Huneyn Gazası ve Taif Kuşatması

Huneyn Gazasının Tarihi, Mevkii ve Sebebi

Gaza, Hicretin 8. yılında, Şevval ayında vuku bulmuş,[1] Şevval ayından altı gece geçince,[2] 5 Şevval´de, Cumartesi günü Huneyn´e doğru hareket edilmiştir.[3]

Huneyn; Mekke´ye iki geceliktir.[4]

Huneyn´in, Arafat tarafından Mekke´ye uzaklığı, on milden fazladır.[5]

Huneyn; Mekke ile Taif arasında,[6] Tihâme bölgesinde, birçok inişli çıkışlı dar geçitleri ve sapa yol­ları bulunan geniş bir vadidir.[7] Tihâme vadilerindendir.[8] Zülmecaz panayırının kurulduğu yerin yanındadır.[9]

Zülmecaz; Kebkeb nahiyesindeki Aref e ye bir fersahtır.[10]

Vaktiyle buraya Amali kal ardan Huneyn b. Kaniye b. Mehlâil adında birisi gelip konakladığı için, Huneyn ismi verilmiştir.[11]

Hevâzin ve Sakîf kabileleri, Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine´den yola çıktığını işittikleri zaman, kendilerinin üzerine yürüyeceğini sanarak, savaşmak için derlenip toparlanmışlardı.[12]

Hatta, harekât durumunu öğrenmek için, casuslarını yola çıkarmışlardı.[13]

Peygamberimiz Aleyhisselam Mekke´yi fethedince, Hevâzinlerle Sakîflerin ileri gelenleri birbirlerinin yanına gidip gelmeye başladılar[14] ve:

"Onun bizimle çarpışmaya gelmesine bir mani kalmamıştır.

Yerinde görüş, onun bizimle çarpışmaya gelmesinden önce, bizim onunla çarpışmaya gitmemizdir![15]

"Vallahi, Muhammed iyi çarpışan bir kavme rastlamadı.

İşinizi sıkı tutunuz da, o sizin üzerinize yürümeden önce, siz onun üzerine yürüyünüz!" dediler.

Sakîfler:

"Biz onun üzerine yürümek istiyor, onun bizim üzerimize yürümesini istemiyoruz.

Bununla birlikte, o bizim üzerimize yürüyecek olursa, karşısında sapasağlam bir kale bulacak ve bizim onun dibinde bol yiyecekler içinde kendisini yeninceye veya dönüp gitmek zorunda bırakıncaya kadar çarpıştığımızı görecektir!

Fakat, biz böyle olmasını istemiyoruz.

Sizinle birlikte gideceğiz, el ve iş birliği yapacağız!" dediler.

Kinane b. Abdi Yalil:

"Ey Sakîf cemaati! Siz kalenizden çıkıp bir adamın üzerine yürüyorsunuz, ama bunun lehinize mi, yoksa aleyhinize mi olacağını bilmiyorsunuz!

Bari kalenize uğrayın da, onun yıkılmış, yıkılmaya yüz tutmuş yerlerini onarın!

Bilemezsiniz, belki ona sığınmaya muhtaç olursunuz!" dedi.

Bunun üzerine, Sakîfler, geride bir adam bırakarak kaleyi onarmasını ona emrettiler.[16]

Ashabdan Ebu Berzetü´l-Eslemî´nin bildirdiğine göre; insanların veya kabilelerin Peygamberimiz Aleyhisselama en kinlisi ve hınçlısı Sakîflerle Benî Hanîfelerdi.[17]

Ebu Süfyan b. Harb´le Hakîm b. Hizam´ın bildirdiklerine göre; Hevâzinler de, Peygamberimiz Aleyhisselamın en azılı, en amansız düşmanı idiler.[18]

Malik b. Avf en-Nasrî, Hevâzinleri topladı.[19]

Kendisi o zaman otuz yaşında olup, Hevâzinlerin lideri ve kumandanı idi.[20]

Malik b. Avf, elbisesini uzun yaptırır, yürürken salıp yerde sürür ve bunu kibir ve gururundan dolayı yapardı.[21]

Hevâzinlerie birlikte Sakîfler, bütün Nasrve Cüşem kabilelerini topladılar.

Ancak, Hevâzinlerden Ka´b ve Kilab kabileleri harekâta katıImadılar.[22]

Hevâzinlere:

"Benî Kilabları neden geride bıraktınız?" diye sorulduğu zaman:

"Onlar, vallahi, yakında bulunuyorlar. Fakat, İbn Ebil-Berâ´ bu harekâta katılmaktan onları alıkoy­du!" dediler.

Benî Hilallerden harekâta katılanlar, yüz kişiyi bulmuyordu.[23]

Benî Cüşemlerin arasında Düreyd b. Sımme vardı ki, kendisi çok yaşlı ve tecrübeli idi. Fakat, ken­disinde güç kuvvet, iş kalmamıştı. Ancak, görüşünden ve savaş hakkındaki bilgisinden yararlanılmak için taşınıyordu.[24]

Düreyd, o zaman, 120[25] veya 160 yaşında idi. Kendisinin gözleri de görmüyordu.[26] Düreyd, cesareti ve zekâsıyla tanınmıştı. Benî Cüşemlerin eşrafındandı. Onların lideri ve kumandanı idi.[27]

Sakîflerin, o zaman, iki lider ve kumandanı vardı. Birisi, müttefiklerden Karibb. Esved b. Mes´ud b. Muttalib; diğeri Benî Maliklerden Zülhımar Sübeyy b. Haris b. Malk idi.

Bütün askerî birliklerin Malik b. Avf en-Nasrî´nin kumandası altına verilerek Peygamberimiz Aleyhisselamın üzerine yürünmesi kararlaştırılmış ve yürüyüşe geçilmişti.

Hevâzinler, bütün mallarını, kadın ve çocuklarını da yanlarına alarak Evtas mevkiine gelip konmuşlar,[28] her taraftan kabileler akın akın yardıma gelmeye[29] ve Evtas´ta toplanmaya başlamışlar,[30] ordugâhlarını da Evtasta kurmuşlardı.[31]

Evtas; Hevâzinlerin yurdunda birvadidir.[32]

Hevâzin ve Sakîfler 14.000 kişi idiler.

Bunlara diğer Arap kabilelerinden gelip katılanlar da pek çoktu.[33]

Deve üzerinde, üstü açık bir hevdec içinde taşınan Düreyd b. Sımme, Evtas´a getirilince, yere indiril­di.[34]

Düreyd b. Sımme, yere indirilince, elini yere sürdü ve:

"Burası, sizin hangi vadinizdir?" diye sordu.

"Evtas vadisidir!" dediler.

Düreyd b. Sımme:

"Ne güzel at meydanıdır!

Ne büsbütün berk ve taşlı, ne de pek yumuşak topraklıdır!" dedi ve:

"Ben burada niçin deve böğürmeleri, eşek anırmaları, çocuk ağlamaları, davar melemeleri işitip duruyorum?!" diye sordu.

Malik b. Avf:

"Savaş erleriyle birlikte, bütün mallarını, kadın ve çocuklarını da götürüyorum!" dedi.

Düreyd:

"Sen bunu ne için yaptın?" diye sordu.

Malik:

"Ben her savaş erinin ev halkını ve malını arkasına koydum ki, onlar için çarpışan, kaçıp gitmesin diye" dedi.

Düreyd, Malik´in bu tedbirine el çırptı, sonra da:

"Vallahi, sen ancak bir davar çobanısın!

Bozguna uğrayanı hangi şey geri çevirebilir?!

Sen, yenersen, ancak adamın kılıcından ve mızrağından yararlanırsın!

Sen, yenilirsen, ev halkını kendi elinle esir ve malını da iğtinam ettirmiş, onlar yanında rezil ve rüs-vay olmuş olursun!" dedi.[35]

Bundan sonra, Düreyd:

"Ka´blar ve Kilablar ne yaptılar?" diye sordu.

"Onlardan, harekâta katılan kimse yok!" dediler.

Düreyd:

"Ciddiyet ve anlayış kayboldu.

Eğer bugün bir yükselme ve şeref günü olsaydı, ne Ka´blar, ne de Kilablar bugünde bulunmamazlık etmezlerdi.[36]

Ben sizin de Ka´b ve Kilabların yaptıklarını yapmanızı ne kadar arzu ederdim!" dedi.

"Sizlerden, onları kim gidip gördü?" diye sordu.

"Amr b. Âmir ve Avf b. Âmir!" dediler.

Düreyd:

"Bunlar, Benî Âmirlerin iki gencidir ve savaşta çok zayıf olanlarıdır. Bunlardan ne yarar gelir, ne de zarar![37]

Yazıklar olsun sana[38] ey Malik! Sen hiç de Hevâzin halkını koruyacak birşey yapmamışsın!

Sen kadınları ve çocukları, malları .yurtlarının en emin yerlerine, kavimlerinin yanlarına kaldır, şeref ve itibari arını yükselt!

Bundan sonra, atların sırtlarında Müslümanlarla karşılaş!

Savaş senin lehinde olursa, arkandakiler gelip sana kavuşurlar.

Savaş senin aleyhinde olursa, hiç değilse ev halkını ve malını kurtarmış olursun!" dedi.[39]

Malik b. Avf, Düreyd´in sözlerine kızdı.[40]

"Vallahi, ben senin bu dediğini yapmam![41] Yaptığım işi de değiştirmem![42] Sen artık çok kocamışsın: Senin aklın da kocamış[43] gitmiştir.[44] Senin bilgin de kocamıştır![45] Senden sonra yetişen genç, savaşta senden daha ileri görüşlüdür!" dedi.

Düreyd:

"Ey Hevâzin cemaati! Vallahi, bunun görüşü sizin için yararlı bir görüş değildir!

Bu, sizin ayıplarınızı, sakınılacak yerlerinizi ortaya dökecek, sizi rezil ve rüsvay edecek, düş­manınızın sizi yenmesine fırsat verecek, sizi bırakarak Sakîflerin kalesine sığınacaktır.

Siz onu terkedin, geri dönüp gidin!" dedi.

Malik kılıcını sıyırdı. Sonra, onu tersine çevirdi[46] ve:

"Ey Hevâzin cemaati! Vallahi, ya bana itaat edersiniz, ya da kamımı yarıp sırtımdan ucu çıkıncaya kadar şu kılıcımın üzerine yüklenir, kendimi öldürürüm!" dedi.[47]

Bu hususta Düreyd b. Sımme´nin sözüne, görüşüne kulak asmalarını istemedi.[48]

Hevâzinler, birbirlerine gidip geldiler ve:

"Vallahi, Malik´i dinlemeyecek olursak, gençtir, kendisini öldürür. O zaman da, biz Düreyd ile kalırız.

Halbuki, o çok yaşlıdır, 160 yaşındadır!

Savaş için kendisinde iş kalmamıştır" diyerek, işlerini Malik´e havale etmek, rujlusunda üitleştUer[49]

Malik1 e:

"Sana itaat ediyor, boyun eğiyoruz!" dediler.[50]

Düreyd b. Sımme, Hevâzinlerin kendisini dinlemediklerini görünce:[51]

"Bu öyle bir gündür ki, ben onda ne bulunuyorum, ne de bulunmuyorum!" dedi[52] ve o sırada duy­duğu genç ve dinç olma özlemini bir beyitle dile getirdi.[53]

Abdullah b. Ebi Hadrad?ın Düşman Hakkında Bilgi Toplamakla Görevlendirilişi

Peygamberimiz Aleyhisselam; Hevazin ve Sakiflerin savaşmak için hazırlandıklarını işitti.[54]

Abdullah b. Ebi Hadrad el-Eslemi?yi çağırdı. Hevazinlere gitmesini,[55] halkın içine girip onlar hakkında bilinmesi gereken bütün bilgileri elde edinceye kadar aralarında kaldıktan sonra haber ğetirmesini ona emretti.[56]

Abdullah b. Ebi Hadrad, çıkıp Hevazinlere gitti. Hevazinlerin ordugahlarında dolaştı. Malik b. Avf?ın yanına kadar sokuldu. Hevazin başkan ve kumandanlarını onun yanında buldu.

Malik b. Avf?ın, arkadaşlarına:

?Muhammed, bu defakinden sonra, hiçbir zaman, bir daha çarpışmayacaktır!

O, şimdiye kadar, ancak savaş bilgisinden haberi olmayan kavimlerle karşılaşmış ve onlara galebe çalmıştı.

Seher vakti olunca, hayvanlarınızı, kadınlarınızı ve çocuklarınızı arkanızda sıralayacaksınız!

Sonra, askerlerinizi sırılayacaksınız!

Müslümanlarla karşılaşınca, hücuma kalkacaksınız! Kılıçlarınızın kınlarını kırın!

Bir tek adam gibi, hep birden saldırın!

İyi bilin ki; yenmek ilk saldıranındır!? dediğini işitti ve ezberledi.

Kınları kırılankılıçların sayısı 20.000 idi.[57]

Hevâzin Ordularının Savaş Düzeni

1. Hevâzin ordularının en önünde süvariler,

2. Süvarilerin arkasında, piyade savaş erleri,

3. Piyade savaş erlerinin arkasında kadınlar ve çocuklar,

4. Kadınlar ve çocukların arkasında davarlar,

5. Davarların arkasında develer,

6. Develerin arkasında da, sığırlar bulunuyordu.[58]

Abdullah b. Ebi Hadrad, Hevâzinlerin ordugâhlarında bir-iki gün kaldıktan sonra,[59] dönüp bütün gördüklerini, işittiklerini Peygamberimiz Aleyhisselama haber verdi.[60]

Peygamberimiz Aleyhisselam Hz. Ömer´i yanına çağırdı. Ona Abdullah b. Ebi Hadrad´ın haber verdiği şeyleri anlattı.

Hz. Ömer:

"İbn Ebi Hadrad yalan söylüyor!" dedi.

İbn Ebi Hadrad:

"Ey Ömer! Sen şimdi beni yalanlıyorsun ama, vaktiyle sen Hakk´ı da yalanlamıştın!

Senin o zaman yalanladığın Zât, benden daha hayırlı idi!" dedi.

Hz. Ömer:

"Yâ Rasûlallah! İbn Ebi Hadrad´ın söylediğini işittin mi?" dedi.[61]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Doğru söylüyor![62]

Ey Ömer! Sen yolunu şaşırmıştın da, Allah sana doğru yolu göstermişti!" buyurdu.[63]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hevâzinlerle Çarpışmak Üzere Hazırlanmaya Başlaması

Peygamberimiz Aleyhisselaım; Abdullah b. Ebi Hadrad´dan Hevâzinlerin haberini alınca, onlarla karşılaşmak üzere acele hazırlandı.

Safvan b. Ümeyye´nin yanında zırhlar bulunduğu, Peygamberimiz Aleyhisselama anılmıştı.

Peygamberimiz Aleyhisselam ona haber saldı.

Safvan daha Müslüman olmamıştı, müşrikti.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Yâ Ebâ Ümeyye! Yarın gidip düşmanımızla karşılaşacağız!

Şu silahlarınızı bize emanet olarak ver!" buyurdu.[64]

Safvan:

"Yâ Muhammedi Gasben, zorla alıp geri vermemek üzere mi istiyorsun?" diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Hayır! Sana iade edinceye kadar bizde emanet olarak kalmak, kınlan ve yitirilenleri tazmin edilmek üzere istiyoruz!" buyurdu.[65]

Safvan:

"Öyle olunca, bunda bir sakınca yok!" dedi.

Yüz adet[66] zırh gömlekle, onlara yeteri kadar da silah verdi.[67]

Peygamberimiz Aleyhisselam, bunları savaş yerine kadar taşımayı üzerine almasını da ondan iste­di.

Safvan, Peygamberimiz Aleyhisselamın bu isteğini de yerine getirmeyi kabul etti.[68]

Peygamberimiz Aleyhisselam, amcasının oğlu Nevfel b. Hâris´ten de, üç bin mızrak aldı.[69]

Attâb b. Esîd´le Muaz b. Cebel´in Mekke´de Görevlendirilişleri

Peygamberimiz Aleyhisselam Attâb b. Esîd´i, Mekke valiliğine;[70] Muaz b. Cebel´i de sünnet, fıkıh öğretmenliğine tayin etti.[71]

İslâm Askerlerinin Sayıları ve Mekke´den Yola Çıkışları

Peygamberimiz Aleyhisselam Şevval ayından altı gece geçtikten sonra, 5 Şevval Cumartesi günü,[72] iki bini Mekkeli olmak üzere 12.000 kişilik askerî bir kuvvetle Mekke´den Huneyn´e doğru yola çıktı.[73]

İslâm Ordusuna Katılan Mekkeliler ve Maksatları

Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte, Mekkeli müşriklerden bazıları da sefere katıldılar.[74]

Bunlar, 80 kişi idiler.[75]

Bunların içlerinde kadınlar da vardı.[76]

Aralarında Mekkelilerin ileri gelenlerinden bazıları da bulunan bu kişiler hangi tarafın galip gele­ceğine bakacaklar, elde edilecek ganimetlerden kendileri de yararlanacaklardı.

Bununla birlikte, onların hepsi, Peygamberimiz Aleyhisselamla ashabının Hevâzinler tarafından bir yenilgiye uğratı İmaları m pek istemiyorlardı.[77]

Ebu Süfyan b. Harb İslâm askerlerinin arkasından geliyor, rastladığı her düşmüş kalkan, kılıç, mızrak veya meta´lan toplayıp devesine yükleyerek taşıyordu.

Salvan b. Ümeyye de İslâm mücahidlerine katılmıştı. Kendisi henüz Müslüman olmamış, Peygamberimiz Aleyhisselam ona bir düşünme müddeti tanımıştı.

Hakîm b. Hizam, Huvayüb b. Abduluzzâ, Süheyl b. Amr, Haris b. Hişam, Abdullah b. Ebi Rebia da "Hangi taraf galip gelecek?" diye merakla gözleyenler arasındaydılar.[78]

Mücahidler Tarafından Söylenen ve Peygamberimiz Aleyhisselamın Hoşuna Gitmeyen Bir Söz

Ebu Vâkıdü´l-Leysî Haris b. Malik der ki:

"Peygamber Aleyhisselamla birlikte Huneyn´e giderken, bir gün, yolda Zât-ı Envat1 denilen, büyük, yeşil bir ağaç gördük ki, yol tarafından bizi örtüyor, buruyordu!

´Yâ Rasûlallah! Zât-ı Envat gibi, bize de bir Zât-ı Envat ihdas etsen?1 diyerek seslendik.

Resûlullah Aleyhisselam:

´Allahuekber! Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah´a yemin ederim ki; siz de Musa´ya kavminin dedikleri gibi bir söz söylediniz!

Onlar:

´Ey Musa! Onların nasıl tanrıları varsa, sen de bize öyle bir tanrı yap!´ demişler, Musa da:

´Siz ne kadar cahillik eden bir kavimsiniz!?´ demişti.

O Zât-ı Envat geleneği, sizden öncekilerin geleneği idi.[79]

Musa Aleyhisselama kavmi de tıpkı böyle yapmıştı!´ buyurdu ve bu davranışı Müslümanlara çok gördü![80]

Müslümanların yolda rastladıkları, gördükleri ağaç, sidr ağacı idi.[81]

Kureyş müşriki eriyle onlar dışındaki Arapların yeşil, kocaman bir ağaçlan vardı ki, ona Zât-ı Envat denilirdi.

Müşrikler, her yıl onun yanına varırlar, silahlarını dallarına asarlar, yanında kurban keserler ve bir gün itikâfa girerlerdi.[82]

Hacca giderken de, ridalarını onun üzerine asarlar, Kâbe´ye-hürmeten-ridasız girerlerdi.[83]

Hatta, hacılarZât-ı Envat´a saygılarından dolayı azıklarını biraz geride bırakırlar, onun yanına azık-sız girerlerdi.[84]

Zât-ı Envat ağacı, Mekke´nin yakınında idi.[85]

Adamın birisi de, Mücahidlerin sayısının çokluğuna bakarak:

"Artık, bundan sonra, sayımızın azlığından dolayı yenilmeyeceğiz!" demişti.

Bu söz, Peygamberimiz Aleyhisselama çok ağırgeldi.[86]

Hevâzin Casuslarının Kendilerini Ürperten ve Titreten Müşahedeleri

Peygamberimiz Aleyhisselam, Şevval ayından on gece geçince, Salı akşamı, Huneyn´e erişti.[87]

Hevâzin ve S aklî ordularının başkumandanı Malik b. Avf, adamlarından bazılarını casus olarak ileri sürmüştü.[88]

Bunlar üç kişi olup Peygamberimiz Aleyhisselamla ashabını gözetleyecekler, İslâm ordugâhı arası­na dağılacaklar.[89] Müslümanların durumu hakkında Malik b. Avf1 a haberler getireceklerdi.[90]

Casuslar, asabları bozulmuş, titrer bir halde dönüp Malik´in yanına geldiler.

Malik b. Avf, onlara:

"Yazıklar olsun sizlere! Nedir bu haliniz?!" diye sordu.

Casuslar:

"Beyaz, parlak yüzlü, alaca atlar üzerinde öyle adamlar gördük ki, vallahi, gördüğün şu hale düşmekten kendimizi tutamadık![91]

Biz, yeryüzü halkı olarak onlarla çarpışamayız! Gök halkı olsaydık, çarpışırdık!

Onların gözleri, yürekleri yerinden oynatır!

Sen, bizi dinlersen, hemen kavminin yanına dön!

Eğer şu halk bizim gördüklerimiz gibi görecek olurlarsa, onlar da bizim uğradığımız hale uğrarlar!" dediler.[92]

Malik b. Avf:

"Üf sizlere! Hayır! Siz, ordugâhta, korkak bir cemaatsiniz!" dedi.[93]

Ordu içinde bunu yapıp da orduyu korkuya ve tefrikaya düşürmesinler diye, onları yanında tutukladı ve:

"Bana gözüpek bir adam gösteriniz?" dedi.

Böyle bir adam üzerinde ittifak ettiler.

O adam da, gittikten sonra, Malik´in yanına döndü.

Önceki gidip gelenler gibi, o da perişan bir hale düşmüştü.

Malik, ona:

"Ne gördün?" diye sordu.

Adam:

"Beyaz, parlak yüzlü, alaca atlar üzerinde öyle adamlar gördüm ki, onlara bakmaya bile takat getir­ilemez!

Vallahi, şu perişan hale düşmekten kendimi tutamadım!" dedi.

Casusların bu sözleri, Malik b.Avf´ı istediği şeyi yapmaktan alıkoyamadı, geri çeviremedi.[94]

Hevâzinlerin Müslümanlara Karşı Savaş Alanları ve Kumandanlara Verilen Emirler

Hevâzinlerin başkumandanı, akşam olunca, askerlerini Huneyn vadisinin iki yanındaki görünmez ve dar yerlere dağıtarak yerleştirdi.[95]

Böyle yapılmasını da Düreyd b. Sımme tavsiye etmiş ve Malik b. Avf´a:

"Sen askerlerinden bir kısmını pusuya yatır, gizle ki, onlar sana yardımcı olurlar.

Müslümanlar gelip sana saldırırlarsa, pusudakiler onların arkalarından gelirler, sen de yanındakil-erle birlikte hemen saldırıya geçersin.

Eğer yapılan saldırış onlardan kimseyi bozguna uğratmaz, kaçırmazsa, onların üzerine bir uğurdan umumî bir saldırış yapılır" demişti.[96]

Bunun için, Malik b. Avf da, kumandan ve askerlerine:

"Onları (Müslümanları) görür görmez, üzerlerine hep birden, bir uğurdan saldırınız!" diyerek emir verdi.[97]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Mücahidleri Savaş Düzenine Koyuşu

Peygamberimiz Aleyhisselam, seher vakti, Müslümanları savaş düzenine koydu.

Bayraktar ve sancaktarlara bayrak ve sancaklarını verdi.

Muhacirlerin sancağını Hz. Ali, bayraklarını da Sa´d b. Ebi Vakkas´la Hz. Ömer taşıyordu.

Ensardan Hazrecîlerin sancağını Hubab b. Münzirveya Sa´d b. Ubâde;

Evsîlerin sancağını Useyd b. Hudayr taşıyordu.

Evsî ve Hazrecîlerin her kabilesinde ya sancak ya da bayrak bulunuyordu.[98]

Benî Abduleşhellerin bayrağını Ebu Naile,

Benî Hâriselerin bayrağını Ebu Bürde b. Niyar,

Benî Zaferlerin bayrağını Katâde b. Numan,

Benî Muaviyelerin bayrağını Cebr b. Atik,

Benî Vâkıfların bayrağını Ebu Lübâbe b. Abdulmünzir,

Benî Sâidelerin bayrağını Ebu Useydü´s-Sâidî,

Benî Malik b. Neccarların bayrağını Umâre b. Hazm,

Benî Adiyy b. Neccarların bayrağını Ebu Salît,

Benî Mazinlerin bayrağını Salît b. Kays,

Benî Gitarların bayrağını Ebu Zerri´l-Gıfârî,

Benî Dam releri e Leyslerve Sa´d b. Leyslerin tek bayrağını Ebu Vâkıdü´l-Leysîtaşıyordu.

Ka´b b. Amrların iki bayrağı olup, birini Bişr b. Süfyan, diğerini Ebu Şurayh,

Benî Müzeynelerin üç bayrağı olup, birini Bilal b. Haris, birini Numan b. Mukarrin, birini de Abdullah b. Amr b. Avf taşıyordu.

Cüheynelerin dört bayrağı olup, biri Rafi1 b. Mekîs´in, biri Abdullah b. Zeyd´in, biri Ebu Zür"a b. Ma´bed b. Halid´in, birisi de Süveyd b. Sahr´ın yanında idi.

Benî Eşca´ların iki bayrağı olup, biri Numan b. Mes´ud´un, diğeri de Ma´kıl b. Sinan´ın yanında idi.

Benî Süleymlerin üç bayrakları olup, biri Abbas b. Mirdas´ta, biri Hufaf b. Nüdbe´de, birisi de Haccac b. Matta idi.

Eşlemlerin iki bayrağı olup, biri Büreyde b. Husayb´ın, diğeri de Cündüb b. A´cem´in yanında idi.

Evs ve Hazreclerin Cahiliye çağında bayrakları yeşil ve kırmızı idi. İslâmiyet devrinde de, öylece bırakıldı.

Muhacirlerin bayrakları siyah, sancakları beyazdı.[99]

Peygamberimiz Aleyhisselam; Süleymleri, Mekke´den çıkışından beri, öncü süvari birliği olarak İslâm ordularının önüne geçirmiş ve Halid b. Velid´i de başlarına kumandan yapmıştı. Ci´râneye gelinc­eye kadar da, bu düzeni değiştirmedi.[100]

Ebu Abdurrahman el-Fihrî der ki:

"Çok sıcak ve yakıcı bir günde yola devam edip ağaç gölgesine indik.

Güneş zevale erince, zırhımı giydim. Atıma binip Resûlullah Aleyhisselama gittim.

Kendisi, kıl çadır içinde idi.

´Esselâmü aleyke yâ Rasûlallahi ve rahmetullâh! Hareket zamanı geldi!´ dedim.

Resûlullah Aleyhisselam:

´Evet!´ buyurdu.

Semüre ağacının gölgesinde dinlenen Bilal´e:

´Yâ Bilal!´ diye seslendi.

Bilal:

´Buyur! Ben sana feda olayım!1 dedi.

Resûlullah Aleyhisselam:

´Katırımı benim için hemen eğerle!´ buyurdu.

Bilal bir semer çıkardı ki, iki yanı hurma lifindendi. Gösterişli ve hoşa gidecek bir semer değildi.

Katır semerlenince, Resûlullah Aleyhisselam onun üzerine bindi. Biz de hayvanlarımıza bindik.[101]

Resûlullah Aleyhisselam bizi düşmanlara karşı o akşam ve gece savaş safları halinde düzenli bulundurdu.[102]

Peygamberimiz Aleyhisselam, o zaman, boz katırı Düldül´e binmiş, sırtına da iki kat zırh gömlek giymiş, başına giydiği takyesinin üzerine de miğfer geçirmişti.[103]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Mücahidleri Öğütlemesi ve Zaferle Müjdelemesi

Peygamberimiz Aleyhisselam; mücahicileri çarpışmaya teşvik etti. Sadakat ve bağlılık gösterdikleri, güçlüklere göğüs gererek sabır ve sebat ettikleri takdirde fetih ve zafere kavuşacaklarını onlara müjdele­di.

Huneyn vadisine sabahın alacakaranlığında, savaş düzeni halinde inilmeye başlandı.[104]

Hevâzinler, Huneyn vadisinin iki yanına gizlenmişler, pusu kurmuşlardı.[105]

Cabir b. Abdullah; Hevâzinlerin Huneyn´e önceden gelip vadinin gizli yollarını ve dar geçitlerini tut­tuklarını, Müslümanları oralarda pusuya düşürmek için toplanmış, hazırlanmış, üslenmiş olduklarını ve birdenbire saldırılarına uğradıklarını söyler.[106]

Seleme b. Ekvâ da:

"Ben, ilerleyip bir yokuşa çıkıyordum.

Beni düşmandan biri karşıladı. Hemen ona bir ok attım. Benden gizlendi de, ne yaptığını bilemed­im.

Hevâzinlere bakıp dururken, bir de ne göreyim: Onlar başka bir yokuştan ortaya çıkıvermişlerdi!" der.[107]

Hevâzinler; attıkları hiçbir oku boşa gidermeyecek kadar keskin nişancı ve atıcı idiler.

Hevâzinlerin İslâm askerlerinden ilk karşılaştıkları kimseler ise, genellikle, aceleci, zırhsız, silahsız veya pek az silahlı birtakım toy gençlerdi.[108]

Bununla birlikte, onlar karşılaşır karşılaşmaz Hevâzinlerin üzerlerine atılıp onları bozguna uğrat­mayı başarmışlardı.

Fakat, ganimet toplamaya koyuldukları zaman da, Hevâzinlerin çekirge sürüsü gibi ok yağmuruna tutuldular ve tutun a m ayarak bozuldular, dönüp kaçmak zorunda kaldılar.[109]

Bu öncü birliği içinden ilk ürküp kaçanlar da, suçları bağışlanmış ve kendiliklerinden İslâm mücahi-dleri arasına katılmış bulunan iki bin kadar Mekkeli idi.[110]

Enes b. Malik de; hiçbirzaman Hevâzinler kadar kalabalık ve çokluk bir topluluk görmediğini; sabah karanlığında, vadiye inerken, dar bir geçitte onların birdenbire saldırısına uğradıklarını ve ilk bozulup kaçanların Süleym süvarileri olduğunu ve Süleymleri Mekkelilerin, Mekkelileri de sair halkın takip ettiği­ni;[111] süvarilerin kaça kaça İslâm ordularının arkasına kadar çekilmiş olduklarını gördüklerini bildirir.[112]

Rivayete göre; yeni Müslüman olan Mekkelilerden bazıları, o sırada birbirlerine Peygamberimiz Aleyhisselam hakkında:

"Onu yalnız bırakın! Tam sırasıdır, bozulun!" demişlerdi.[113]

Huneyn Savaşında İslâm Kadınlarının Kahramanlıkları

Ümmü Umâre der ki:

"Müslümanlar her tarafta bozguna uğradıkları zaman, benim elimde keskin bir kılıç vardı.

Ümmü Süleym beline bir hançer bağlamıştı! Kendisi, o zaman, Abdullah b. Ebu Talha´ya hâmile idi!

Ümmü Salît ile Ümmü Haris:

´Savaştan kaçmak size yaraşmaz!1 diyerek Ensarı kınıyordu!

Hevâzinlerden boz bir deve üzerinde bir adam gördüm ki; yanında sancak taşıyor, Müslümanların arkasından devesini koşturuyordu.

Hemen onun önünü keserek devesinin bacaklarına kılıçla vurdum. Deve arkasının üzerine çöküverdi. Adama saldırıp, öldürünceye kadar kılıç vurdum. Kendisinin kılıcını alıp, deveyi horuldar bir halde bıraktım!"

O sırada, Resûlullah Aleyhisselam, kılıcını sıyırmış, kılıcının kınını atmış, ayakta dikiliyor ve:

"Ey Bakara sûresinin ashabı!" diyerek sesleniyordu.

Ümmü Haris kocasının devesini tutuyor, deve yayılmak istiyor, fakat Ümmü Haris onu yanından ayırmıyor, ona:

"Ey hayvan! Sen de mi Resûlullah Aleyhisselamı bırakıp gideceksin?!" diyordu!

Ümmü Haris, Hz. Ömer´e:

"Nedir bu hal?" diye sordu.

Hz. Ömer:

"Allah´ın işidir!" dedi.

Ümmü Haris, Peygamberimiz Aleyhisselama da:

"Yâ Rasûlallah! Vallahi, şu kavmin (Benî Süleymlerle Mekkelilerden, halkın bozguna uğramalarına yol açanların) bugün bize yaptıkları gibi birşey yapanı, devemi geçeni görürsem, öldürürüm!" dedi.[114]

Peygamberimiz Aleyhisselam, orada Ümmü Süleym´i gördü ve:

"Ümmü Süleym! Sensin hâ!" buyurdu.

Ümmü Süleym:

"Evet! Babam, anam sana feda olsun yâ Rasûlallah![115]

Yâ Rasûlallah! Gördün mü, sana bey´at edip Müslüman olmuş bulunan şu cemaat, seni nasıl yal­nız bırakıp kaçtılar?![116]

Yâ Rasûlallah! Suçlarını bağışladığın, senin ordunu bozguna uğratan şu Mekkelilerin[117] suçlarını bağışlama!

Allah fırsat verince,[118] seninle çarpışan şu müşrikleri geberttiğin gibi, onlan da geberti.[119]

Çünkü, onlar bunu hakettiler!" dedi.[120]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ey Ümmü Süleym! Allah bana yetmez mi?[121] Allah´ın affı çok geniştir![122]

Ey Ümmü Süleym! Gücün yetince, iyilik et!" buyurdu.[123]

Ümmü Süleym sözünü üç kere tekrarladı.

Peygamberimiz Aleyhisselam da, her defasında:

"Allah´ın affı çok geniştir!" buyurdu.[124]

Ebu Talha, Ümmü Süleym´in belindeki hançeri görünce, ona:

"Ey Ümmü Süleym! Ne oluyor bu yanındaki?!" diye sordu.

Ümmü Süleym:

"Hançerdir ki; müşriklerden biri bana yaklaşacak olursa, onun kamını yarayım, deşeyim diye yanı­ma aldım!" dedi.

Ebu Talha:

"Yâ Rasûlallah! Duydun mu; Ümmü Süleym ne söylüyor?" dedi.[125]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Bozguna Uğrayıp Kaçışan Müslümanlara Seslenişi

Hevâzinler, bozguna uğrattıkları Müslümanları kovalayarak, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına kadar gelip dayandılar.[126]

O sırada, Peygamberimiz Aleyhisselam, sağ yana çekilip kaçan Müslümanlara:

"Nereye gidiyorsunuz ey insanlar!

Bana doğru geliniz! Ben Resûlullahım!

Ben Muhammed b. Abdullah´ım![127]

Ey Allah´ın kullan! Ben Allah´ın kulu ve resûlüyüm!

Ey Muhacirler topluluğu! Ben Allah´ın kulu ve resûlüyüm ![128]

Ey Muhacirler! Ey Muhacirler!

EyEnsar! Ey Ensar!"[129] diyerek sesleniyor, develer birbirlerine giriyor, halk alabildiğine kaçıp gidiy­ordu!

Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında Muhacir ve Ensardan bazı kişiler ile aile halkından başka kimse kalmamıştır.[130]

Muhacirler arasında Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer, aile halkı arasında da Hz. Ali, Hz. Abbas, Ebu Süfyan b. Haris ve oğlu Cafer, Hz. Abbas´ın oğlu Fadl, Hâris´in oğlu Rebia, Zeyd b. Hârise´nin oğlu Üsâme ve Ümmü Eymen´in oğlu Eymen[131] vardı.[132]

Rivayete göre, Huneyn günü kaçmayıp oldukları yerde sebat edenler yüz kişi idiler.[133]

Bunlardan otuzüçü Muhacirlerden, alünışyedisi Ensardandı.[134]

Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından ayrılmayanların seksen kişi oldukları rivayeti de vardır.[135]

Hz. Ali ile Ebu Dücâne´nin Hevâzin Bayraktarlarından Birini Öldürmeleri

Hz. Ali ile Ebu Dücâne, kızıl tüylü bir devenin üzerinde, uzun mızrağının ucuna siyah bir bayraktak-mış, Hevâzinlerin önünde Müslümanlardan birçoklarını mızraklayan bir adamın ardına düştüler.[136]

Hz. Ali, adamın arkasından yetişip devenin bacaklarına kılıçla vurunca, deve arkasının üzerine çöktü.

Ebu Dücâne, adamın üzerine yürüdü. Kılıçla vurup onun bacağının yansını kesti.

Kılıç, bacağı keserken, ses çıkardı.

Adam yere yuvarlandı.[137]

Diğer rivayete göre; Hz. Ali ile Ebu Dücâne adama saldırdılar. Hz. Ali onun sağ kolunu, Ebu Dücâne de sol kolunu kesti.

Hatta, kılıçlan birbiriyle tokuştu, ses çıkardı, körleşti.[138]

Ebu Katâde´nin Güçlü ve Azılı Bir Müşriki Öldürüşü

Ebu Katâde der ki:

"Huneyn günü, bir Müslümanla bir müşrikin çarpıştığını,[139] müşriklerden birisinin de Müslümana karşı arkadaşına yardım etmek için[140] Müslümanı yere yıkıp üzerine çıktığını gördüm.[141]

Hemen arkasından varıp boynunun köküne kılıçla vurdum. Zırhını kestim.

Müşrik bana doğru yöneldi.

Vurmak için kılıcını kaldırdığı zaman,[142] vurup bir elini kestim.

Adam öbür eliyle yakalayıp boynumu öyle bir sıktı ki, ölümün kokusunu almaya, ecel teri dökmeye başladım! Az kalsın beni öldürecekti.

Eğer adam kan kaybından zayıf düşüp yere yıkılmamış olsaydı, muhakkak, beni öldürürdü.[143]

Ölüm gelip ona yetişti de, beni bıraktı.[144]

Yere düştüğü zaman, kılıçla vurup adamın işini bitirdim."[145]

Mekke´ye Kadar Kaçan Mekkeli Müşriklerin Mekke´deki Müslümanları Üzüntüye Düşürmeleri

Huneyn´de bozguna uğrayıp kaçan Mekkelilerden bazıları Mekke´ye ulaştılar.[146]

Müslümanların bozguna uğradıklarını haber vererek Mekkeli müşrikleri sevindirdiler.

İçlerinden birisi:

"Artık Araplar atalarının dinine dönebilirler![147] Muhammed düşmüş, ashabı da dağılmıştır!" demişti.

Mekke valisi Attâb b. Esîd:

"Muhammed öldürüldü ise, Muhammed´in dini ayaktadır. Muhammed´in ibadet etmiş olduğu Allah, Diridir ve Ölümsüzdür!" dedi.

Daha akşam olmamıştı ki, Allah´ın yardımıyla Peygamberimiz Aleyhisselamın Hevâzinleri yendiği haberi gelip, Attâb ile Muaz b. Cebel´i sevindirdi.

Bundan önce sevinenleri ise, Yüce Allah yüzlerinin üzerine düşürdü.[148]

Bazı Kureyşîlerin Kalblerindekini Açığa Vurmaları

Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte Huneyn´e gelip Müslümanların bozguna uğradıklarını gören bazı müşrikler, kalblerinde taşıdıkları kini ve düşmanlığı dile getirmekten kendilerini alamadılar.

Çantasında fal okları taşıyan Ebu Süfyan b. Harb:

"Artık, onların bu bozgunlukları denize (deniz sahiline) kadar bitmez![149]

Vallahi, Hevâzinler onları yenerler!" dedi.

Safvan b. Ümeyye ise:

"Ağzına taş, toprak dolsun!" diyerek Ebu Süfyan´ın bu temennisini reddetti.[150]

Eşlemlerden Ebu Makît de, Ebu Süfyan´a:

"Vallahi, senin öldürülmeni yasakladığını Resûlullah Aleyhisselamdan işitmemiş olsaydım, seni hemen öldürürdüm!" dedi.[151]

O sırada, Kureyşlilerden bir adam gelip, Safvan´a:

"Muhammed ile ashabının bozguna uğradığını sana müjdelerim! Vallahi, onlar bir daha düzelemez, savaşamaz ve kimseyi yenecek hale gelemezler! [152]

İyi biliniz ki; artık bugün sihir bozuldu, tesirsiz hale geldi!" diyerek bağırdı.

Bu adam; Safvan b. Ümeyye´nin ana bir kardeşi olan Kelede b. Hanbel´di. [153]

Safvan ona kızdı[154] ve:

"Sus! Allah senin dişlerini düşürsün!

Vallahi, bana Kureyşilerden bir kimsenin hâkim ve sahip olması, Hevâzinlerden birinin hâkim ve sahip olmasından daha yeğ ve daha iyidir! [155]

Eğer ben kendime bir rab (efendi) edinecek olsam, Kureyşlilerden bir kimseyi rab (efendi) edinmem, bana, Hevâzinlerden birisini rab (efendi) edinmekten daha sevimlidir!" dedi. [156]

Sonra, uşağını yanına çağırdı ve ona:

"Müslümanların parolalarını dinle, gel, bana bildir!" dedi.

Uşak, gidip geldi. Onların "Ey Abdurrahman oğulları!", "Ey Abdullah oğulları" dediklerini işittiğini bildirince, Safvan b. Ümeyye:

"Muhammed galip gelecektir! Bunlar, onların savaştaki parolalarıdır!" dedi.[157]

Süheyl b. Amr da:

"Muhammed ve ashabı artık bir daha düzelemez, savaşamaz!" dedi[158]

İkrime b. Ebu Cehil ise:

"Bu, yerinde bir söz değildir! İşler ancak Allah´ın Elindedir. Muhammed´in elinde birşey yoktur!

Bugün savaş onun aleyhine ise, yarın muhakkak onun lehine olacaktır!" dedi.

Süheyl b. Amr:

"Sen daha önce bu sözün aksini söylüyordun!?" dedi.

İkrime:

"Yâ Ebâ Yezid! Biz, vallahi, aykırı şeyler üzerinde duruyormuşuz!

Akıllarımızı kösteklemiş; yarar da, zarar da vermeyen birtakım taşlara tapmış durmuşuz!" dedi.[159]

Şeybe b. Osman´ın Peygamberimiz Aleyhisselama Suikaste Kalkışı ve Müslüman Oluşu

Peygamberimiz Aleyhisselam Huneyn savaşına çıkarken, Şeybe b. Osman ile Salvan b. Ümeyye, birlikte çıkmak için sözlesmişlerdi.

Safvan´ın babası Ümeyye b. Halef Bedir savaşında, Şeybe´nin babası Osman b. Ebu Talha da Uhud savaşında öldürülmüştü.

Huneyn´de Müslümanlar yenilirlerse, bunlar, Peygamberimiz Aleyhisselamın üzerine saldırarak babalarının öçlerini alacaklardı.[160]

Müslümanların bozguna uğradıkları, halkın birbirlerine karıştıkları ve Peygamberimiz Aleyhisselamın da katırından yere indiği sırada, Şeybe b. Osman kılıcını sıyırdı, öcünü almak için[161] sağ tarafından Peygamberimiz Aleyhisselama doğru varmak istedi.

Hz. Abbas´ın ayakta dikildiğini ve ak gümüş gibi parlayan zırhının üzerinden tozlan silkmekte olduğunu görünce, kendi kendine:

"Amcası onu yardımsız bırakmaz! Onun yanından ayrılmaz!" dedikten sonra, sol yanından Peygamberimiz Aleyhisselama yaklaşmak istedi.

O tarafta da, Peygamberimiz Aleyhisselamın amcasının oğlu Ebu Süfyan b. Hâris´i gördü.

"Bu da, onun amcasının oğludur. Onu yardımsız bırakmaz!" deyip Peygamberimiz Aleyhisselama arka tarafından yaklaştı.

Kılıcını kaldırıp vurmaktan başka bir iş kalmamıştı ki, aralarında birdenbire yıldırımı andıran bir ateş yalımı peyda oldu!

Yalımın kendisini yakıp helak etmesinden korktu, gözlerini elleriyle kapadı ve geri geri çekildi [162]

Şeybe b. Osman der ki:

"İşte o zaman anladım ki; o, benim tecavüzümden, muhakkak Allah tarafından korunuyor!"[163]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Şeybe b. Osman´a doğru başını çevirdi.[164] Gülümsedi[165] ve:

"Ey Şeybe! Anası ağlayasıca![166] Yanıma gel!" buyurdu.[167]

Şeybe titremeye başladı.

Yüce Allah onun kalbine korku ve iman sevgisi düşürdü[168]

Şeybe b. Osman Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelince, Peygamberimiz Aleyhisselam elini onun göğsüne koydu ve:

"Allah´ım! Bundan şeytanı defet, gider!" diyerek dua etti.[169]

Yüce Allah, Şeybe´nin kalbindeki bütün kin ve düşmanlıkları giderip kalbini imanla doldurdu.[170]

Şeybe, başını kaldırıp baktığı zaman, Peygamberimiz Aleyhisselama karşı içi sevgi ile doldu. Peygamberimiz Aleyhisselam, ona, gözünden, kulağından, kalbinden daha sevgili olmuştu!

Bundan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ey Şeybe! Artık kâfirlerle savaş!" buyurdu.[171]

Şeybe der ki:

"Hevâzinlerin Kureyşileri yenmesi, beni gayrete getirmişti.

´Yâ Rasûlallah! Ben, alaca atlı birçok süvariler görüyorum!´ dedim.

Resûlullah Aleyhisselam:

´Ey Şeybe! Onları ancak kâfir olanlar görür!´ buyurdu ve göğsümü eliyle sığayarak:

´Ey Allah´ım! Şeybe´ye doğru yolu göster!´ diyerek üç kere dua etti.

Vallahi, üçüncüsünde, daha elini göğsümden kaldırmamıştı ki, Allah´ın yaratıklarından, bana, ondan daha sevgili bir kimse yoktu![172]

Resûlullah Aleyhisselamın önünde kılıç vurdum, savaştım.

Vallahi, canım ve herşeyimle onu korumak istiyordum[173]

O sırada, sağ olsaydı da babamla karşılaşsaydım, kılıcımla vurup onu da öldürürdüm[174]

Hevâzinler bozguna uğrayıp yurtlarına kadar kaçtıkları zaman, Resûlullah Aleyhisselamın huzuruna vardım.

Bana:

´Hamd olsun Allah´a ki, O, senin hakkında, senin dilediğin şeyden daha hayırlısını diledi!1 buyurdu ve kendisine yapmayı içimden geçirmiş bulunduğum herşeyi bana olduğu gibi haber verdi .[175]

Halbuki, ben onları hiç kimseye söylememiştim!

Hemen:

´Şehadet ederim ki; Allah´tan başka hiçbir ilah yoktur!

Sen de, hiç şüphesiz, Resûlullahsın!

Benim için Allahtan mağfiret dile!´ dedim.

´Allah seni mağfiret etsin, yarlıgasın!´ buyurdu.

Halbuki;

´Araplardan ve Arap olmayanlardan Muhammed´e tâbi olmadık hiç kimse kalmasa, ben sana tâbi olmam!´ diyordum."[176]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Kaçışan Müslümanlara Seslenişi ve Hz. Abbas´ı Seslendirişi

Peygamberimiz Aleyhisselam, Müslümanların bozulup kaçıştıklarını görünce, boz katırının üzerinde, sağına soluna döne döne:

"Ey Allah´ın yardımcıları! Ben Allah´ın kulu ve resûlüyüm! Sabır ve sebat gösteriniz!" buyuruyor-du.[177]

Hz. Abbas der ki:

"Resûlullah Aleyhisselamla Huneyn harbinde bulundum.

Ebu Süfyan b. Haris b. Abdulmuttalib ile ben, Resûlullah Aleyhisselamın ardına düştük. Kendisinden hiç ayrılmadık.

Resûlullah Aleyhisselam, beyaz katırının üzerinde idi.

Müslümanlarla kâfirler karşılaşınca, Müslümanlar dönüp gerilediler.

Resûlullah Aleyhisselam ise, katırını kâfirlere doğru mahmuzlamaya başladı.

Ben Resûlullah Aleyhisselamın katırının geminden tutuyor, onu, koşmasın diye engelliyordum.

Resûlullah Aleyhisselam, bana:

´Ey Abbas! Ashâbu´s-Semüre´ye seslen!1 buyurdu.

Bunun üzerine, ben sesim çıkabildiğince:

´Yâ Eshâbessemüre! Ey semüre ağacının altında Resûlullah Aleyhisselama bey´at etmiş olan saha-biler! Nendesiniz?!´ diyerek haykırdım.

Vallahi, sesimi işittikleri zaman yerlerine dönüşleri, ineğin yavrularına dönüşü gibi idi!

Ensara, önce genellikle:

´Ey Ensar cemaati! Ey Ensar cemaati!1

Sonra, özellikle de:

´Ey Benî Haris b. Hazrec cemaati! Ey Benî Hazrec cemaati!´ diye seslenilince, onlar

´Buyur! Buyur! Buyur!´ diyoriar,[178] bindikleri develerini geri çevirmek istiyorlar, fakat geri çevirmeye güç yetiremiyorlar; hatta sırtlarındaki zırh gömleklerini çıkarıp develerinin boyunlarına attıkları halde, onları durduramıyorlandı. En sonunda, kılıçlarını, kalkanlarını alıp kendilerini develerinden aşağı atarak Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına koşuyorlardı![179]

Sa´d b. Ubâde, Hazrecîlere:

´Yetişiniz ey Hazrecîler! Yetişiniz ey Hazrecîler!´

Useyd b. Hudayr da:

´Yetişiniz ey Evsîler! Yetişiniz ey Evsîler!´ diyerek seslendikleri zaman, arıların beylerinin başına top­landıkları gibi, her taraftan gelen Müslümanlar Hevâzinlerin üzerine öfkeyle atılmaya başladılar!

Muhacirler:

´Yâ Benî Abdurrahman!1

Evsîler:

´Yâ Benî Ubeydullah! Ey Allah süvarileri!´ diyerek hay kırıyorlardı. "[180]

Dönüp gelenler, Hevâzin müşriki eriyle çarpışmaya giriştiler.[181]

Peygamberimiz Aleyhisselamın çevresi, Müslümanlarla çarpışan Hevâzin müşrikleri tarafından sarılmıştı.[182]

Hz. Osman, Hz. Ali, Ebu Dücâne ve Eymen b. Ubeyd, Peygamberimiz Aleyhisselamın önünde çarpışıyorlardı.[183]

O gün, Hz. Ali, Peygamberimiz Aleyhisselamın önünde çarpışanların hızlısı, en hiddetli ve şiddetlisi idi.[184]

Ebu Süfyan b. Haris der ki:

"Allah biliyor ki, ben, Resûlullah Aleyhisselamın önünde ölmek istiyordum.

O sırada, Abbas b. Abdulmuttalib, Resûlullah Aleyhisselamın katırının gemini tutuyordu.

Ben de, öbür yanına geçip katırının geminden tutunca, Resûlullah Aleyhisselam:

´Kim bu?´ diye sordu.

Yüzümden, miğferimi kaldırdım.

Abbas:

´Yâ Rasûlallah! (Süt) kardeşin ve amcanın oğlu Ebu Süfyan b. Hâris´tir. Ondan razı ol!1 dedi.

Resûlullah Aleyhisselam:

´Öyle yaptım! Allah onun bütün düşmanlıklarını bağışlasın!´ buyurdu.

Bunun üzerine, üzengideki ayağını öptüm.

Sonra, bana döndü de:

´Evet! (Süt) kardeşimdir!´ buyurdu."[185]

Peygamberimiz Aleyhisselam, boz katırının üzerinde üzengilere basarak dikilip Müslümanların Hevâzinlere kılıçla giriştiklerini görünce:

"İşte, bu, tandırın tutuştuğu (savaşın kızıştığı) zamandır!" buyurdu.[186]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Yüce Allah´a Dua Edişi ve Müşriklerin Bozguna Uğrayışı

Müslümanlar bozguna uğrayıp da düşmanlar Peygamberimiz Aleyhisselama doğru yönelince,[187] Peygamberimiz Aleyhisselam katırından yere inip:[188]

"Peygamber, benim! Yalan yok!

Abdulmuttalib´in oğlu benim![189]

Allah´ım! Bize yardımını indir![190]

Ey Allah´ım!

Ben, Senden, bana olan (zafer) va´dini yerine getirmeni diliyorum ![191]

Ey Allah´ım! Muhakkak ki Sen onların bize galip gelmelerini istemezsin!"[192] diyerek, Allah´tan yardım ve zafer diledi.[193]

"Ey Allah´ım! Hamd Sana mahsustur. Şikâyetler ancak Sana arzolunur. Yardım ancak Senden dilenir" diyerek dua edince, Cebrail Aleyhisselam gelerek:

"Sana telkin olunan bu kelimeler, arkasında Firavun bulunduğu ve kendisine deniz yarılıp yol açıldığı gün Musa´ya da Allah tarafından telkin olunmuştu!" dedi.[194]

Peygamberimiz Aleyhisselam yerden aldığı bir avuç toprağı[195] veya kumu[196] müşriklerin yüzler­ine doğru attı, saçtı.[197]

"Bu yüzler kara olsun!" dedi.[198]

Onlardan, Allah´ın yarattığı hiçbir kimse yoktu ki,[199] Yüce Allah, o bir avuç toprak veya kumla onların gözlerini doldurmamış,[200] kalblerine korku düşürmemiş olsun![201]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Kabe´nin Rabbine andolsun ki; onlar bozguna uğradılar gittiler!" buyurdu.[202]

Cübeyr b. Mut´im, o sıradaki müşahedelerini şöyle anlatır:

"Hevâzinler, bozguna uğramadan, Müslümanlarla çarpıştıkları sırada, gökten simsiyah örtü gibi birşeyin gelip bizimle Hevâzinler arasına düştüğünü,[203] bu gökten gelip bizimle Hevâzinleri gölgeleyen ve ufku kaplayan siyah şemsiye gibi şeye[204] dikkatlice baktığım zaman, onun siyah karıncalar olduğunu,[205] vadiyi doldurduğunu,[206] Huneyn vadisinde karınca seli aktığını gördüm![207]

Onların meleklerden ibaret olduğunda,[208] bunun Allah tarafından bir yardım olup bizi onlarla desteklediğinde hiç şüphem kalmadı.

Nihayet, Hevâzinlerin bozguna uğramalarından başka birşey vuku bulmadı!"[209]

Bir mucize olarak, gökle yer arasında, demir taslar üzerine düşen demir parçalarının çıkardıkları sesler gibi çınlayan sesler de duyulmuştu![210]

Huneyn savaşında bulunmuş olan Süveyd (veya Büreyd) b. Âmir de, o zaman yüreklerine düşen korku soruldukça, eline çakıl taşları alır, onu bir tasın içine atarak sesler çıkarttırır ve:

"İşte, içimizde böyle sesler çınladığını duymuştuk!" derdi.[211]

Yine, Müslüman olan Hevâzinlerin anlattıklarına göre; birdenbire bozguna uğramışlar, arkalarına döndükçe, Müslümanlar tarafından takip edildiklerini görmüşler, her tarafa dağılmışlar, kaçıp kurtula­bilenler ancak soluklarını yurtlarının en yüksek yerinde almışlardı ![212]

Haris b. Bedel de; Peygamberimiz Aleyhisselam yerden bir avuç toprak alıp Hevâzinlerin yüzlerine atınca bozguna uğradıklarını, her ağacı, her taşı, arkalarından gelen bir süvari sandıklarını söyler.[213]

Hz. Abbas da, bu husustaki müşahedelerini şöyle anlatır:

"Gidip baktığımda, savaş gördüğüm biçimde, aynı şiddette devam edip dururken,[214] vallahi, Resûlullah Aleyhisselamın kumları onlara atmasından sonradır ki, güçlerinin azaldığını, işlerinin tersine döndüğünü gördüm!

Nihayet, Allah onları bozguna uğrattı.

Resûlullah Aleyhisselamın da katırını tepip onları takip ettiğini hâlâ gözlerimle görürgibiyimdir!"[215]

Sakîflerden Öldürülenler ve Kaçıp Taif Kalesine Sığınanlar

Sakîflerden müttefiklerin bayrağı Karib b. Esved b. Mes´ud´un yanında idi. Hevâzinler bozguna uğrayınca, Karib, sancağı, bayrağı bir ağaca dayayarak; müttefiklerden amcasının oğullarıyla birlikte kaçtı.

Onlardan, iki kişiden başka, öldürülen olmadı.

Birisi Gıyerelerden Vehb, diğeri de Benî Kubbelerden Cülah (Leclac) idi. Peygamberimiz Aleyhisselam, Cülah´ın öldürüldüğünü işittiği zaman: "Bugün, Sakîf gençlerinin ulusu öldürülmüştür!" buyurdu.[216]

Hevâzin Savaşında Taifli Sakîflerden Öldürülenlerin Sayısı

Hevâzinler bozguna uğrayınca, Taifli Sakîflenden Malik oğullarının bayrağı altında yetmiş kişi,[217] Bedir savaşında Kureyşlilerden öldürülmüş olanlar kadar[218] adam öldürüldü.[219] Malik oğullarının bayrağını Zülhımar taşıyordu.

Zülhımar öldürülünce Osman b. Abdullah b. Rebia almış, çarpışırken o da öldürülmüştü.[220] Peygamberimiz Aleyhisselam, onun öldürüldüğünü işitince: "Allah kahretsin onu! Çünkü o Kureyşîlere çok kin beslerdi" buyurdu.[221] Osman b. Abdullah, bütün köleleri ve azadlılan ile birlikte savaşa katılmıştı. O gün, hepsi de öldürüldüler.[222]

Benî Riab veya Rebablardan Nasr oğulları da çok öldürüldüler. Abdullah b. Kays:

"Yâ Rasûlallah! Riab oğulları mahvoldular!" dedi. Peygamberimiz Aleyhisselam: "Ey Allah´ım! Onların musibet ve helaki arını iyileştir!" diyerek dua etti .[223]

Hevâzin Ordularının Etrafa Dağılışı ve Düreyd´in Öldürülüşü

Bozguna uğrayan Hevâzin ordularından bir kısmı Taife gittiler.[224] Bir kısmı Evtas´ta ordugâh kurdu. Bir kısmı Nafileye doğru yönelip gitti.

Nahle´ye doğru gidenler arasında Giyere (Aneze) oğullarından başkası bulunmuyordu.

Nahle´ye doğru giden halkı, İslâm süvarileri takip ettiler.

Fakat, onlardan, dağ yollarını tutanları takip etmediler.

Rebia b. Rüfey1, Düreyd b. Sımme´ye yetişip devesinin yularından tuttu. Onu kadın sanıyordu.

Çünkü, deve üzerinde kadınların taşınmasına mahsus hevdecimsi bir mahfaza içinde bulunuyordu.

Rebia, onun içindekinin erkek olduğunu anlayınca, deveyi ıhdırdı.

Çok yaşlanmış bir adam olan Düreyd b. Sımme ile karşılaştı.

Henüz gençlik çağında bulunan Rebia, Düreyd´i hiç tanımıyordu.

Düreyd, ona:

"Beni ne yapacaksın?" diye sordu.

Rebia:

"Öldüreceğim!" dedi.

Düreyd:

"Sen kimsin?" diye sordu.

Rebia:

"Ben Rebia b. Rüfey´ü´s-Sülemf´yim!" dedikten sonra, ona kılıçla bir darbe indirdi. Fakat birşey yapamadı.

Düreyd:

"Anan seni ne kötü çıkarmış (doğurmuş)!

Semerin arkasında, hevdecin içindeki kılıcı al da, bana onunla vur!

Kılıcı vururken de, kafa kemiğinin yukarısından dimağın aşağısına doğru indir!

Ben, adamları öldürürken, böyle vururdum!

Sonra, ananın yanına vardığın zaman, Düreyd b. Sımme´yi kendinin öldürdüğünü ona haber ver!

Vallahi, benim kadınlarınızı koruduğum, esirgediğim zamanlar olmuştur!" dedi.

Süleym oğulları, Rebia Düreyd´i kılıçla vurup yere düşürdüğü zaman, kıçının açılıp çıplak atlara bin­mekten her iki budunun kılları dökülerek parlak, tüysüz hale geldiğinin görüldüğünü söylerler.

Rebia, yurduna dönüp Düreyd´i öldürdüğünü haber verince, anası:

"Amma, vallahi, o senin analarından üçünü[225] bir sabah babanın alnının saçını keserek azad etmiş, serbest bırakmıştı!" dedi.

Rebia:

"Ben bunu bilmiyordum!" dedi.[226]

Anası:

"O bize olan iyiliğini sana haber verince, onu öldürmekten vazgeçmeli ve böylece kendisine ikram­da bulunmalı değil miydin?" dedi.

Rebia:

"Ben, Allah´ın ve Resûlünün rızasını kazanmak için, ona ikramda bulunmadım!" dedi.[227]

Düreyd b. Sımme ile birlikte kaçanlar, alûyüz kişilik bir cemaat idi.

Üçyüzü öldürülmüştü.[228]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Kaçan Düşmanları Takip Etmelerini Mücahidlere Emredişi ve
Hevâzin Orduları Başkumandanının Taif Kalesine Sığınışı

Peygamberimiz Aleyhisselam, kaçan düşmanları takip etmelerini Müslümanlara emretti.[229]

Hevâzin ordularının başkumandanı Malik b. Avf, bozguna uğradığı zaman, kavminin bazı süvari­leriyle birlikte yolda iki dağ arasındaki yüksekçe bir yerde durup, arkadaşlarına:

"Zayıf olanlarınız gelinceye kadar bekleyiniz de, arkanızdakiler gelip size kavuşsunlar!" dedi.

O sırada, uzaktan İslâm süvarileri gözükünce, Malik b. Avf, arkadaşlarına:

"Bakınız, neler görüyorsunuz?" diye sordu.

Arkadaşları:

"Atlar üzerinde, mızraklarını atlarının kulakları arasına uzatmış, uzun bacaklı bir kavim görüyoruz!" dediler.

Malik b. Avf:

"Onlar, kardeşleriniz Süleym oğullarıdır!

Onlardan size zarar gelmez!"* dedi.

Vadinin içine girdikleri zaman, arkalarından, başka bir süvari birliğinin gelmekte olduğu görüldü.

Malik b. Avf, arkadaşlarına:

"Bakınız! Neler görüyorsunuz?" diye sordu.

Arkadaşları:

"Mızraklarını yanlamasına uzatmış, atları üzerinde, kendilerini belli etmeyen bir kavim görüyoruz!" dediler.

Malik b. Avf:

"Onlar, Evs ve Hazreclerdir.

Onlardan da size zarar gelmez!" dedi.[230]

Dağ yolunun dibine varınca, Benî Süleymlerin gittikleri yolu tuttular.

Orada birtakım atlılar göründü.[231]

Malik b. Avf:

"Bakınız! Neler görüyorsunuz?" diye sordu.

Arkadaşları:

"Atlar üzerinde, heykeller gibi kimseler görüyoruz!" dediler.

Malik b. Avf:

"Onlar, Ka´b b. Lüeyylerdir!

Onlar sizinle çarpışırlar!" dedi.

Süvariler gelip sarınca, Malik b. Avf esir düşmekten korkarak hemen atından indi. Bir çalının içine saklandı.

Sonra, kaya aralarından, dağın tepesindeki hurma ağacının yanına kadar çıkıp canını kurtardı, arkasından gelenlere yakalanmadı.[232]

Malik b. Avf, arkadaşlarına:

"Bakınız! Daha neler görüyorsunuz?" diye sordu.

Arkadaşları:

"Uzun bacaklı, mızraklarını omuzlarının üzerlerine koymuş, başlarına bez sarmış birtakım atlılar;[233] aralarında da, başına san sarık sarmış, mızrağı om uzunda, sert adımlarıyla yeri sarsa sarsa yürüyen bir adam görüyoruz!" dediler.

Malik b. Avf:

"İşte o, Safiyye´nin oğlu[234] Zübeyr b. Avvam´dır!

Lâfa yemin ederim ki; o, sizinle karşılaşacak![235] Sizi yerinizden ayıracaktır!" dedi.[236]

Gerçekten de, Zübeyr b. Avvam, onları görünce, bulundukları yerden indirip kaçırıncaya kadar saldırmaktan geri durmadı.[237]

Malik b. Avf kaçıp kendisine ait Liyye kalesine, oradan da Sakîflerin kalesine sığındı .[238]

Sa´d b. Bekr Oğullarından Bicad´ın Yakalanıp Esir Edilişi

Sa´d b. Bekr oğullarından Bicad ağır bir suç işlemiş.[239] bir müslümanı tutup azalarını kesmiş, sonra da kendisini ateşe atarak yakmıştı.

Bicad, suçunun ağırlığını bildiği için, kaçmıştı.[240]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Sa´d b. Bekr oğullarından Bicad´ı yakalayabilirdeniz, onun elinizden kaçıp kurtulmasına meydan vermeyiniz!" buyurmuştu.

Müslümanlar onu yakaladılar[241] ve ev halkı ile birlikte esir ettiler.[242]

Peygamberimiz Aleyhisselamın sütkardeşi olan, Ben îSa´dlardan Şeymâ da, Bicad ve onun ev halkı ile birlikte esir edilmiş bulunuyordu.[243]

Şeymâ´nın Peygamberimiz Aleyhisselamla Konuşması

Şeymâ esirler arasında getirilirken yolda kendisine katı ve sert davranılınca:

"Biliniz ki; vallahi, ben sizin efendinizin sütkardeşiyim!" dedi.

Fakat, onun bu sözüne pek inanmadılar. Kendisini Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına getirdiler.[244]

Şeymâ:

"Yâ Muhammed![245] Yâ Rasûlallah![246] Ben senin sütkardeşinim!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Buna alamet ve işaret nedir?[247]

Doğru söylüyorsan, benim tarafımdan sana yapılmış, belirsiz olmayan biriz gösterebilir misin?" diye sordu[248]

Şeymâ, kolunu açıp:

"Evet yâ Rasûlallah! Sen küçük iken, beni ısırmıştın! İşte, ısırık izi![249]

Arkamda, omuzumda bulunan ısırık izi ki, onu sen ısırmıştın!

O zaman, ben seni kucağıma almıştım![250]

Sirer vadisinde, ailemizin davarlarını otlatıyorduk.

O zaman, benim babam, senin de (süt) babandı.

Benim annem, senin de (süt) annendi.

Seni memeden ben ayırmıştım.

Hatırladın mı şimdi yâ Rasûlallah?" dedi.[251]

Peygamberimiz Aleyhisselam, ısınk izini görünce hatırladı ve tanıdı.

Ridasını yere serdikten sonra, Şeymâ´yı onun üzerine oturttu ve ona:

"Hoşgeldin!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselamın gözleri yaşla doldu.[252]

Ona annesini ve babasını sordu.

Şeymâ, onların daha önce ölmüş olduklarını haber verdi.[253] Peygamberimiz Aleyhisselam, Şeymâ´ya:

"İstersen, sevgi ve saygı görerek yanımda otur![254]

İstersen, yararlanacağın mallar verip, seni kavim ve kabilenin yanına döndüreyim?

Ben sana bunu da yaparım" buyurdu.

Şeymâ:

"Olur! Sen bana mal ver[255] ve kavmimin yanına çevir" dedi.[256] Müslüman oldu.[257]

Allah ondan razı olsun!

Şeymâ, Bicad´ın karısının ricası üzerine, suçunun bağışlanmasını, serbest bırakılmasını, Peygamberimiz Aleyhisselamdan diledi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Şeymâ Hatunun bu dileğini de yerine getirdi.

Şeymâ Hatuna, ailelerinden kimler kaldığını sordu.

Şeymâ Hatun, kız ve oğlan kardeşleri ile amcası Ebu Bürkan´ın sağ olduklarını haber verdi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Şeymâ Hatuna:

"Sen şimdi Ci´râne´ye dön!

Orada kavminle birlikte bulun.

Ben şimdi Taife gideceğim. Oradan Ci´râne´ye döneceğim" buyurdu, onu Ci´râneye yolladı.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Taif´ten Ci´râneye döndüğü zaman, Şeymâ Hatuna ve aile halkından sağ olanlara, deve ve davar verdi.[258]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Şeymâ Hatuna, ayrıca bir erkek ve bir de kadın köle verdi.

Şeymâ Hatun onları birbirleriyle evlendirdi.[259]

Mücahidlerin Kadın, Çocuk ve Köle Öldürmemeleri İçin Uyarılışı

Süleym oğulları öncü süvari birliğini teşkil ediyorlar, Halid b. Velid de onlann kumandanı bulunuy­ordu.[260]

Peygamberimiz Aleyhisselam bir kadın ölüsüne rastlamıştı ki, halk onun başına toplanmışlardı.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Nedir bu?" diye sordu.

"Bir kadındır. Halid b. Velid öldürdü!" dediler.

Peygamberimiz Aleyhisselam, orada bulunanlardan birisine:

"Halid´e yetiş! Ona:

´Resûlullah seni çocuk, kadın ve hizmetçi öldürmekten men ediyor!1 de!" buyurdu.[261]

Peygamberimiz Aleyhisselam, başka bir kadın ölüsü gördü ve onu kimin öldürdüğünü sordu.

Bir adam:

"Yâ Rasûlallah!

Onu ben öldürdüm!

Kendisini terkime almıştım. O beni öldürmek isteyince, ben onu öldürdüm!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, onun gömülmesini emretti.[262]

Peygamberimiz Aleyhisselam, mücahidlerin çocukları da öldürmeye başladıklarını işitince, mücahi-dlere:

"Dikkat ediniz! Çocuklar öldürülmeyecektir!

"Dikkat ediniz! Çocuklar öldürülmeyecektir!

"Dikkat ediniz! Çocuklar öldürülmeyecektir!" buyurdu.

Useyd b. Hudayr

"Yâ Rasûlallah! Onlar, müşriklerin çocukları değiller mi?" diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Sizin en hayırlılarınız da, müşriklerin çocukları değiller midir?

Her çocuk, İslâm yaratılışı üzere doğar, dili dönünceye kadar, öyle gider.

Ana ve babalan onu ya Yahudileştirir, ya da Hıristiyanlaştırır!" buyurdu.[263]

Ebu Âmir el-Eş´arî´nin Evtas´ta Savaşması ve Orada Şehit Oluşu

Huneyn´de bozguna uğrayan Hevâzinlerden bir kısmı Evtas ordugâhında toplanmışlardı. Toplananların sayısı pek çoktu.[264]

Peygamberimiz Aleyhisselam, bir sancak bağlayarak, Ebu Âmir el-Eş´arî´yi Seleme b. Ekvâ ile bir­likte Evtas´a gönderdi.

Evtas´ta üslenen müşrikler, kendilerini savundular.[265]

Hevâzinlerden bir adam, meydana çıkıp:

"Benimle çarpışacak kim var?" diyerek bağırdı.

Ebu Âmir ona karşı vardı.[266] Adam Ebu Âmir´e saldırdı.

Ebu Âmir onu İslâmiyete davet etti[267] ve:

"Ey Allah! Şahit ol ona! (Onu İslâmiyete davet ettiğime!)" dedi.[268]

Üzerine yürüdü. Onu öldürdü.

Sonra, ikinci bir adam çıkıp Ebû Âmir´e saldırdı.

Ebu Âmir, onu İslâmiyete davet etti ve:

´Ey Allah! Şahit ol ona! (Onu İslâmiyete davet ettiğime!)" dedi.

Vurup onu da öldürdü.

Hevâzinler birer birer meydana çıkıyor, Ebu Âmir´e saldırıyor, Ebu Âmir de onları önce İslâmiyete davet ediyor, sonra da üzerlerine yürüyüp onları öldürüyordu.

Ebu Âmir, böylece, onlardan dokuz kişi öldürdü.[269]

Dokuzuncusu, çarpışmak için alâmetienmiş, koşa koşa gelmişti.

Meydana çıkan onuncu adam, başına sarı bir sarık sanmıştı.[270]

Gelir gelmez, Ebu Âmir´e saldırdı.

Ebu Âmir de onun üzerine yürüdü.

Kendisini önce İslâmiyete davet etti ve sonra da:

"Ey Allah! Şahit ol ona! (Onu İslâmiyete davet ettiğime!)" dedi.

Adam:

"Ey Allah! Bana şahit olma!" deyince, Ebu Âmir ondan elini çekti, adam da kaçıp kurtuldu.

Kendisi, sonradan Müslüman oldu. İslâmiyet ameli eriyle Müslümanlığını güzelleştirdi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, onu gördükçe:

"Bu, EbuÂmir´in kaçırdığıdır!" buyururdu.[271]

BenîCüşem b. Muaviyelerden Hâris´in oğulları Ali ile Evfâ, Ebu Âmir´e ok atarak, biri onu kalbinden, diğeri de dizinden vurdu.[272]

Ebu Musa el-Eş´arî der ki:

"Resûlullah Aleyhisselam beni de amcam Ebu Âmirle birlikte göndermişti.

Savaş sırasında Ebu Âmirin dizine Cüşem kabilesinden birisi tarafından bir ok atılmıştı.

Okçu, okunu EbuÂmir´in dizkapağına saplamıştı.

Hemen, Ebu Âmir´in yanına koştum.

Ona:

´Ey amca! Oku sana kim attı?´ diye sordum.

´İşte, ok atan katilim şudur!´ diyerek onu gösterdi.

Ben hemen katile doğru koştum ve yetiştim.

Katil, beni görünce, dönüp kaçmaya başladı. Ben de onun ardına düştüm.

Hem koşuyor, hem de:

´Sen kaçmaktan utanmıyor musun? Niçin durmuyorsun?´ diyerek bağırıyordum.

Adam, nihayet, kaçmaktan vazgeçti.

Her ikimiz kılıçlarımızla vuruşmaya başladık. En sonunda, ben onu öldürdüm.

Sonra, Ebu Âmir´in yanına gelip:

´Allah, adamını öldürdü!´ dedim.

Amcam, bana:

´Şu oku dizimden çek, çıkar!1 dedi.

Ben de oku hemen çıkardım.

Fakat, okun yerinden pek çok su boşandı.

Amcam hayatından umudunu kesti ve bana:

´Ey kardeşimin oğlu! Peygamber Aleyhisselama benden selam söyle! Benim için Allahtan mağfiret dilesin!´ dedi ve beni kendisinin yerine halkın üzerine kumandan tayin etti.[273]

Ebu Âmir sancağı Ebu Musa´ya verdi ve:

´Atımı, silahımı Peygamber Aleyhisselama teslim et1 dedi.[274]

Ebu Âmir, bir müddet sonra, şehit olarak vefat etti.[275]

Yüce Allah ondan razı olsun!

Ebu Musa el-Eş´arî, sancağı alınca, savaşmaya girişti.

Allah, fetih ve zaferi onun eliyle gerçekleştirdi. Evtas´ta toplanan halkı bozguna uğrattı.[276] Onlar, Evtas´tan Taife kaçtılar.[277]

Ebu Musa el-Eş´arî der ki:

"Evtas´tan dönüp Peygamber Aleyhisselamın huzuruna girdim.[278]

Ebu Âmir´in silahını, atını ve sair eşyasını da yanımda götürdüm.[279]

Resûlullah Aleyhisselam, o sırada, hasırdan örülmüş, üstüne şilte serilmiş bir somya üzerinde yatıy­ordu.

Hasırın örgüleri, kendisinin sırtına ve böğürlerine iz yapmıştı.[280]

Resûlullah Aleyhisselam, bayrağı benim

Kitap: 

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Kitap okuyor musunuz?:

Son yorumlar