttı!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Evet! Cebrail Aleyhisselam bana gelip senden habersizce ayrılmam için bana seslendi. Ben de, senin yanına varmadan habersizce ayrılmayı kabul ettim.

Sen elbiseni çıkarınca, seni uyudu sandım, uyandırmak istemedim. Sen korkarsın diye çekindim.

Yüce Rabbin Bakiyy kabristanındaki halka gidip kendileri için mağfiret dilemeni sana da emrediy­or!" buyurdu.

Hz. Âişe:

"Yâ Rasûlallah! Ben oraya gidip ne diyeyim?" diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"´Selam ve Allah´ın rahmeti bu diyara bizden önce, bizden sonra gelen mü´min ve Müslümanların üzerine olsun!

İnşaallah, bizler de gelip size katılacağız!´ de!" buyurdu.[36]

Peygamberimiz Aleyhisselam gecenin sonuna doğru Bakiyy kabristanına gidip:

"Selam olsun size ey mü´minler diyarı! İnşaallah, biz de size katılacağız!

Ey Allah´ım! Bakiyyu´l-Garkad halkını yarlığa!" diye dua etmeye başladı.[37]

Peygamberimiz Aleyhisselamın azadlısı Ebu Nüveyhibe der ki:

"Resûlullah Aleyhisselama Bakiyy kabristanında gömülü Müslümanlar için Allahtan mağfiret dilemesi emrolununca, üç kere geceleyin gidip mağfiret diledi.

İkinci gecede,[38] Resûlullah Aleyhisselam geceyansı adam gönderip beni çağırttı.[39]

Bana:

´Ey Ebu Nüveyhibe! Hayvanımın semerini vur![40]

Şu Bakiyy kabristanında gömülü halk için Allah´tan mağfiret dilemekliğim bana emrolündü. Sen de benimle git!´ buyurdu.[41]

Resûlullah Aleyhisselam hayvanına bindi, ben de yürüyerek[42] kendisiyle birlikte gittim.[43]

Bakiyy kabristanına varınca hayvanından indi, ben de hayvanını tuttum.[44]

Resûlullah Aleyhisselam, onların arasında durup:

´Esselâmü aleyküm ey kabirler halkı ![45]

İnsanların içinde sabahladığı şeylerden, sizin içinde sabahladığınız şey, sizin için daha mutludur![46]

Allah´ın sizleri ondan kurtarmış olduğunu bir bilseydiniz![47]

Birbiri ardınca kıt´alargibi karanlık geceler geliyor!

Onların sonradan gelenleri, öncekilerinden de kötü[48] ve baskındır!´ buyurdu.[49]

Sonra bana dönüp:

´Ey Ebu Nüveyhibe! Bana dünya hazinelerinin anahtarları ve dünyada temelli kalmak, sonra da Cennet verildi!

Ben bununla Rabbime kavuşmak ve Cennet arasında muhayyer kılındım.

Bunlardan birisini tercih etmekte serbest bırakıldım.[50]

Ben de, Rabbime kavuşmayı ve Cenneti tercih ettim!´ buyurdu.[51]

Kendisine:

´Babam, anam sana feda olsun! Sen dünya hazinelerinin anahtarlarını ve dünyada temelli kalmayı, sonra da Cenneti seçip alsaydınya!" dedim.

Resûlullah Aleyhisselam:

´Hayır! Vallahi ey Ebu Nüveyhibe! Ben Rabbime kavuşmayı ve Cenneti tercih etmiş bulunuyorum!´ buyurdu.

Bakiyy kabristanında gömülü Müslümanlar için Allah´ın mağfiretini diledikten sonra, döndü."[52]

Hz. Âişe de der ki:

"Resûlullah Aleyhisselamdan:

´Dünya ile ahiret arasında muhayyer kılınıp birini seçmekte serbest bırakılmadıkça hiçbir peygam­ber vefat etmez!´ buyurduğunu hep işitir dururdum.

Peygamber Aleyhisselamın ahiret âlemine alınmasına sebep olan buhha´ya tutulup nefes borusu­nun tıkandığı ve sesinin kalınlaştığı zaman:

´...Allah´ın kendilerine nimetlerverdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle, salihlerle birlikte! Onlar ne iyi arkadaştırlar!´ [Nisa: 69] mealli âyeti okuduğunu Peygamber Aleyhisselamdan işittim.

Sanırım ki; Peygamber Aleyhisselam o zaman[53] dünya ile ahiret arasında[54] muhayyer kılınmış, ikisinden birini tercihte serbest bırakılmıştı."[55]

Bakiyyü´l-Garkad´da gömülü Müslümanlar için dua ettiği gibi,[56] Uhud şehitleri için de dua ve istiğ­far etmesi, Peygamberimiz Aleyhisselama Allah tarafından emredilmişti.[57]

Peygamberimiz Aleyhisselam, bir gün Uhud´a gitti, Uhud şehitleri için dua etti.[58]

Sonra, dönüp minbere çıktı.[59]

Ölülere ve dirilere veda eder gibi,[60] buyurdu ki:

"Ben, sizin Kevser havuzuna ilk erişeniniz, karşılayanınız olacağım ![61]

Kevser havuzunun genişliği Eyle ile Cuhfe arasındaki mesafe gibidir.[62]

Sizinle buluşma yerimiz, Havuzdur![63]

Ben sizin hakkınızda şehadet edeceğim!

Ben şu anda havuzumu görüyorum![64]

Şu anda bana yerin hazineleri, yerin anahtarları verildi!

Vallahi,[65] ben sizin için, benden sonra müşriklere dönersiniz diye korkmam!

Fakat, ben sizin için[66] dünyaya kapılır ve onun üzerinde[67] birbirinizi kıskanırsınız,[68] birbirinizi öldürürsünüz ve sizden öncekilerin yok olup gittikleri gibi siz de yok olup gidersiniz diye korkanım!" buy urdu.[69]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hastalığını Hz. Âişe´nin Evinde Geçirmesine Muvâfakat Edilişi

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Meymûne´nin evinde yedi gün oturdu.[70]

Bir gün, bütün zevcelerini yanına çağırdı.[71] Hastalığını Hz. Aişe´nin evinde geçirmesi için kendi­lerinden muvafakat istedi.[72]

Onlara:

"Ben yarın neredeyim?" diye sordu.

Nerede olacağını haber verdiler.

Bazıları da:

"Resûlullah Aleyhisselam ancak Ebu Bekir´in kızının gününü ister!" dediler ve muvafakat ettiler ve:

"Yâ Rasûlallah! Sana helâldir, bizler ancak kızkardeşleriz! (Bu hususta kıskançlık etmeyiz!)" dedil­er.

Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:

"Sizler, böyle yapmamı (hastalığımı Âişe´nin evinde geçirmemi) bana helâl ediyor musunuz?" diye sordu.

"Evet!" dediler.

Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam ridasını omuzuna aldı.[73]

Hz. Âişe der ki:

"Peygamber Aleyhisselamın hastalığı ağırlaşıp da ağrısı şiddetlendiği zaman, benim evimde bakıl­mak üzere zevcelerinden izin istedi, onlar da izin verdiler.

Bunun üzerine, Peygamber Aleyhisselam birtarafinda Abbas, diğer tarafında da başka biri[74] olduğu halde ayakları yerde sürünerek çıktı.[75] Peygamber Aleyhisselamın benim evimde kalacağını işitince, acele kalkıp evime çekildim.

O sırada bir hizmetçim de bulunmuyordu.

Peygamber Aleyhisselam için, yastığının içi ızhır otundan doldurulmuş bir döşek serdim.[76]

Peygamber Aleyhisselam eve gelip de ağrısı şiddetlendikten sonra:[77]

´Muhtelif yedi kuyu suyundan[78] üzerime, ağız bağları çözülmedik yedi kırba su dökünüz! Böylelikle, vücudumda biraz hafiflik bulup belki halka vasiyette bulunabilirim´ buyurdu.

Bunun üzerine, Peygamber Aleyhisselam zevcesi Hafsâ´nın malı olan bir leğen içine oturtuldu.

Sonra, o kırbaların suyunu üzerine dökmeye başladık.

Nihayet:

´Artık yetişir!´ diye bize işaret buyurdu."[79]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hastalığının Ne Zaman Başlayıp Ne Kadar Sürdüğü, Hastalığının
Ne Gibi Hastalıklar Olduğu

Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı Safer ayının son gecesinde,[80] Çarşamba günü,[81] Bakiyyu´l-Garkad kabristanına gidip evine döndükten sonra başağrısı ile başlamıştır.[82] Hz. Âişe der ki:

"Resûlullah Aleyhisselam Bakiyy kabristanından dönünce, beni de başı ağrır bir halde bulmuştu.[83] Ben:

´Vay başım!1 diyordum Resûlullah Aleyhisselam:

´Vallahi yâ Âişe! Vay başım, diye ben demeliyim!´ buyurdu."[84] Resûlullah Aleyhisselamın başağnsı gittikçe ilerliyordu.[85] Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı onüç gün sümnüştür.[86] Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalıkları:

Zehirlenme

Humma (şiddetli sıtma),

Buhha (nefes borusunun tıkanıp sesin kalınlaşması ve boğuklaşması) idi.

Hz. Âişe, Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı sırasında kendisine:

"EyÂişe! Hayber´de tatmış olduğum zehirli etin acısını zaman zaman duyuyorum. Şu anda kalbimin damarının koptuğunu duymaktayım!" dediğini haber vermiştir.[87]

Enes b. Malik de:

"Resûlullah Aleyhisselamın küçük dili üzerinde bu zehrin izini ve tesirini görür dururdum" demiş­tim. [88]

Ümmü Bişr b. Berâ´ da der ki:

"Resûlullah Aleyhisselam vefatlarıyla sonuçlanan hastalığa tutuldukları zaman, yanına varmıştım.

Kendisi humma nöbeti geçiriyordu.

Alnına elimle dokundum ve:

´Yâ Rasûlallah! Ben seni hiç kimsenin tutulmadığı hummaya tutulmuş görüyorum!´ dedim.

Resûlullah Aleyhisselam:

´Bize verilecek ecir ve mükâfat kat kat olduğu gibi, ibtilâlalar da bize böyle kat kat olur!´ buyurdu ve:

´Halk benim hastalığıma ne diyor?1 diye sordu.

´Halk, Resûlullahtaki hastalıkzâtülcenptir, diyorlar1 dedim.

Resûlullah:

´Allah bana o hastalığı musallat kılmış değildir.

Bu, ancak halka şeytanın bir telkin ve vesvesesidir´ buyurdu.[89]

´Yâ Rasûlallah! Sen bu hastalığın neden ileri geldiğini sanıyorsun?

Ben oğlumun ölümünün ancak Hayber´de seninle birlikte yemiş olduğu zehirli koyun kebabından ileri geldiğini sanıyorum´ dedim.

Resûlullah Aleyhisselam:

´Ey Ümmü Bişr! Ben de bu hastalığımın ancak ondan ileri geldiğini sanıyorum![90]

Hayber´de oğlunla tatmış olduğum zehirli etin acısından şu anda kalb damarımın koptuğunu duy­maktayım.[91]

Zaman zaman onun ağrısını, sızısını duyuyorum dur!´ buyurdu."[92]

Ebu Ubeyde´nin halası ve Huzeyfe´nin kızkardeşi Fâtıma Hatun da der ki:

"Kadınlarla birlikte Resûlullah Aleyhisselamın hastalığını yoklamaya gitmiştik.

Resûlullahı humma hararetinin şiddetinden sanki asılı bir sudan üzerine hep su damlıyormuş gibi buldum!

´Yâ Rasûlallah! Şifa bulman için Allah´a dua etsen!´ dedik.

Resûlullah Aleyhisselam:

İnsanların en ağır ibtilâya uğrayanları peygamberlerdir.

Sonra, derecelerine göre, onlardan sonra gelenlerdir´ buyurdu."[93]

Ebu Saîd el-Hudrî de, Peygamberimiz Aleyhisselamı hastalığı sırasında ziyarete gelmişti.

Peygamberimiz Aleyhisselamın üzerinde bir şilte örtülü idi.

Ebu Saîd el-Hudrî şiltenin üzerine elini koyduğu zaman, Peygamberimiz Aleyhisselamın vücudunun hararetini şiltenin üzerinden hissedip:

"Humman ne kadar da şiddetlidir!?" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Bize ibtilâ böyle ağırlaştırılır, ecrimiz de kat kat verilir!" buyurdu.

Ebu Saîd el-Hudrî:

"İnsanların en ağır ibtilâya uğrayanları kimlerdir?" diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Peygamberlerdir!" buyurdu.

Ebu Saîd el-Hudrî:

"Sonra kimlerdir?" diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Salihlerdir!" buyurdu.[94]

Abdullah b. Mes´ud da:

"Peygamber Aleyhisselamın hastalığında vücudu hummanın hararetinden şiddetle sarsıldığı sırada yanına varmıştım.

´Yâ Rasûlallah! Sen çok şiddetli bir hummaya tutulmuşsun!´ dedim.

Resûlullah Aleyhisselam:

´Evet! Ben sizden iki kişinin humması gibi hummaya tutuldum!´ buyurdu.

´Şüphe yok ki, sana iki ecir var!1 dedim.

Resûlullah Aleyhisselam:

´Evet, öyledir. Hastalığa tutulan hiçbir Müslüman yoktur ki, Allah onun kusur ve günahlarını ağacın yapraklarının döküldüğü gibi dökmesin!´ buyurdu" demiştir.[95]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Bir Yazı Yazdırmak İçin Kalem ve Kağıt Getirilmesini İstemesi

Saîd b. Cübeyr der ki:

"İbn Abbas:

´Perşembe günü! Nedir Perşembe günü?1 dedi.[96]

Sonra da ağlamaya başladı.

Gözyaşlarının inci taneleri gibi iki yanağına döküldüğünü gördüm. [97]

Kendisine:

´Ey İbn Abbas! Nedir bu Perşembe günü?1 diye sordum. [98]

İbn Abbas:

´Resûlullah Aleyhisselamın hastalığının şiddetlendiği gündür! [99]

Resûlullah Aleyhisselam, hastalandığı ve evinde de Ömerb. Hattab gibi bazı zâtlar bulunduğu sıra-da: [100]

´Bana kalem ve kağıt getiriniz de, size bir yazı yazayım ki, bundan sonra hiçbir zaman dalâlete düşmeyesiniz, doğru yoldan sapmayasınız!´ buyurmuştu. [101]

Ömer b. Hattab:

´Resûlullah Aleyhisselam a hastalığı baskın gelmiştir.

Yanınızda Kur"ân var! Allah´ın Kitabı bize yeter!´ dedi.

Bunun üzerine ev halkı anlaşmazlığa düştüler ve tartışmaya başladılar. [102]

Kadınlardan birisi:

´Resûlullah Aleyhisselama istediğini getiriniz!´ dedi.

Ömer b. Hattab:

´Sus! Siz onun sahibelerisiniz!

O hastalandığı zaman gözlerinizi sıkar, yaş çıkarırsınız! Sıhhatli olduğu zaman da boynundan tutarsınız (boğazını sıkarsınız)!´ dedi. [103]

Peygamberimiz Aleyhisselamın zevcesi Zeyneb de:

´Size bir ahid yazdırmak isteyen Peygamber Aleyhi sselamı ne diye dinlemiyorsunuz?1 dedi. [104]

Kimisi:

´Resûlullah Aleyhisselam sizin için yazacağını yazsın! [105] Kalem ve kâğıdı kendisine yak-laştırınız! [106]

Sizin için bir yazı yazsın da, hiçbir zaman yolunuzu şaşımnayasınız!1[107] diyor, kimisi de:

´Ömer´in dediği yerindedir!´ diyordu. [108]

Resûlullah Aleyhisselamın yanında[109] anlaşmazlığı çoğaltıp sözleri birbirlerine karıştırdı klan[110] ve Resûlullah Aleyhisselama baygınlık getirdikleri zaman, [111] Resûlullah Aleyhisselam:

´Yanımdan kalkınız![112]

Benim yanımda niza olmaz! [113]

Beni kendi halime bırakınız!

Benim şu içinde bulunduğum hal, sizin beni davet ve meşgul ettiğiniz şeylerden hayırlıdır!´ buyur­dun [114]

Ne büyük musibettir o musibet ki; anlaşmazlıklara düşmek ve sözler birbirine karıştırılmak yüzün­den Resûlullah Aleyhisselamla onlar için yazacağı yazı arasına girilmiştir. [115]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ali´ye Yazdırmak İstediği Şeyler

Hz. Ali der ki:

"Resûlullah Aleyhisselam, ağırlaştığı zaman:

´Ey Ali! Bana bir kürek kemiği getir de, benden sonra ümmetimi doğru yoldan saptırmayacak şeyi onun içine yazayım´ buyurdu. [116]

Resûlullah Aleyhisselamın başı kollarımın arasında bulunuyordu. [117]

Gidip gelinceye kadar kendisini kaybetmekten korktuğum için: [118]

´Ben, buyuracaklarını ezberimde tutarım!´ dedim. [119]

´Namaz kılmaya, zekat vermeye devam etmenizi, ellerinizdeki kölelerin haklarını gözetmenizi tavsiye ederim!´ buyurdu. [120]

´Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûluh´ diyerek şehadette bulunmayı da emretti.

´Bu iki gerçeğe şehadette bulunana, Cehennem ateşi haram olur´ buyurdu." [121]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Osman´la Gizli Konuşması

Peygamberimiz Aleyhisselam, ziyaretine gelen Hz. Osman´ı görünce, ona:

"Yakınıma gel!" buyurdu.

Hz. Osman, yaklaşıp Peygamberimiz Aleyhisselamın üzerine eğildi.

Peygamberimiz Aleyhisselam ona gizlice birşey söyledi.

Hz. Osman başını kaldırınca, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Sana söylediğim şeyi anladın mı?" diye sordu.

Hz. Osman:

"Evet!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam ona tekrar

"Yakınıma gel!" buyurdu.

Hz. Osman, Peygamberimiz Aleyhisselamın üzerine tekrar eğildi.

Peygamberimiz Aleyhisselam yine ona gizlice birşey söyledi.

Hz. Osman başını kaldırınca, Peygamberimiz Aleyhisselam ona:

"Sana söylediğim şeyi anladın mı?" diye sorunca, o da:

"Evet, onu kulağım işitti, kalbim de ezberledi!" diye cevap verdi.

Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam ona:

"Haydi git!" buyurdu.[122]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ebu Bekir Hakkında Yazı Yazdırmak İstemesi

Peygamberimiz Aleyhisselam, rahatsızlığı ağırlaştığı sırada, Abdurrahman b. Ebu Bekir´e:

"Bana kalem kağıt getir de, Ebu Bekir için bir yazı yazayım (yazdırayım) ki, onun üzerinde anlaş­mazlığa düşülmesin!" buyurdu.

Abdurrahman b. Ebu Bekir kalem kağıt getirmek için kalkınca:

"Otur! Ebu Bekir üzerinde anlaşmazlığa düşülmesine Allah da, Müslümanlar da razı olmaz!" buyur­du.[123]

Sonra, Hz. Âişe´ye:

"Bana baban Ebu Bekir´i ve senin kardeşini çağır, bir yazı yazayım, yazdırayım.

Çünkü, ben bir heveslinin heveslenip:

´Ben bu işe herkesten önce gelirim!´ demesinden korkuyorum! [124]

Oysa ki, Allah da, mü´minler de Ebu Bekir´den başkasına razı olmaz!" buyurdu. [125]

Peygamberimiz Aleyhisselam "Bana Ebu Bekir´i çağırınız" buyurduğu zaman, Hz. Ömer´i çağır­mışlardı.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ayılınca tekrar:

"Bana Ebu Bekir´i çağırınız!" buyurdu.

Yine Hz. Ömer´i çağırdılar.

Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Herhalde sizler de Yusuf Aleyhisselam m sahibeleri olan kadınlar takımındansınız!"* buyurdu. [126]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Bir Uyarısı

Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı sırasında yanında konuşulurken, Hz. Ümmü Seleme ile Hz. Ümmü Habibe, Habeş ülkesinde içinde suretler bulunan bir kilise gördüklerini anlattılar.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Gerçekten de onlar içlerinde iyi bir kimse bulunur da ölürse, onun kabri üzerine bir mescid yaparlar, o suretleri bu mescide asarlardı.

Onlar, Kıyamet gününde Allah katında yaratıkların en kötüleri olacaklardır!" buyurdu. [127]

Peygamberimiz Aleyhisselam, vefatından beş gün önce, 8 Rebiülevvel Perşembe günü de:

"Dikkat ediniz! Sizden önceki kimseler, peygamberlerinin ve salih kişilerinin kabirlerini mescidler haline getirirlerdi.

Sizler sakın kabirleri mescid haline getirmeyiniz!

Ben sizi böyle şeyden men ederim! [128]

Allah´ın laneti Yahudilerle Hıristiyanlara olsun ki, onlar peygamberlerinin kabirlerini mescid edindil-er. [129]

Allah peygamberlerinin kabirlerini mescidler edinen kavmi kahretsin! [130] Arap yanmadasında, [131] Arap toprağında[132] iki din bırakılmayacaktır!" buyurdu. [133]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Müslümanlara Son Hitap ve Tavsiyeleri

Ensardan Numan b. Beşir´in bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı ağıriaştığı zaman, halk: "Ondan sonra bu işi kim yönetecek?" diye konuşmaya başladılar.

Kimisi: "Ebu Bekir yönetir!"

Kimisi de: "Übeyy b. Ka´b yönetir!" dediler.

Numan b. Beşir, Übeyy b. Ka´b´ın yanına varıp, ona: "Ey Übeyy! Halk Ebu Bekir´i Resûlullah Aleyhisselamın yerine halife yapmak istiyorlar!?

Hemen gidip bu işin ne olacağına bakalım!" dedi.

Übeyy b. Ka´b: "Benim bu hususta Ensar hakkında birşey işitmişliğim yoktur!

Allah onu vefat etti rincey e kadarda ben bunu kendisine anıcı değilim!" dedikten sonra, Numan b. Beşir´le birlikte gittiler.

Sabah namazından sonra kendisine çanak içindeki çorbadan yudumlattıkları sırada Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına girdiler.

Peygamberimiz Aleyhisselam, çorbasını içmekten boşalınca, Übeyy´e dönüp: "Bu sana ne söylemişti?" diye sordu.

Übeyy b. Ka´b: "Bizi (Muhacirlere) tavsiye buyur!" dedi. [134]

Hz. Ebu Bekir´le Hz. Abbas, Ensar meclislerinden bir meclise uğramışlardı. Ensarın ağladıklarını görünce, onlara: "Niçin ağlıyorsunuz?" diye sordular.

Onlar da: "Resûlullah Aleyhisselamın huzurunda bulunduğumuz günleri hatırladık!" dediler.

Hz. Ebu Bekir´le Hz. Abbas gelip bunu Peygamberimiz Aleyhisselama haberverdiler. [135]

"Ensarın kadınları erkekleri Mescidde ağlıyorlar!" denildi.

Peygamberimiz Aleyhisselam: "Onlar niçin ağlıyorlar?" diye sordu. "Sen öleceksin diye korkuyor­lar!" dediler. [136] O sırada, Fadl b. Abbas Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına girmişti.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona: "Ey Fadl! Şu sarığı başıma sar!" buyurdu.

Fadl b. Abbas sarığı sarınca, [137] ona: "Tut elimden!" buyurdu. O da, Peygamberimiz Aleyhisselamın elinden tuttu. [138]

Peygamberimiz Aleyhisselam, büyük bir ridayı sarınıp bürünmüş ve başını da boz bir sank ile bağlamış olduğu halde[139] minbere oturdu; [140] ki bu, Peygamberimiz Aleyhisselamın minbere son otu­ruşu idi. [141]

Peygamberimiz Aleyhisselam bu günden sonra bir daha minbere çıkmadı. [142] Minbere çıkınca, Fadl b. Abbas´a:

"Halka seslen!" buyurdu. Fadl b. Abbas seslenince, Müslümanlar Mescidde toplandılar. [143] Mescid Müslümanlarla doldu.

Peygamberimiz Aleyhisselam, kelime-i şehadet getirdikten sonra: [144]

"Ey insanlar! Ben size olan nimetinden dolayı O Allah´a hamd ederim ki, Kendisinden başka hiçbir ilah yoktur!" diyerek[145] Allah´a hamd ü seneda bulundu. [146]

Her zaman yaptığı gibi, Uhud günü şehit düşen Müslümanlar için de Allah´tan mağfiret diledi. [147] Sonra: "Ey insanlar! Yakınıma geliniz!" buyurdu. Müslümanlar Peygamberimize doğru geldiler. [148]

"Ey insanlar! Bana haber verildiğine göre sizler, Peygamberinizin vefat edeceğinden korkuyormuş-sunuz!

Benden önce gönderilip ümmeti içinde temelli kalmış bir peygamber var mıdır ki, ben de içinizde temelli kalayım?! İyi biliniz ki; ben Rabbime kavuşacağım! O´na siz de kavuşacaksınız! İlk Muhacirlere karşı hayırlı olmanızı, onların da aralarında birbirlerine karşı hayırlı olmalarını tavsiye ederim!

Yüce Allah:

´Asra andolsun ki, muhakkak insan kesin bir ziyandadır!

Ancak iman edenlerle güzel ve yararlı amellerde bulunanlar, bir de, birbirlerine hakkı tavsiye, sabrı tavsiye edenler böyle değildir´ [Asr: 1-3] buyurmuştur.

Muhakkak ki, bütün işler Yüce Allah´ın izniyle cereyan eder. Geç olacak şeyleri acele istemeniz birşey sağlamaz! Çünkü, Yüce Allah hiç kimsenin acele etmesiyle acele etmez!

Allah, Kendisini yenmeye kalkanı yener, mahveder! Aldatmaya kalkanı da zararlı çıkarır!

´Demek, idareyi ve hâkimiyeti ele alırsanız hemen yeryüzünde fesat çıkaracak, akrabalık münase­betlerini bile keseceksiniz, öyle mi?!´ [Muhammed: 22] [149]

Hiçbir peygamber, arkasında bir cemaat bırakmadıkça vefat etmemiştir. Ben de, sizin içinizde Ensarı bıraktım.

Allah´tan sakınmanızı ve onlara karşı iyi davranmanızı tavsiye ederim. Bilirsiniz ki, onlar mallarını sizinle bölüştüler! Size darlıkta da, bollukta da iyilik ve yardım ettiler! Onların hakkını tanıyınız! [150]

Çünkü, onlar sizden önce Medine´yi yurt ve iman evi edinmiş ve siz Muhacirlere iyilik etmiş olan kimselerdir. Onlar, meyve ve mahsullerini sizinle bölüşmediler mi? Onlar size yurtlarında yervermediler mi?

Kendileri muhtaç oldukları halde, sizi kendilerine tercih etmediler mi? [151] Ey Muhacirler cemaati! Siz çoğalmış olduğunuz halde sabaha çıktınız! Ensar ise çoğalmamış olarak sabaha çıktılar.[152] Ey Muhacirler cemaatin[153] İyi biliniz ki, Ensar cemaati gitgide azalacaklar, [154] hatta yemek içindeki tuz gibi olacaklar! [155] Sizler ise çoğalacaksınız! [156] Başka insanlar da çoğalacaklar! [157]

Ensara karşı iyi davranmanızı size tavsiye ederim[158] Çünkü onlar benim sırdaşlarım, [159] sığı­nağım ve barınağım oldular. [160] Onlar, üzerlerine aldıkları yardım vazifesini tamamıyla yerine getir­mişlerdir. Kendilerine ancak mükâfat verilmesi kalmıştır. [161]

Sizden, [162] Muhammed ümmetinden herkim bir iş başına geçer de bir kimseye zarar veya yarar vermeye gücü yetecek hale gelirse, [163] Ensardan iyilik edenlerin iyiliğini kabul, kötülük edenlerin de kötülüğünü affetsin! [164] Onların iyilerine iyilik ediniz! Kötülüklerinden de geçinizl[165] İyi biliniz ki, ben siz­den önce gidecek, sizi bekleyeceğim! Siz de gelip bana kavuşacaksınız! Dikkat ediniz! Sizinle buluşma yerimiz Havuz başıdır! Yarın benimle buluşmak isteyen, elini ve dilini günahtan çeksin! Ey insanlar! Günah, nimetlerin değiştirilmesine sebeb olur. Halk iyi olduğu zaman, yöneticileri de iyi olur. Halk kötü olduğu zaman, yöneticileri de kötü olur. [166]

Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah´a yemin ederim ki, [167] ben şu saatte Havuzumun üzerinde duruyor, [168] şu bulunduğum yerden Havuzuma bakıyorumdur! [169]

Sânı yüce olan[170] Allah, bir kulunu dünya ile, [171] dünya zineti ile,[172] istediği[173] dünya nimetleri­ni kendisine vermekle[174] Kendi katındaki nimetler arasında muhayyer ki İdi. Bunlardan birisini seçmek­te serbest bıraktı. O kul da[175] ahireti, [176] Allah katında olanı tercih etti, seçti" buyurdu. [177] Hz. Ebu Bekir, Peygamberimiz Aleyhisselamın kendisinden bahsettiğini anladı. [178] Cemaat içinde Hz. Ebu Bekir´den başka hiç kimse Peygamberimiz Aleyhisselamın maksadını anlayamadı. [179] Hz. Ebu Bekir ağlamaya başladı. [180] Gözleri yaşla doldu. [181] Ağlayarak: [182] "Babam, anam sana feda olsun[183] yâ Rasûlallah! Sana babalarımızı, analarımızı, [184] canlarımızı, m allarımızı,[185] evlatlarımızı[186] feda eder­iz!" dedi. [187] Mescidde bulunan Müslümanlar, Hz. Ebu Bekir´in ağladığını görünce:

"Resûlullah Aleyhisselam dünya hayatıyla Rabbine kavuşma arasında Rabbi tarafından muhayyer kılınan ve Yüce Rabbine kavuşmayı tercih eden salih bir kişiden bahsederken, şu şeyhin ağlama haline şaşmaz mısınız?!" dediler. Halbuki o, Resûlullah Aleyhisselamın söylediği sözün mânâsını onlardan daha iyi biliyordu. [188]

Ebu Saîd el-Hudrî der ki: "Ben kendi kendime: ´Allah´ın bir kulunu dünya nimetiyle ahiret nimetleri arasında muhayyer bırakmasında, onun da ahireti tercih etmesinde ne var ki, şu şeyhi ağlatıyor?!" demiş, [189] ona: "Ey Ebu Bekir! Sen bir kulun dünya ile ahiret arasında muhayyer kılınıp onun da ahireti tercih edişine ne diye ağlıyorsun?" diye sormuştum. [190] Meğer, muhayyer kılınan kul Resûlullah Aleyhisselammış! Bunu, Ebu Bekir bizden daha iyi biliyormuş! [191]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Ebu Bekir´e bakıp: [192] "Ey Ebu Bekir! Ağlama [193]

Ey insanlar! [194] İnsanlardan; [195] canında, [196] malında, [197] arkadaşlığında[198] bana karşı Ebu Bekir b. Ebu Kuhâfe´den daha fedakâr ve cömert davranan bir kimse yoktur. [199]

Eğer, Rabbimden başka, [200] insanlardan dost tutmuş olsaydım, muhakkak ki Ebu Bekir´i dost tutardım! Fakat, İslâm kardeşliği[201] daha üstündür! [202] Haberiniz olsun ki, [203] sahibiniz, Yüce Allah´ın dostudur! [204] (Evlerinizden) şu Mescide açılan kapıları kapatınız! Yalnız Ebu Bekir´in kapısı açık kalsın! [205] Ben Ebu Bekir´in kapısının üzerinde bir ışık, başka kapıların üzerinde ise karanlık görüyo­rum ![206] Nihayet, ben de bir insanım! [207] Aranızdan bazı kimselerin hakları bana geçmiş olabilir! [208] Ben kimin malından ne almışsam, işte malım, o da gelsin alsın! İyi biliniz ki; benim katımda sizin en önde geleniniz, [209] en sevgili olanınız, [210] varsa hakkını benden alan veya hakkını bana helâl eden[211] kişidir ki, Rabbime onun sayesinde helâlleşmiş olarak, [212] gönül hoşluğu ve rahatlığı ile[213] kavuşa-cağımdır! [214]

Hiç kimse ´Resûlullahın kin ve düşmanlık beslemesinden korkarım!´ diyemez! [215] İyi biliniz ki; [216] kin ve düşmanlık beslemek asla benim huyumdan ve halimden değildir! [217] Ben aranızda durup bu sözümü tekrarlamaktan kendimi müstağni göremiyorum!" buyurduktan sonra, sözlerini tekrarladı. [218]

Bunun üzerine, bir adam ayağa kalktı: [219] "Senden bir isteyici istekte bulununca, sen ona üç dirhem vermemi emretmiştin, ben de vermiştim" dedi. [220]

Peygamberimiz Aleyhisselam: "Doğru söylüyorsun dur! Ey Fadl b. Abbas! Buna üç dirhem ver!" buyurdu. [221]

"Ey Allah´ım! Ben ancak bir insanım! Müslümanlardan hangi kişiye ağır bir söz söylemiş, veya bir kamçı vurmuş, veya lanet etmişsem, Sen bunu onun hakkında temizliğe, ecre ve rahmete ermesine vesile kıl! [222]

Allah´ım! Ben hangi mü´mine ağır bir söz söylemişsem, Sen o sözümü Kıyamet gününde o mü´min için Sana yakınlığa vesile kıl!" diye dua etti. [223]

Sonra da: "Ey insanlar! Kimin üzerine geçmiş bir hak varsa, o, onu hemen ödesin, dünyada rüs-vay olurum demesin! İyi biliniz ki; dünya rusvaylığı ahiret rusvaylığmdan hafiftir" buyurdu. [224]

Bunun üzerine, bir adam ayağa kalktı ve: ´Yâ Rasûlallah! Ben Allah yolunda savaş ganimetine hıyanet etmiş, üzerime üç dirhem geçirmiştim!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona: "Sen bu hıyaneti ne için yaptin?" diye sordu.

Adam: "Ona ihtiyacım vardı" dedi. Peygamberimiz Aleyhisselam "Ey Fadl b. Abbas! Bu kişiden Beytü´l-mâl (hazine) hesabına üç dirhem teslim al!" buyurdu. [225]

Peygamberimiz Aleyhisselam: "Ey insanlar! [226] Nefsinden korkan varsa, ayağa kalksın da, kendisi için dua edeyim!" buyurdu. Bunun üzerine, bir adam ayağa kalktı: [227] "Yâ Rasûlallah! Ben çok pintiyim, korkağım, çok da uykucuyum! Allah´a dua et de, benden pintiliği, korkaklığı ve uykuculuğu girersin!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam ona dua etti. [228] Sonra, bir adam ayağa kalktı ve: "Yâ Rasûlallah! Ben çok yalancıyım! Çirkin sözlü, çirkin işliyim! Hem de uykucuyum!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam: "Ey Allah´ım! Ona doğru sözlülük ve iman olgunluğu nasip et! Uyumak istedikçe, kendisinden uykuyu gider!" diye dua etti.

Daha sonra, bir adam ayağa kalktı ve: "Vallahi yâ Rasûlallah! Ben de çok yalancıyım! Hem de münafıkım! Benim işlemediğim hiçbir kötülük yoktur!" dedi.

Hz. Ömer, ona: "Be adam! Kendini rezil ve rüsvay ettin!" dedi. Peygamberimiz Aleyhisselam: "Ey İbn Hattab! Dünya rusvaylığı ahiret rusvaylığmdan hafiftir!" buyurdu ve adam için de: "Ey Allah´ım! Ona doğru sözlülük ve iman olgunluğu nasip et! Kendisinin kötü işlerini hayra çevir!" diyerek dua etti. [229]

Sonra, bir kadın ayağa kalkıp: "Bende şöyle şöyle haller var! Allah´a dua et de, benden bu halleri gidersin!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona: "Sen Âişe´nin evine git!" buyurdu. [230] Sonra, minberden indi. [231] Hz. Âişe´nin evine dönünce, kadının başına asasını koyduktan sonra, ona dua etti. Hz. Âişe, kadın daha yanından ayrılmadan Peygamberimiz Aleyhisselamm duasının tesirini gördüğünü söyler. [232]

Mescide Açılan Kapılardan Hz. Ebu Bekir´in Kapısının Bırakılıp Başkalarının Kapatılışı

Mescidin çevresindeki evlerin kapılarından Hz. Ebu Bekir´in kapısından başkaları kapatıldı. [233] Hz. Ömer:

"Yâ Rasûlallah! Benim kapımı bırak, kapattırma da, onu açıp senin namaza çıktığına bakayım!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Hayır!" buyurdu.

Hz. Abbas:

"Yâ Rasûlallah! Adamların kapılarını mescide ne için kapadın?" diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ey Abbas! Ben ne kendiliğimden açtim, ne de kendiliğimden kapattım!" buyurdu.[234]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Evinde Kıldırdığı En Son Namaz

Peygamberimiz Aleyhisselam in hastalığı sırasında kıldırdığı en son namaz, akşamı namazı idi.

Hz. Abbas´ın zevcesi Ümmü´l Fadl binti Haris:

"Resûlullah Aleyhisselam, elbisesini giyinmiş olduğu halde Ve´l-Mürselât suresini okuyarak evinde akşam namazı kıldırdı.

Bundan sonra, ahiret âlemine alınıncaya kadar bir daha namaz kıldırmadı . [235]

Resûlullah Aleyhisselamdan akşam namazında okurken dinlediğim, Ve´l-Mürselât suresi idi"[236] demiştir. [237]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Bazı Sahabilerini Yanına Çağırışı

Hz. Aişe´nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselam hastalığı sırasında: "Bana Ali´yi çağırınız!" buyurdu. Hz. Âişe:

"Sana Ebu Bekir´i de çağıralım mı?" diye sordu. Peygamberimiz Aleyhisselam: "Onu da çağırınız!" buyurdu. Hz. Hafsâ:

"Yâ Rasûlallah! Ömer´i de çağıralım mı?" diye sordu. Peygamberimiz Aleyhisselam: "Onu da çağırınız!" buyurdu.

Çağırılanlar toplandı klan zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam başını kaldırıp baktı. Hz. Ali´yi göre­meyince, sustu. Hz. Ömer: "Resûlullah Aleyhisselamın başından kalkınız, dağılınız!" dedi. [238]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ebu Bekir´i Namaz Kıldırmaya Memur Edişi

Peygamberimiz Aleyhisselamın vefatıyla sonuçlanan hastalığı sırasında namaz vakti gelmiş, ezan da okunmuş bulunuyordu. [239]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"İnsanlar namazı kıldılar mı?" diye sordu.

"Hayır yâ Rasûlallah! Seni bekliyorlar!" dediler.

Peygamberimiz Aleyhisselam, tekrar:

"Öyleyse, benim için leğene su koyunuz!" buyurdu.

Leğene su koydular, gusledip yıkandı. Ayağa kalkmaya davranırken bayıldı.

Sonra ayı İdi ve yine:

"İnsanlar namazı kıldılar mı?" diye sordu.

"Hayır yâ Rasûlallah! Seni bekliyorlar!" dediler.

Peygamberimiz Aleyhisselam, yine:

"Benim için leğene su koyunuz!" buyurdu.

Oturup gusletti. Sonra ayağa kalkmaya davranınca yine bayıldı.

Sonra ayı İdi.

Yine:

"İnsanlar namazı kıldılar mı?" diye sordu.

"Hayır yâ Rasûlallah! Seni bekliyorlar!" dediler.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Benim için leğene su koyunuz!" buyurdu, tekrar oturup guslettikten sonra kalkmaya davrandı, yine bayıldı, sonra ayıldı.

Ayılınca:

"İnsanlar namazı kıldılar mı?" diye sordu.

"Hayır yâ Rasûlallah! Seni bekliyorlar!" dediler.

O sırada Müslümanlar Mescidde Peygamberimiz Aleyhisselamı yatsı namazına bekleyip duruyor­lardı . [240]

Peygamberimiz Aleyhisselam, namaz kıldırmaya kendisinde takat bulamayınca:

"Ebu Bekir´e söyleyiniz de, insanlara namazı kıldırsın!" buyurdu.

Hz. Âişe:

"Yâ Rasûlallah! Ebu Bekir yufka yürekli, [241] zayıf, ince sesli, Kur´ân okurken çok ağlayan bir zât­tı r! [242]

Ağlamaktan, sesini işittiremez!

Senin makamına durup da insanlara namaz kıldırmaya dayanamaz! [243]

Ömer´e emret de, insanlara namazı o kıldırsın!" buyurdu. [244]

Hz. Âişe, Hz. Hafsâ´ya:

"Sen de Resûlullaha:

´Ebu Bekir senin makamında durursa, ağlamaktan, kıraatim insanlara işittiremez!

Ömer´e emret de, insanlara namazı o kıldırsın!´ de!" dedi.

Hz. Hafsâ da Peygamberimiz Aleyhisselama böyle söyleyince, [245] Peygamberimiz Aleyhisselam ona:

"Sus! [246] Muhakkak ki, sizler de Yusuf (Aleyhisselam)ın sahibeleri takımından kadınlar gibisinizdir. [247]

Ebu Bekir´e söyleyiniz diyorum! Namazı insanlara o kıldırsın!" buyurdu.

Hz. Hafsâ´nın Hz. Âişe´ye canı sıkıldı ve:

"Zaten senden bana hayır gelecek değildi ya!" dedi. [248]

Hastalığın baygınlığı geçince, Peygamberimiz Aleyhisselam Hz. Âişe´ye:

"İnsanlara namazı kıldırması için Ebu Bekir´e söyledin mi?" diye sordu.

Hz. Âişe:

"Yâ Rasûlallah! Ebu Bekir hem yufka yürekli, hem de insanlara sesini i ş itti rem ey e c ek derecede ince, zayıf sesli bir adamdır!

Ömer´e emir buyursaydınız ya!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Muhakkak ki, sizler de Yusuf (Aleyhisselam)ın sahibeleri takımından kadınlar gibisinizdir!

Ebu Bekir´e söyleyiniz, insanlara namazı o kıldırsın!" buyurdu.

Hz. Âişe:

"Vallahi, ben böyle söylemekle bu işin babam Ebu Bekir´e verilmesinden vazgeçirmek istemiştim!

Çünkü kendi kendime diyordum ki, ´Resûlullah Aleyhisselamın makamında duracak kimseyi halk hiçbir zaman sevemeyecek! Çünkü, vuku bulacak her hadisede onu uğursuz sayacaklardır!´

Bunun için, bu işin babama verilmesinden vazgeçirmek istemiştim!" demiş; [249] Hz. Ebu Bekir´in imam olmaması için Peygamberimiz Aleyhisselama iki-üç kere müracaat edişinin böyle düşünmesinden ve sanmasından ileri geldiğini açıklamıştır. [250]

Peygamberimiz Aleyhisselam, namazı kıldırması için Hz. Ebu Bekir´e adam gönderdi.

Adam:

"Resûlullah Aleyhisselam insanlara namazı kıldırmanı sana emretti!" dedi.

Hz. Ebu Bekir:

"Ey Ömer! İnsanlara namazı sen kıldır!" dedi.

Hz. Ömer:

"Buna sen daha lâyıksın!" dedi. [251]

Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir Peygamberimiz Aleyhisselamın mihrabına geçti. Geçince, kendisini ağlama tuttu. Ağlaya ağlaya mihrabdan ayrıldı.

Arkasındaki cemaat de Peygamberimiz Aleyhisselamı önlerinde bulamadıkları için ağlaştılar.

Hz. Ebu Bekir´in durumunu Peygamberimiz Aleyhisselama habervermek ve cemaate namazı kimin kıldıracağını öğrenmek üzere müezzini gönderdiler.

O sırada Peygamberimiz Aleyhisselam baygın bir halde bulunuyordu.

Peygamberimiz Aleyhisselamın zevcesi Hz. Hafsâ:

"Resûlullah Aleyhisselam ayılıncaya kadar Ömer´e söyleyiniz de, namazı kıldırsın!" dedi. [252]

Abdullah b. Zem´a gidip cemaat arasında Hz. Ebu Bekir´i göremeyince, Hz. Ömer´e:

"Kalk ey Ömer! İnsanlara namazı kıldır!" dedi. [253]

Hz. Ömer cemaate namazı kıldırmaya durdu.

Peygamberimiz Aleyhisselam ayılıp Hz. Ömer´in namaz tekbirlerini işitince:

"Tekbirinin sesini işittiğim kimdir? [254] Ömer´in sesi değil mi bu?" diye sordu. [255]

Peygamberimiz Aleyhisselamın zevceleri: [256]

"Evet yâ Rasûlallah! [257] Ömer b. Hattab´ın sesidir!

Müezzin gelip Ebu Bekir´in ağlamakyüzünden mihrabdan ayrıldığını ve cemaate namazı kıldırması için Peygamber Aleyhisselamın birisine emir buyurmasını istediklerini söylediler.

Hafsâ da, ´Ömer´e söyleyiniz de insanlara namazı kıldırsın!´ dedi," dediler.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Muhakkak ki, sizler de Yusuf Aleyhisselamın sahibeleri takımından kadınlar gibisinizdir! [258]

Ebu Bekir nerede?

İşin böyle olmasına ne Allah, ne de Müslümanlar razı olur!

İşin böyle olmasına ne Allah, ne de Müslümanlar razı olur! [259]

Hayır! Hayır! Hayır![260]

İbn Ebi Kuhâfe nerede? İbn Ebi Kuhâfe nerede?

İnsanlara namazı İbn Ebi Kuhâfe kıldıracaktır! [261]

Ebu Bekir´e söyleyiniz! İnsanlara namazı kıldırsın!

Peygamberin vekil bırakmadığına insanlar itaat eder mi hiç?!" buyurdu. [262]

Hz. Hafsâ:

"Yâ Rasûlallah! Hasta olunca mihraba ne için Ebu Bekir´i geçirdin?" diye sorunca, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Onu mihraba ben geçirmiş değilim, fakat Allah geçirmiştir!" buyurdu. [263]

Hz. Ömer´in Abdullah b. Zem´a´ya Sitemlenişi

Abdullah b. Zem´a der ki:

"Resûlullah Aleyhisselamın ağrıları şiddetlendiği zaman, ben de Müslümanlardan bazılarıyla birlik­te yanlarında bulunuyordum.

Bilal, Resûlullah Aleyhisselamı namaza çağırınca, Resûlullah Aleyhisselam:

´İnsanlara namaz kıldırması için birisine söyleyiniz!1 buyurdu.

Ben gidip baktığımda halkın içinde Ömer´i gördüm. Ebu Bekir oralarda yoktu.

´Ey Ömer! Kalk! İnsanlara namazı kıldır!1 dedim.

O da kalktı, tekbir getirip namazı kıldırdı.

Ömer gür sesli bir kimse idi. [264]

Resûlullah Aleyhisselam, onun sesini işitince:

´Bu, Ömer´in sesi değil mi?´ diye sordu.

´Evet yâ Rasûlallah! Onun sesidir!´ dediler. [265]

´Ebu Bekir nerededir?

Buna ne Allah razı olur, ne de Müslümanlar!

Buna ne Allah razı olur, ne de Müslümanlar!´ buyurdu.

Haber salındı, Ebu Bekir gelip Ömer´in kıldırdığı namazdan sonra halka namaz kıldırdı.

Ömer bana:

"Yazıklar olsun sana ey Zem´a´nın oğlu! Ne yaptın bana!

Vallahi bana namaz kıldırmayı emrettiğin zaman, bunu ancak Resûlullah Aleyhisselamın emrettiği­ni sanmıştım!

Böyle olmasaydı, insanlara namazı ben kıl di rm azdı m!´ dedi.

Ona:

´Vallahi Resûlullah Aleyhisselam bana bunu senin kıldırmanı emretmedi.

Fakat, Ebu Bekir´i göremeyince, hazır bulunanların içinde halka namaz kıldırmaya en lâyık seni gör­müştüm!´ dedim. [266]

Hz. Ömer:

Keşke insanlara bu namazı ben kıldırmamış olsaydım!´ dedi." [267]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Mescidde Namaz Kılan Cemaati Son Defa Seyredişi

Peygamberimiz Aleyhisselam, Pazartesi günü[268] sabah namazında[269] Hz. Aişe´nin kapısının perdesini açıp Mesciddeki cemaate baktı. [270]

Peygamberimiz Aleyhisselamın üzerinde nakışlı bir elbise vardı. [271] Cemaat, Hz. Ebu Bekir´in arkasında saf olmuşlardı. [272]

Peygamberimiz Aleyhisselamın yüzü mushaf gibi[273] bembeyazdı. [274]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Müslümanların saflarını görünce, gülümsedi.

Hz. Ebu Bekir, Peygamberimiz Aleyhisselamın cemaate namaz kıldırmak istediğini sanarak, ökçesinin üzerinde geriledi. [275]

Cemaat de, Peygamberimiz Aleyhisselam a sevinmelerinden dolayı, az kalsın namazdan çıkacak­lardı.[276]

Peygamberimiz Al eyhisselam, onlara:

"Olduğunuz yerde durunuz! [277] Namazınızı tamamlayınız!" diye eliyle işaret buyurdu. [278]

"Ey insanlar! Muhakkak ki, Müslümanın göreceği veya ona gösterilecek salih, sadık rüyadan başka, peygamberliğin gönüllere sevinç verecek müjdecilerinden hiçbir şey kalmamıştır!

Haberiniz olsun ki; ben rükû ve secde halinde Kur´ân okumaktan nehyolundum.

Rükûda Yüce Rabbi tazim ediniz!

Secdede ise dua etmeye çalışınız!

Çünkü, secde halinde duanızını kabul olunması umulur!" buyurdu. [279]

Perdeyi indirdi. [280]

Bundan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselamın yüzünü bir daha göremediler. [281]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Fakirlere Dağıtılmasını İstediği Birkaç Dinar Dağıtılmadıkça
Uyuyamayışı ve Kızı ile Halasına Yaptığı Bir Uyarısı

Peygamberimiz Aleyhisselamın vefat ettiği günde,[282] Hz. Aişe´nin yanında altı veya yedi dinar (altın lira) bulunuyordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam onları fakirlere dağıtmasını Hz.Âişe´ye emretmişti.

Hz. Âişe ise, Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığıyla oyalandığı için, onları daha fakirlere dağı-tamamıştı.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Âişe´ye:

"Altı yedi dinarı ne yaptın? Fakirlere dağıttın mı?" diye sordu.

Hz. Âişe:

"Hayır! Vallahi, senin hastalığın beni meşgul etti, oyaladı!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam onları isteyip getirtti, avucuna aldı ve:

"Allah´ın Peygamberi Muhammed, bunları fakirlere dağıtmadığı, yanında bulundurduğu halde Rabbine kavuşacağını sanır değildir!" buyurdu.[283]

Onların hepsini Ensar fakirlerinden beş ev halkına bölüştürdükten sonra:

"İşte şimdi rahatladım!" buyurdu ve uyudu. [284]

Bu münasebetle İmam Kastalânî der ki:

"Peygamberler ulusu, Rabbü´l-âlemîn´in sevgilisi, geçmişteki ve gelecekteki kusurlan bağışlanmış bulunan Peygamberimiz Aleyhisselam böyle yaparsa, üzerlerinde Müslümanların kanları ve kendilerine haram olan mal hakları bulunduğu halde Allah´a kavuşanların halleri nice olur, bir düşün!" [285]

Hz. Abbas´ın Peygamberimiz Aleyhisselam Hakkındaki Bir Teşhisi ve Hz. Ali´ye Bir Tavsiyesi

Hz. Ali Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından çıkınca, halk:

"Ey Ebu´l-Hasan! Resûlullah Aleyhisselam bu gece nasıl sabahladı?" diye sordular.

Hz. Ali:

"Allah´a hamd olsun! Hastalığından iyileşti!" dedi.

Hz. Abbas, Hz. Ali´nin elinden tuttu ve:

"Ey Ali! Vallahi, sen üç gün sonra abdü´l-asâ (=emirkulu, başkasına tâbi) olacaksın. [286]

Allah´a yemin ederim ki; ben Abdulmuttalib oğullarının yüzlerinde ölümü görüp anladığım gibi, Resûlullah Aleyhisselamın yüzünde de ölümü gördüm, anladım!

Gel de, Resûlullah Aleyhisselama gidelim. Eğer bu iş bizde ise, onu öğrenmiş oluruz!

Eğer bizden başkasında olacaksa, bizi insanlara tavsiye etmesini kendisinden isteyelim!" dedi.

Hz. Ali:

"Vallahi, ben bunu[287] yapmam ! [288]

Vallahi, Resûlullah Aleyhisselam bizi bundan men edecek olursa, artık Resûlullah Aleyhisselamdan sonra hiç kimse bunu bize vermez! [289]

Vallahi, ben bunu Resûlullah Aleyhisselama hiçbirzaman somnam!" dedi. [290]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hastalığının Şiddetlenişi

Hz. Aişe der ki:

"Ağrının, hiç kimseye Resûlullah Aleyhisselama olduğu kadar ağır olduğunu görmedim! [291]

Ölümün Resûlullah Aleyhisselama olan şiddetinden sonra, ölümü şiddetli bulunan mü´mine imren­mekten de geri kalmadım.[292]

Hiçbirzaman hiçbir kimse için de şiddetli ölümü sevimsiz bulmadım!" [293]

Resûlullah Aleyhisselamın yanında kadeh içinde su bulunduruluyor, Resûlullah Aleyhisselam suyun içine elini sokup suyu yüzüne sürüyor, sonra da:

"Ey Allah´ım! Ölümün akılları gideren acı ve sıkıntılarına karşı bana yardım et!" diyerek dua ediy-or, [294]

"Yanıma yaklaşsana ey Cebrail!" buyuruyordu. [295]

Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı bir ara büsbütün şiddetlenince, zevcesi Hz. Ümmü Seleme feryad etmişti.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Sus! Kâfirden başkası fieryad etmez!" buyurdu. [296]

Yine Hz.Âişe derki:

"Resûlullah Aleyhisselam, hastalandığı zaman, Muavvizeteyn (Felak ve Nâs) sûrelerini okuyup bedenine üfler ve vücudunu eliyle mesheder, sığardı.

Resûlullah Aleyhisselamın hastalığı şiddetlendiği zaman ben de ona Muavvizeteyn sûrelerini oku­maya ve elinin bereketini umarak kendi eliyle kendisine meshetmeye başladım. [297]

Cebrail´in Resûlullah Aleyhisselama hastalığında okumuş olduğu[298] istiâze duasını da:

´Ey insanların Rabbi! Şu hastalığı gider! Şifa ancak Senin elindedir!

Senden başka şifa verici yoktur!

Sen öyle bir şifa ver ki, hiçbir hastalık bırakmasın!´ diyerek okudum.

Resûlullah Aleyhisselam:

´Üzerimden elini kaldır! Bu okuman bana yarar vermez! Ben müddetimi bekliyorum!´ buyurdu. [299]

Peygamber Aleyhisselam, bundan önce ne zaman hastalansa, Allahtan sıhhat ve afiyet dilerdi.

Fakat, vefatıyla neticelenen hastalığa tutulduğu zaman şifa için hiç dua etmedi ve:

´Ey nefs! Sana ne oldu ki, her sığınılacak yere sığınıyor, herşeyden medet umuyorsun?!1 diyerek nefsini kınadı." [300]

Yine Hz.Âişe derki:

"Resûlullah Aleyhisselamın yanında oturuyordum. [301]

Resûlullah Aleyhisselam Fâtıma´yı çağırttı . [302]

Fâtıma yürüyerek geldi. Onun yürüyüşü Resûlullah Aleyhisselamın yürüyüşünü andırdı. [303]

Resûlullah Aleyhisselam:

´Merhaba=Hoşgeldin kızım!´ buyurduktan ve onu sağına veya soluna oturttuktan sonra, kendisine gizlice birşey söyledi. Fâtıma ağladı.

Sonra ona gizlice birşey daha söyledi. Bu defa Fâtıma güldü. [304]

Ben, bu günkü gibi, gülmenin ağlamaya, sevinmenin üzülmeye bu derece yakın olduğunu görmemiştim ! [305]

Fâtıma´ya, bu ağlamasının ve gülmesinin sebebini sordum.

´Tutulduğu hastalığı neticesinde vefat edeceğini haberverdi. Buna ağladım. Sonra, ev halkının ken­disine ilk kavuşup katılanının ben olacağımı haber verince de güldüm!´ dedi." [306]

Hz. Ali ile İki Oğlunun Peygamberimiz Aleyhisselamı Ziyaretleri

Abdullah b. Abbas der ki:

"Abbas, Peygamber Aleyhisselamı hastalığından ziyarete gelmişti.

Peygamber Aleyhisselamı kaldırıp şeririnin üstüne oturttu.

Peygamber Aleyhisselam, ona:

´Ey amca! Allah da seni yükseltsin!1 diyerek dua etti.

Abbas:

´Ali içeri girmek için izin istiyor!´ dedi.

Resûlullah Aleyhisselam:

´Girsin!´ buyurdu.

Ali, Hasan ve Hüseyin´le birlikte, Abbas:

´Yâ Rasûlallah! Bunlar senin evlatlarındır!´ dedi.

Resûlullah Aleyhisselam:

´Ey amca! Onlar senin de evlatlarındır!´ buyurdu.

Abbas:

´Ben onları severim!´ dedi.

Resûlullah Aleyhisselam:

´Senin onlan sevdiğin gibi, Allah da seni sevsin!´ buyurdu." [307]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Son Defa Misvak Kullanışı

Hz. Aişe der ki:

"Allah´ın bana ihsan ettiği nimetlerden birisi, Resûlullah Aleyhisselamın benim evimde, benim günümde ve başı benim göğsümde olduğu halde vefat etmesidir! [308]

Bir de, hamd olsun ki, onun dünyada bulunduğu günlerin son gününde, [309] ahiret gününün başında, [310] benim tükürüğümle onun tükürüğünü birarada birleştirmesidir! [311]

Resûlullah Aleyhisselamın başını göğsüme yasladığım sırada kardeşim Abdurrahman elinde bir misvakla eve girmişti. [312]

Resûlullah Aleyhisselam ona ve elindekine baktı . [313]

Misvakı istediğini ani adı m. [314]

´Yâ Rasûlallah! Bu misvakı[315] senin için alıp[316] sana vermemi arzu eder misin?1 diye sordum.

Başıyla ´Evet!´ diye işaret buyurdu. [317]

Ben de misvakı yumuşatıp kendisine verdim. [318]

Resûlullah Aleyhisselamın hiçbirzaman misvakla dişlerini bu derece şiddetli, [319] bu kadar güzel[320] oğuşturduğunu görmemiş gibiyim.

Sonra misvakı bıraktı, misvak elinden düştü." [321]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Ümmetine Son Tavsiyeleri

Peygamberimiz Aleyhisselam, ayıldıkça: "Aman! Aman! Ellerinizdeki kölelerinize iyi davranınız! Onların sırtlarına elbise giydiriniz! Karınlarını doyurunuz! Onlara yumuşak söz söyleyiniz! [322] Namaza, namaza devam ediniz!

Ellerinizdeki köleleriniz hakkında da Allah´tan korkunuz!" buyurmuştur. [323] Son nefesinde bile:

"Namaza! Namaza! Ellerinizdeki kölelerinize..." diye tavsiyede bulunmaktan geri durmamakta idi. [324]

Peygamberimiz Aleyhisselamın En Son Uyarısı

Peygamberimiz Aleyhisselamın en son uyarısı:

"Kadınlarınız ve ellerinizdeki köleleriniz hakkında Allahtan korkunuz!" buyruğu idi. [325]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Son Dakikaları ve Dilekleri

Rebiülevvel ayının onikinci[326] veya onüçüncü[327] Pazartesi günü, [328] kaba kuşluk vakti, [329] -güneş zevale (batıya kaymaya) doğru yaklaşıyorken-[330] Peygamberimiz Aleyhisselam son dakikalarını yaşıyordu. [331]

Peygamberimiz Aleyhisselamın başı Hz. Âişe´nin göğsüne yaslı bulunuyor ve Hz. Âişe:

"Ey insanların Rabbi! Hastalığı gider, kaldır!

Gerçek tabib Sensin! Gerçek şifa verici Sensin!" diyerek şifa diliyor. [332] Peygamberimiz Aleyhisselam ise:

"Hayır! [333] Ben Allahtan Refik-i A´lâ zümresine* katı İm ayı; [334] Cebrail, Mikâil ve İsrafil ile birlikte olmayı dilerim! [335]

Ey Allah´ım! Beni yarlığa! Beni Refik-i A´lâ zümresine kavuştur! [336]

Ey Allah´ım! Beni yarlığa! Bana rahmetini ihsan et! Beni Refik-i A´lâ zümresine kavuştur!" diyerek duaya devam ediyordu. [337]

Hz. Âişe derki:

"Resûlullah Aleyhisselamdan, sıhhatte iken, birçok defalar

´Hiçbir peygamber yoktur ki, ruhu, Cennetteki durağını görmedikçe alınmaz!

Sonra, durağına gitmesi arzusuna bırakılır!1 buyurmuştu.

Kendisi, hastalanıp ruhu alınmakzamanı gelince, başı benim dizimde bulunduğu halde, üzerine bir baygınlık geldi. Ayılınca, gözü açılıp evin tavanına doğru dikildi ve:

´Allah´ım! Refik-i A´lâ zümresine kat!´dedi.

Ben o zaman:

´Resûlullah bizi tercih etmiyor!´ dedim.

Anladım ki; Resûlullahın bu temennisi, vaktiyle sıhhatli zamanında bize söyleyip durduğu bir haberin kendisinde gençekleşmesidir!" [338]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Fâtıma´ya Tavsiyesi

Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı ağırlaşınca Hz. Fâtıma, Peygamberimiz Aleyhisselamı bağrına basıp:

"Vay babamın çektiği ıztıraba!" diyerek ağlamaya başlamıştı.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Bugünden sonra, babanın üzerinde hiç ızbrap kalmayacak[339]

Ey kızım!

Sakın ağlama!

Ben öldüğüm zaman İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn!1 de!" buyurdu. [340]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Baygınlıktan Ayıldığı Zaman Okuduğu Âyet

Peygamberimiz Aleyhisselam, tutulduğu hastalığın baygınlığından ayıldığı zaman, Al-i İmran sünesinin:

"Muhammed bir resûlden başka birşey değildir. Ondan önce de resûller gelip geçmiştir.

Şimdi o ölür veya öldürülürse ökçenizin üzerinden gerisin geriye mi döneceksiniz?

Kim böyle iki ökçesinin üzerinde ardına dönerse, elbette ki Allah´a hiçbir şeyle zarar vermiş olmaz!

Allah, şükür ve s

Kitap: 

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Kitap okuyor musunuz?:

Son yorumlar